ERCAN DOLAPÇI

23 Nisan 1920’de TBMM açıldı. Kasım ayında düzenli ordu kuruluşu için kollar sıvandı. Anadolu’da kalan birlikler yeniden düzenlendi. Mustafa Kemal Paşa’nın amacı önce Ankara’da güçlü bir siyasi merkez yaratmaktı. Sonra da orduyu düzenlemek... Ordu güçlenmeden de Batı’da Yunan Ordusu'na karşı bir harekâta girişmemek istiyordu. Çünkü o günlerde Yunan Ordusu sayı ve donanım olarak bizden üstündü. Bizim toplamda 9 kolordumuzda 50 bine yakın askerimiz vardı. Onlar ise iki kolordu ile İzmir’e çıkmış ve adım adım Ankara kapılarına gelerek bu sayıyı 220 bine vardırmışlardı. Sakarya Savaşı’nda ordu mevcutları 125 bine yakındı. Bizim ise 102 bin… 

Bu arada Yunan Ordusu da boş durmuyordu. İngiliz siyasetine göne hareket ediyor, bölgede genişliyordu. Düzenli ordu kurulana kadar Ayvalık’tan Aydın’a kadar o büyük cephede 80 bine yakın Kuvayı Milliye güçleri dediğimiz gerilla birlikleri vardı. Bunlar 1.5 yıl yaptıkları mücadeleyle Ankara’ya zaman kazandırdı. Ancak bu cephenin zaman içinde çökmesiyle bu yöntemle zaferin kazanılamayacağı da görüldü.

İsmet Paşa ve Fevzi Paşaların komutasında Kuvayı Milliyeler düzenli orduya katıldı. Ordu güçlendirildi. İşte bugünlerde Yunan Ordusu da ilerlemeye başladı. Bursa işgal edildi. Eskişehir-Sakarya ve Ankara hattına ilerleme başladı. İlk zafer 10 Ocak 1921’de I. İnönü Muharebesi sonrası geldi. Bu küçük çaplı bir savaştı ancak moral gücü ve siyasi bakımdan büyük getirisi oldu. Ankara rüştünü ispatladı. 16 Mart 1921 günü Moskova’da Dostluk ve Kardeşlik Antlaşması imzalandı. Sovyet desteğinin yolunu açtı. Dört gün dört gece süren II. İnönü Muharebesi sonrası düşmanın Türk süngüsü önünden çekilmesi 1 Nisan 1921 günü ikinci zaferi getirdi. Bu iki muharebe Sakarya Zaferi’nin de ön hazırlığı oldu.

Bu yıl üç önemli zaferin 100. yılını kutluyoruz. Ne mutlu bize... Bu zaferler de 30 Ağustos 1922 günü kazanılan Büyük Zaferi getirdi. Adım adım bir destan tamamlandı.

KANSU’NUN KALEMİNDEN

1919 yılında doğan şair Ceyhun Atuf Kansu, 43 yıl sonra yaptığı bir gezi sonrası İnönü Muharebesi'ni şöyle tarif eder:

"Tepeler… Tepeler… Birini bırakırsan öbürünü savunursun, öbürünü savunacaksın. Ama şimdi üzerinde oturduğum bu tepeyi savunan 1’nci Tümen askerleri hiç bırakmadılar. Verdiler, aldılar, taşını toprağını kanlarıyla boyadılar ve bırakmadılar. Bu tepenin taşını, toprağını öğüp Üç Şehitler Destanı'ndan şu mısraları okuyorum: 'Kazanıldı Üç Şehitler Tepesi'nden çok şükür / II. İnönü Savaşımız.' Bu tepeye gönüllerini, kanlarını ve adlarını öylesine vermişlerdi ki, en sonunda Üç Şehitler Tepesi, üç şehitlerin oldu. Bu üç şehidin adı var mı? Bir ulusal savaşın askerlerine hep birden 'Adsız Asker' adı verilmiyor mu? Veriliyor. Ama, destan onları ve bu adsızlıkları kurtarıyor ve onların adını Üç Şehitler Tepesi'nin üzerine üç halk yıldızı gibi dikiyor: Üsteğmen Fehmi Bey, Yüzbaşı Fahri Bey, Yüzbaşı Ali Rıza Bey. Bu üç yıldız adıyla, Anadolu’nun bu adsız tepesi birden ad kazanıyor, Üç Şehitler Tepesi oluyor.

"Ankara ve bütün bir ulusal kurtuluş alınyazısını o tepelere bağlamıştı. Birden, 1 Nisan günü Metris Tepe’den -yeniden aldığımız o adı güzel tepeden- tıkırtılarla Ankara’ya İsmet Paşa’nın tellerinden şu ses geldi: 'Sağ kanadımızın karşı saldırısıyla, Gündüzbey kuzeyinde düşman çekiliyor. Bozöyük yanıyor. Düşman, binlerce ölüsüyle doldurduğu savaş alanını silahlarımıza bırakmıştır'." (Ceyhun Atuf Kansu, Atatürkçü Olmak, 3. Baskı, Bilgi Yayınevi, Ankara, 1996, s.43, 45.) 

'MİLLETİN TALİHİNİ YENDİNİZ'

Kansu’nun bıraktığı yerden Mustafa Kemal devam etsin:

"Siz orada yalnız düşmanı değil, milletin makûs talihini de yendiniz. İstila altındaki bedbaht topraklarımızla beraber bütün vatan, bugün en uzak noktalarına kadar zaferinizi kutluyor. Düşmanın hırs-ı istilası azim ve hamiyetinizin yalçın kayalarına başını çarparak hurdahaş oldu.

"Namınızı tarihin mefahir kitabesine kaydeden ve bütün milleti hakkınızda ebedi minnet ve şükrana sevk eden büyük gaza ve zaferinizi tebrik ederken, üstünde durduğunuz Tepenin size binlerce düşman ölüleriyle dolu bir şeref meydanı seyrettirdiği kadar, milletimiz ve kendiniz için yükseliş şaşaalarıyla dolu bir istikbal ufkuna da nazır ve hâkim olduğunu söylemek isterim." (Şevket Süreyya Aydemir, Tek Adam, 6. Baskı, Remzi Kitabevi, İstanbul, 1976, s.505.)

'EN ZALİMANE HÜCUMLAR'

İsmet Paşa da bu güzel satırlara şu anlamlı cevabı verir:

"Zulüm ve istibdat dünyasının en zalimane hücumlarına karşı, yalnız ve şaşkın kalan milletimizin maddi ve manevi bütün kabiliyet ve kuvvetlerini ruhundaki ateşle toplayan ve harekete getiren Büyük Millet Meclisi'nin Reisi Mustafa Kemal Paşa!..

"Kahraman askerlerimiz, zabitlerimiz ve askerlerimizle avcı hatlarında omuz omuza vuruşan Fırka ve Kolordu Kumandanları namına takdirat ve tebrikatınıza kemali fahr ile arzı şükran ederim." (age, s.506.)

Ve Aydemir’in değerlendirmesi:

"Hulasa muharebeler, o 1921 başından itibaren, artık bir nefes ve mukavemet harbi halini almıştı. Artık yapılacak iş, bir an önce ordu kadrolarını doldurarak yeni ve uzun sürecek mücadelelere hazırlanmaktı. Daha doğrusu orduyu yeniden kurmaktı." (age, s.507.)

DAĞLARCA’NIN SATIRLARINDA

Büyük şair Fazıl Hüsnü Dağlarca bu savaşı dizelerinde ölümsüzleştirir:

Durduk, süngü takmış kâfir ayakta,

Bizde süngü yok.

Bir hayret kızıllığı akardı üstümüzden

Dehşetten daha çok.

Durduk, süngüsü düşmanın pırıl pırıl,

Önümüze çıktı bir gündüz bir gece.

Korku değil hâşâ,

Bir büyük düşünce.

Mehmetçik.

Atıldı Mehmetçik, büyüyü bozdu,

Bir düşman süngüsüne, göğsünden

Bu şehadetle kayalar yarıldı sanki

Dipçik gürültüsünden.

Soruyordu herkes birbirine:

“Parlayan şey bu mu?”

Muzaffer oluyordu bileklerimizde,

Tarihin ilk dipçik hücumu.

Hayran oluyordu koca gökyüzü

Göğüslerimizde büyüyen bahta

28 Mart günü bir Adsız-tepe’de

Çeliğe karşı tahta.

(…)

Aydınlık