Anasayfa
2019-05-15 09:49:05 ( 12 izlenme )

İdlib'de Rusya ve Suriye ile işbirliği öncelikli olmalı

Suriye, İran, Irak, Lübnan, Ürdün, Mısır, Rusya ve Çin ile bölge politikalarında işbirliği yapma zorunluluğu Türkiye için önceliklidir. İdlib Sorunu kontrol altına alınmazsa, Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Harekatı ile elde edilen kazanımlar tehlike altına girecektir.


TEVFİK KADAN

Emekli Hava Pilot Tümgeneral Beyazıt Karataş’la 3 soru 3 yanıt...

1- İdlib’deki sorun neden çözülemiyor? Türkiye ve bölge ülkeleri hangi adımları atmalı?

Suriye ihtilafına siyasi çözüm bulma yolundaki gayretleri desteklemek üzere 30 Aralık 2016 tarihinde ilan edilen ülke genelinde ateşkesi tahkim etmek ve bu çerçevede Suriye’de çatışan taraflar arasında benimsenebilecek güven artırıcı önlemler geliştirmek üzere hayata geçirilen Astana (Nur Sultan) toplantılarının dördüncüsü 03-04 Mayıs 2017 tarihlerinde yapılmıştı.

Anılan toplantıda, ateşkes düzenlemesinin garantör ülkeleri olan Türkiye, Rusya Federasyonu ve İran arasında Suriye’nin İdlib vilayetinin tamamı, Lazkiye, Halep ve Hama vilayetlerinin belli bölümleri, Homs vilayetinin belli bölümleri, Şam/Doğu Guta bölgesi ve Deraa ve Kuneytra vilayetlerinin belli bölümlerini kapsayan çatışmasızlık bölgeleri oluşturulmasına ilişkin Muhtıra imzalanmıştır. Çatışmasızlık bölgelerinin sınırları ve işleyişine ilişkin ayrıntı ve düzenlemeler, önümüzdeki dönemde üç Garantör ülke arasında tesis edilecek çalışma grubunda belirlenecektir, kararı alınmıştır.

Türk Silahlı Kuvvetleri Kazakistan’ın başkenti Astana’da (Nur Sultan) garantör ülkeler Türkiye, Rusya Federasyonu ve İran arasında sağlanan anlaşma çerçevesinde, 13 Ekim 2017-16 Mayıs 2018 tarihleri arasında İdlib gerginliği azaltma bölgesindeki ateşkesin takibi için 12 gözlem noktası oluşturmuştur.

Şubat 2018 ayından itibaren Suriye ve Rusya tarafından Suriye’nin güneyindeki muhalif gruplara karşı yürütülen karşı harekat sonrası bu bölgelerde yaşayan sivil ve terörist grupların çoğu daha önce de olduğu gibi İdlib’e gelmek istemiş veya göç etmiş İdlib’in nüfusu yaklaşık 4 milyona ulaşmıştır. Bu nüfusun yaklaşık 1 milyonu Türkiye sınırına sıfır sayılabilecek 200’e yakın kampta barınmaktadır.

%204.%20Astana%20Toplant%C4%B1s%C4%B1%2003-04%20May%C4%B1s%202017
4. Astana Toplantısı 03-04 Mayıs 2017

İDLİB MUTABAKATI

Suriye ve Rusya’nın daha sonra İdlib’e yönelmesi üzerine, başta Türkiye olmak üzere, ABD, İngiltere, Fransa ve Almanya İdlib’e yönelik askeri harekatın engellemesini istemiştir. Bunun üzerine 17 Eylül 2018 tarihinde Türkiye ile Rusya arasında düzenlenen Soçi Zirvesi ile İdlib’e askeri harekat durdurulmuştur.

17 Eylül 2018’de Soçi’de imzalanan mutabakat zaptına göre; Rusya Federasyonu’nun İdlib’de askeri operasyonlar ve saldırılardan kaçınılması için gerekli önlemleri alacağı, 15-20 kilometre derinliğinde silahsızlandırılmış bir bölgenin (demilitarized zone) kurulacağı, çatışan taraflara ait ağır silahların (Çok namlulu roketatar sistemleri, tank, havan, top vb.) 10 Ekim 2018’e kadar silahsızlandırılmış bölgeden çekileceği; terörist grupların, silahsızlandırılmış bölgeden 15 Ekim 2018’e kadar çıkacağı, belirtilen bölgede Türk ve Rus askerleri tarafından devriye faaliyetleri yürütüleceği, M4 (Halep-Lazkiye) ve M5 (Halep-Hama) otoyollarının 2018 yılı sonuna kadar güvenliğinin sağlanarak trafiğe açılacağı, bu faaliyetler kapsamında İran, Rusya, Türkiye’nin Müşterek Koordinasyon Merkezi kuracağı hususları karara bağlanmıştır.

İdlib’de Türkiye’nin süreç içinde de yaptığı çözüm çalışmalarını da reddeden dört radikal ana örgüt bulunuyor: Heyeti Tahriri Şam (Şam Kurtuluş Heyeti-HTŞ), Hurras Eldin, Cundül Aksa ve Türkistan İslam Partisi. 15 bin militana sahip Heyet Tahrir Şam, İdlib bölgesinin yaklaşık yüzde 65-70’lik bölümünü kontrol etmektedir. El Kaide bağlantılı Heyet Tahrir Şam, tüm görüntüsü ile DEAŞ’ın bir kopyası niteliğindedir. İdlib bölgesinin güney ve güneybatısında faaliyet gösteren Çin ve Rusya’nın hedefindeki radikal gruplardan, bünyesinde Uygurlar hariç hiçbir yabancı savaşçıyı almayan yaklaşık 3 bin militanı olan Türkistan İslam Partisi bulunmaktadır.

Orta ve uzun vadede yapılan tüm mutabakatlara ve alınan - aslında yeterli olamayan- tedbirlere rağmen, İdlib’teki -çözüme ulaştırılmasının zor- sorunlar yumağı büyümüştür. Bu gelişmeler üzerine Nisan 2019 ayı sonundan itibaren Rusya ve Suriye tarafından İdlib’in güneyindeki terör hedeflerine karşı öncelikle hava taarruzları, 06 Mayıs 2019 tarihinden itibaren hava ile koordineli kara harekatı başlatılmıştır.

T%C3%BCrkiye%20ile%20Rusya%20aras%C4%B1nda%20d%C3%BCzenlenen%20So%C3%A7i%20Zirvesi%2C%2017%20Eyl%C3%BCl%202018.
Türkiye ile Rusya arasında düzenlenen Soçi Zirvesi, 17 Eylül 2018.

BÖLGE ÜLKELERİYLE İŞBİRLİĞİ ZORUNLULUK

Reklamdan sonra devam ediyor 

Özetle; dünyanın yükünü çeken, “düzensiz göç ve göçmenler” açısından yaklaşık 4 milyona ev sahipliği yapan Türkiye’nin, daha uzun yıllar bu soruna evsahipliği yapması ve birlikte yaşaması mümkün görünmemektedir. Başından itibaren önerdiğimiz gibi Türkiye’nin bölge ülkeleri ile işbirliği yapmadan Suriye’deki gelişmeleri kontrol etmesi söz konusu değildir.

Suriye, İran, Irak, Lübnan, Ürdün, Mısır, Rusya ve Çin ile bölge politikalarında geçmişteki mevcut tüm sıkıntılara rağmen gelecek için işbirliği yapmanın zorunluluk, hatta fazla zaman kaybetmeden gayret göstermenin Türkiye için öncelikli olduğu ortadadır. Pimi çekilmiş bir bomba olan İdlib Sorunu yakıcı hale gelmeden kontrol altına alınmazsa, Münbiç ve Fırat’ın Doğusuna harekat yapmak daha da zorlaşacak, Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Harekatı ile elde edilen kazanımlar tehlike altına girecektir. Bu karmaşa ve hatalar zinciri PKK/KCK, PYD/YPG ve FETÖ’ye destek veren ABD ve yandaşlarının işlerine gelecektir.

2- ABD son dönemde başta Doğu Akdeniz ve Basra Körfezi olmak üzere Ortadoğu’ya ilave askeri personel, uçak, uçak gemisi ve malzeme sevk etti. Bu yığınaklağın amacı nedir?

Askeri ve politik stratejilerde ana unsurlar, tehdidi uzaktan yok etmek, yani uzaktan savunma yapmaktır. ABD askeri strajesi de bu iki ana unsur üzerine kurulmuştur. Etrafı iki büyük Pasifik ve Atlas Okyanusu ile çevrili ABD, ana kıtasına yönelik veya yönelecek herhangi bir tehdidi mümkün olduğunca uzaktan veya kaynağında önlemeyi hedeflemiştir. 11 Eylül saldırılarında ise kendi evinden vurulmuştur. Soğuk Savaş döneminde olduğu gibi bugün de ABD askeri stratejisi büyük ölçüde askeri üsler zincirine dayanmaktadır. ABD gibi bir jeostratejik konuma sahip bir ülkenin kilit unsuru, her dönemde Amerikan Deniz Kuvvetleri olmuştur. Bu güç dünyanın her yerine kuvvet nakletme ve müdahale etme kabiliyetine sahiptir.

ABD’nin Ortadoğu’daki askeri personel sayısı 55 bin.

Ana konsept, üslerin zaman içinde hedef bölgelerine coğrafi olarak daha fazla yaklaştırılması ve birbirlerini destekleyecek durumda olmalarıdır. ABD ve Sovyetler Birliği, Soğuk Savaş boyunca, üs edinme ve nüfuz alanını genişletme mücadelesi içinde birbirlerinin ana kıtalarını doğrudan tehdit etmekten kaçınmışlardır. Ancak Üçüncü Dünya ülkelerinin topraklarında güç mücadelesine girmekten kaçınmamışlardır. Örneğin İleriden Savunma Konsepti, ABD kadar Rusya Federasyonu için de geçerlidir. ABD ve Rusya’nın bugün Suriye’de bulunma sebebi yine bu konseptle ilgilidir.

ABD’nin halen dünyada -dönem, zaman ve intikallere bağlı olarak rakamlar değişmekle birlikte bir fikir vermesi açısından- yaklaşık 177 ülkede 800 askeri üssü ve bu üslerde 200 bin askeri personeli bulunmaktadır. ABD’nin Türkiye dahil Ortadoğu’daki askeri personel sayısı yaklaşık 55 bindir.

Enerji kaynakları açısından dünya petrol rezervlerinin yüzde 61’ine, dünya doğalgaz rezervlerinin yüzde 41.2’sine sahip olan Ortadoğu’daki ABD askeri varlığı neleri hedeflemektedir? Her şey net olarak gözükmektedir. Bu ülkeler ürettikleri petrolü ve doğalgazı ABD’nin istemediği hiçbir ülkeye satamazlar, petrol ve doğalgaz gelirlerini ABD’nin istemediği hiçbir yere yatıramazlar, çıkartılan petrolü ve doğalgazı ABD doları dışında başka bir para birimi ile satamazlar.

ABD’nin son aylarda zaten var olan askeri gücünü, askeri yığınağını Doğu Akdeniz, Basra Körfezi, Kızıl Deniz’de İran’ı bahane ederek artırması zaten “Barut Fıçısı” olan Ortadoğu’daki gerilimi iyice artırmıştır. ABD’li yetkililerin askeri yığınağını artırıp, uzlaşmaz tutumlar sergileyip bir de savaş istemediklerini söylemesi tamamen aldatmacadır. ABD’nin halihazır uygulamaları sıcak savaş öncesi istediğini yaptırabilmek için Yumuşak Güç (Soft Power) ve Ganbot Diplomasisi (Gunboat Diplomacy) uygulamalarıdır.

Dünyadaki ABD’nin politikalarının amacı; Rusya’nın yükselişini durdurmak, Avrupa’daki Rus etkisini azaltmak, İsrail’in güvenliğini sağlamak, İran’ı istikrarsızlaştırarak kuşatmak, Orta Asya ve Pasifik’te Rus ve Çin liderliğinde siyasi ve askeri oluşumları engellemek olarak özetlenebilir.

D%C3%BCnya%20kan%C4%B1tlanm%C4%B1%C5%9F%20do%C4%9Falgaz%20%20rezervlerinin%20b%C3%B6lgesel%20da%C4%9F%C4%B1l%C4%B1m%C4%B1
Dünya kanıtlanmış doğalgaz rezervlerinin bölgesel dağılımı
D%C3%BCnya%20kan%C4%B1tlanm%C4%B1%C5%9F%20petrol%20rezervlerinin%20b%C3%B6lgesel%20da%C4%9F%C4%B1l%C4%B1m%C4%B1
Dünya kanıtlanmış petrol rezervlerinin bölgesel dağılımı

ABD’nin ana kıta dışındadünyadaki askeri personel sayısı 200 bin

Reklamdan sonra devam ediyor 

1996-1999 yılları arasında Atina Askeri Hava Ataşesi olarak görev yaptınız. Şahit olduğunuz önemli olaylar nelerdir?

Yunanistan’daki görevime, 1995-1996 yıllarında Konya 3’üncü Ana Jet Üs 133’üncü Filo Komutanlığım sırasında Türkiye ve Yunanistan’ı savaşın eşiğine getiren Ocak 1996 ayında patlak veren Kardak (İmia) Krizi ile Kıbrıs’ta 08 Ağustos 1996’daki motorsikletli Rumların eylemleri ve 14 Ağustos 1996’da Yeşil Hatta meydana gelen ve bayrak direğine çıkarak Türk Bayrağını indirmeye çalışan Rum’un öldürülmesi sonrası Ağustos 1996 ayında gittim, Eylül 1999 ayında döndüm. Yunanistan’daki görevim sırasında meydana gelen, tümü kitaplara sığmayacak bazı önemli olayları hatırlatmak istiyorum özetle;

08 Ekim 1996: Balıkesir Hava Üssü’nden kalkan çift kişilik F-16D savaş uçağımızın Tanagra Hava Üssünden kalkan 332’ inci Mirage Filosuna ait Yunan Mirage-2000 uçağı tarafından Ege’nin uluslararası hava sahasında füze ile vurularak düşürülmesidir. Uçak pilotlarımızdan Yüzbaşı Nail Erdoğan’ın şehit edilmesi, diğer pilotumuz Kurmay Yarbay Osman Çiçekli’nin paraşütle uçaktan atlayarak yaralı olarak kurtulması.

Ocak 1997: 1997 yılı başında başlayan 29 Aralık 1998 tarihinde sona eren S-300 krizi, füzelerin Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) yerine Girit’e konuşlandırılması.

10 Nisan 1997: Yunan Parlamentosu’ndan 186 milletvekilinin terörist başı Abdullah Öcalan’ı Yunanistan’a davet etmesi.

29 Eylül 1998: İtalyan Parlamentosu’ndan 32 milletvekilinin çoğunluğu D’Alema Hükümetini destekleyen partilerden olmak üzere terörist başını İtalya’ya davet etmesi.

09 Ekim 1998: Terörist başının Suriye’den sahte pasaportla çıkarak Yunanistan’a gelişi.

09 Ekim 1998-16 Şubat 1999: Terörist başının kendisini kabul edecek yer ararken Suriye’den çıkışından yakalanışına kadar gittiği ülkeler; Suriye-Yunanistan (Birinci geliş 1 gün), Rusya (Birinci geliş 33 gün), İtalya (66 gün), Rusya (İkinci geliş 4 gün), Tacikistan (9 gün), Rusya (Üçüncü geliş 1 gün), Yunanistan (İkinci geliş 3 gün), Belarus (1 gün), Yunanistan (Üçüncü geliş 2 gün), Kenya (14 gün), Türkiye’dir. Terörist başının sığınacak yer aramasına ilişkin yerler, bazı ülkeler birden fazla olmak üzere toplam 12 noktadır.

06 Kasım 1998: Yunan Parlamentosu’ndan 109 milletvekilinin ikinci kez terörist başını Yunanistan’a davet etmesi.

04 Aralık 1998: Rusya Parlamentosu’nun Alt Kanadı Duma’nın, 198 ‘evet’, bir ‘hayır’ oyu ile terörist başının Rusya’ya iltica talebini kabul etmesi.

15 Şubat 1999: 02 Şubat’ta Kenya’nın başkenti Nairobi’ye gelen ve Yunanistan Büyükelçiliği’nde saklanan terörist başının yakalanması.

16 Şubat 1999: Terörist başının Türkiye’ye getirilmesidir.

Yunanistan’a 29 Ocak 1999 tarihinde üçüncü kez gelen terörist başı, Belarus’a gitmek için beklerken, Atina’nın doğusunda Agio Andrea yazlık sahilinde bulunan askeri kampta 31 Ocak 1999 tarihinde Yunan Genelkurmay Başkanının yazlık villasında kısa bir süre ağırlanmıştır.

Reklamdan sonra devam ediyor 

Uçakla ülke ülke dolaşan terörist başının, özel uçak kullanıldığı durumda Türk Savaş Uçakları tarafından düşürülmesi korkusu ile rota ve program değiştirmek zorunda kaldığı bilinmektedir.

Terörist başının Kenya’daki Yunanistan Büyükelçiliği’nde saklanırken kendisine eşlik eden ve daha önce Türkiye’de görev yapmış Yunan istihbaratında çalışan Yarbay Savvas (Savaş) Kalenderis’e yakalanmadan önce yapmış olduğu ve son yıllarda hepimize tanıdık gelecek, kimin veya kimlerin ağzı ve düşünceleriyle konuşmuş olduğu konusunda ayrıca fikir verecek açıklamaları, özetle şu şekildedir;

■ Kemalizm ve derin devlet yenilmelidir.

■ Kürtlerin bağımsızlıklarını kazanmaları halinde Türkiye, binlerce yıldır Anadolu ve tüm bölgedeki egemenliğinin stratejik temelini kaybetmiş olacaktır.

■ Halkımızın dini duyguları ile oynayıp bir İslam toplumu kurmak istemektedirler.

■ Kürdistan İslam devleti olmaz.

■ Kürtler laiktir. Hiçbir zaman radikal İslam ile işbirliği yapmayacaktır.

UÇAĞIMIZIN DÜŞÜRÜLMESİ

Yunanistan’daki görevime başlamamdan yaklaşık 1,5 ay sonra 08 Ekim 1996 tarihinde çift kişilik F-16D uçağımız, Ege’nin uluslararası hava sahasında Yunan Mirage-2000 uçağı tarafından füzeyle vurularak düşürülmüştür. Pilotlarımızdan Yüzbaşı Nail Erdoğan şehit olmuş, Kurmay Yarbay Osman Çiçekli paraşütle uçaktan atlayarak yaralı olarak kurtulmuştur. Kurmay Yarbay Çiçekli, Yunan helikopteri tarafından kurtarılarak Sakız Devlet Hastanesi’ne kaldırılmış ve daha sonra Türkiye’ye getirilmiştir.

F-16D uçağımızın düşürülmesinden sonra Yunanistan Savunma Bakanı Tanagra Hava Üssü’nü ziyaret etmiş, basında yer alan haberlere göre uçağımızı düşüren pilotları kutlamıştır. Sahibi öldükten sonra yayın hayatına son verilen aşırı sağcı “Stohos-Hedef” gazetesinde 1996-1999 yılları arasında yer alan haberlerde uçağımızın düşürüldüğüne dair hususlar, üstü kapalı bir şekilde çeşitli zamanlarda gündeme getirilmiştir. Yani 2003 yılından çok önce uçağımızın düşürülmesi haberi Yunan basınında yer almış ve diğer resmi belgelerle birlikte devlet arşivlerimizdedir. 2003 yılından sonra ise bu olay uçağı düşürdüğü belirtilen pilot ismi ile birlikte itiraf niteliğinde tekrar Yunan basınında yer almaya başlamış, aynı haberler Türk basınında da yer bulmuştur.

Uçağımızın düşürülmesi ve sonrasına ait tüm bilgi ve belgeler; Türkiye’nin en iyi arşivine sahip Dışişleri Bakanlığı’nda, Genelkurmay Başkanlığı’nda, Atina Türk Büyükelçiliği ve Atina Silahlı Kuvvetler Ataşeliği’ndedir.

Vatanı uğruna hayatını veren tüm şehitlerimize yüce Allah’tan rahmet dilerim. Ruhları şad, mekanları cennet olsun. Gazilerimize ise uzun ve sağlıklı ömürler dilerim.

Uçan, uçuran ve onları destekleyen çelik kanatlara ise en derin şükranlarımı sunarım.

%C5%9Eehit%20Hava%20Pilot%20Y%C3%BCzba%C5%9F%C4%B1%20Nail%20Erdo%C4%9Fan%2C%2008%20Ekim%201996.
Şehit Hava Pilot Yüzbaşı Nail Erdoğan, 08 Ekim 1996.

aydinlik.com.tr

Bunlar da İlginizi Çekebilir