HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli, partisinin grup toplantısında, güncel gelişmeleri değerlendirdi.

HDP Basın Bürosu’nun medya kuruluşlarına gönderdiği metne göre; Temelli "Şimdi bir kez daha dile getiriyoruz. Ya bir masaya oturacaksınız muhatabıyla, ya savaşa devam edeceksiniz. Bu iktidarın tercihi savaştır. Biz de onlara masa mesafesini öneriyoruz. Gelin bu masaya oturun. Biz katkı vermeye hazırız. Geçmişte olduğu gibi yine katkı vermeye hazırız. Muhatabı bellidir. Bu muhatabı yok sayarak başka muhataplar arayarak çözüm üretemezsiniz" dedi.

Temelli grup toplantısında şunları söyledi: 

“Geçen hafta boyunca Amed’de, Van’da, Hakkari’de, Gever’de, Silvan’da, Lice’de ve Urfa’daydık. Hem ililçe kongrelerine katıldık hem de halkımızı ziyaret ettik. Size onların coşkusunu, direncini, mücadele kararlılığını ve selamlarını getirdim. 

“HALKTAN KOPUK YAPACAĞINIZ PAZARLIKLARIN SONUCU BUDUR”

Halkımız hummalı bir çalışma içinde. Herkes süpürge üretiyor. Biliyorsunuz çok yakında bu kayyumları bu coğrafyadan süpürüp atacağız. Ama bununla kalmayacağını fark edenler birbirlerine düştüler. Önce yerel yönetimlerde, sonra merkezi yönetimlerde hepsini süpürüp atacağız. Bunları faşizmin çöplüğüne süpürüp atacağız. Az kaldı, çok yakında. İttifak dedikleri pazarlıktı. Biz söylemiştik, halktan kopuk yapacağınız pazarlıkların sonucu budur. 

Geldiğiniz nokta budur, pazarlıklarla bu halkın sorunlarına çözüm üretemezsiniz. Bu halkın sorunlarına çözüm üretmek için halkın içinde olacaksınız, onlarla omuz omuza olacaksınız. O zaman Türkiye’ye barış da gelir, demokrasi de gelir. Türkiye’ye barış da gelecek, demokrasi de gelecek ve HDP'yle gelecek. 

“CEVABINI YEREL SEÇİMLERDE ALACAK”

Biz Amed’e gittiğimizde Amed’de ilk karşılaştığımız şey AKP’nin seçim kampanyası oldu. Biliyorsunuz, AKP Kürt illerinde seçim kampanyasını valilerle, savcılarla, kaymakamlarla, güvenlik güçleriyle yürütüyor. Biz de gittiğimizde 130 arkadaşımızın gözaltı operasyonu ile karşılaştık. Gözaltına alınanlardan 30’a yakını tutuklandı. Bir suçları olduğundan değil; HDP’li olup 24 Haziran seçim çalışması yürüttükleri için tutuklandılar. AKP’nin kampanyası böyle sürüyor. Bu zihniyetle halka yaklaştığı için de cevabını yerel seçimlerde alacak. 

“HERHALDE YEREL SEÇİMLERE KADAR 3 KERE DAHA AÇACAK”

Hani gitmiş demiş ya Diyarbakır Stadını açarken “burada umduğumuzu bulamadık.” Orada umduğunu hiçbir zaman bulamayacaksın. Yerel seçimlerde 24 Haziran’daki işi tamamına erdireceğiz, umduğunu bulamayacaksın. Bu stad biliyorsunuz ikinci kez açıldı, herhalde yerel seçimlere kadar 3 kere daha açacak. 

“BİZ DE SANDIKLARDA GÖSTERECEĞİZ”

Kendi kendine gidiyor stad açıyor, orada Diyarbakırlı yok. Kendi kendine topa vuruyor. Futbolun bir tarafı da hile, şike ile anılır. O tarz futbolcu geleneğini sandıklara da taşımak istiyor. Hileyle, şaibeyle yerel seçimleri alacağını sanıyor. Yanılacağını nasıl Amedspor sahalarda gösteriyorsa, biz de sandıklarda göstereceğiz. 

“NEREYE GİTSENİZ YA ABLUKA YA KAYYUM VAR”

Amed’de bir akşam sokaklara çıkanlar baktılar kent abluka altında. Ne oluyor, yarın Cumhurbaşkanı geliyor. Böyle geleceksen gelme, bu kadar korkuyorsan gelme. Nasıl prompterdan okuyorsun oraya da sinevizyonla git. Sen korkuyorsun diye neden bu şehir abluka altına alınıyor. Ama bunlar kayyumcu olduğu kadar ablukacı da. Lice’ye gidiyorsunuz, Bitlis’e gidiyorsunuz abluka var. Nereye gitseniz ya abluka ya kayyum var. 

“BU HALK NE BAŞ EĞECEK NE DİZ ÇÖKECEK”

Bu halk bunu hak etmediği için de yanıtı çok güçlü oluyor. 40 yıldır bu yanıtı vermeye devam ediyor, 40 yıl da geçse devam edecek. Ne baş eğecek ne diz çökecek. Barış ve demokrasi mücadelesinde ayağımız zerre kadar sürtmeyecek. 

“BELEDİYELERİMİZE MÜFETTİŞLER KARARGAH KURDU”

O denli çaresizliğe sürüklenmişler ki kayyum politikaları da bu çürümüşlüğün en açık ifadesi. Kayyum deyince akla gelen en önemli şeylerden biri yolsuzluk. Bizim belediyelerimize müfettişler karargah kurmuşlardı. Gece gündüz bu belediyelerden çıkmamışlardı. Ama ne Sayıştay, ne İçişleri Bakanlığı müfettişleri tek kuruş yolsuzluk buldu. Buna karşılık kendi atadıkları kayyumlardan 9’u görevden alındı hem de yolsuzluk nedeniyle. 

KAYYUMUN SİLOPİ’DEKİ YOLSUZLUĞU BELGELENDİ 

En son Silopi Belediyesi’ndeki yolsuzluğa bakın. 1 milyon liralık arsa 26 bin liraya AKP üyesinin ağabeyine, 500 bin liralık arsa 11 bin 500 liraya AKP İlçe Başkanı’nın ablasına, 250 bin TL’lik arsayı 6 bin liraya vermişler. Belgeleri burada, raporlar burada. Yolsuzluk belgelenmiş durumda. Böyle bir tane belge çıkarsınlar bizimle ilgili. Bizim belediyelerle ilgili bir tane böyle belge çıkarsınlar. Ne var, iftira var. 

“BİR YALAN YAZIYORSUN ÖNCE KENDİN İNAN”

Van’a gittiğimizde Sevgili Bekir Kaya’nın duruşmasına katıldım. Savcı hangi hukuk fakültesini bitirmiş bilmiyorum. Bitirip bitirmediği de şüpheli. Diyor ki “Van Belediyesi’nde paralar çuvala doldurulmuş. Çuval çuval Kandil’e gönderilmiş.” Bu ne zenginlik, sanırsınız ki Van değil Monte Carlo. Ne parası, ne çuvalı? Yahu bir yalan yazıyorsun bari önce kendin inan. Bu okunurken savcı başını kaldıramıyor, kimsenin yüzüne bakamıyor. 

“YOKSULLUKLA MÜCADELE EDENLER CEZAEVİNDE, YOLSUZLUK YAPANLAR KAYYUM”

Bekir Kaya duruşması aslında bütün siyasi tutsaklar için çok önemli bir duruşma. O duruşmada yargının içine düştüğü durum teşhir oluyor. Tıpkı diğer arkadaşlarımızda olduğu gibi. Bekir Kaya’ya dönük suçlamalardan biri yoksullukla mücadele etmesi. Yani yoksullukla mücadele edenler cezaevinde, yolsuzluk yapanlar kayyum. Adalet anlayışları bu. Diğer bir suç, çocuk bakım merkezleri, kadın merkezleri ve tiyatro açmak. Tüm bunlar yani insani olan her şey suç. Bekir Kaya yargılanıyor. 8 yıl 3 ay ceza aldı. İnsani yardımlardan yana tavır aldığı için ceza aldı. 

“BEKİR KAYA VAN’I AYAĞA KALDIRDIĞI İÇİN CEZAEVİNDE”

Bugün Van depreminin yıl dönümü. Van çöktü, Van’ı ayağa kaldırmak için yoldaşlarımızla omuz omuza verdiği için, Bekir Kaya Van’ı ayağa kaldırdığı için cezaevinde. Arkadaşlarımız Türkiye’de demokrasi ve barışı ayağa kaldırmak için verdikleri mücadeleden dolayı cezaevindeler. Bu gerçekliği bu kürsüden her zaman dile getireceğiz. Tüm arkadaşlarımız özgür kalana kadar da bu mücadeleyi sürdüreceğiz. 

“TESADÜFE BAKIN Kİ KÜRT MUHTARLAR GÖREVDEN ALINDI”

Bunlar adaletsizlikte sınır tanımıyorlar. Devam ediyorlar, kaybettiklerini, yenildiklerini anladıkça devam ediyorlar. Geçen hafta 259 muhtar görevinden alındı. Hangi muhtarlar alındı, tesadüfe bakın ki gene kayyum coğrafyasında Kürt muhtarlar görevden alındı. Her yerde ayrımcılık. Saray’a çağırıyor, muhtarlara konuşuyor, kendisine biat edenleri İspanya’ya tatile gönderiyor; barış için demokrasi için direnenleri görevden alıyor. Bir iki muhtar arkadaşımızı da tutukluyorlar. İşte anlayış bu. Bu anlayış ayrımcıdır, bu anlayış nefret suçu içermektedir, bu anlayış bölücüdür. Çünkü zihinlerde yarattıkları bu bölücülüğü telafi etme imkanı yok. Ortak vatanımızda, demokratik cumhuriyeti inşa etmek için halkların arasındaki bu önyargıları kaldırmamız gerekiyor. 

“BİZ ACILARIMIZDA AKRABA OLDUK”

Biz bunu söyledikçe bunlar nefret tohumları ekiyorlar. Bunlar insanlar birbirine düşman olsun diye çabalıyorlar. Onlar bu çabada olmaya devam etsinler, biz bildiğimiz yoldan asla vazgeçmeyeceğiz. Biz acılarımızda akraba olduk. Demokratik cumhuriyet, demokratik ulusu var edene kadar da mücadelemize devam edeceğiz. 

“İBADETİMİZİ DE EĞİTİMİMİZİ DE, ANADİLİMİZDE YAPACAĞIZ”

O denli ayrımcılık var ki müftülere diyor ki “Doğu’yu ve Güneydoğu’yu boş bırakmayın”. Zihniyete bak, orada imam yok mu, orada dindarlar yok mu? Var. Ama onlara bile yaklaşırken bu ayrımcılık ile yaklaşıyor. Yani onlar anadilinde ibadet etmesin. “Onların kimliklerini yok sayalım”, yani “asimilasyona devam” diyor. İşte buna karşı biz de diyoruz ki ibadetimizi de eğitimimizi de anadilimizde yapacağız, kimliklerimizle yapacağız. 

“GAGAVUZ TÜRKLERİNE SÖYLEDİĞİNİ AMED’DE DE SÖYLE”

Sözünüzü nerede söylediğiniz önemlidir. Sözü kıymetli kılan da budur. Moldova’ya gitmiş, Gagavuz Türkleriyle konuşuyor diyor ki “kültür ırkçılığı kötü bir şeydir”. Doğru ırkçılığın her türlüsü kötüdür. Kültür ırkçılığı da diğerleri de. Bunu orada söyleme, onlar özerk zaten. Sen bunu söyleyeceksen stad açılışından önce gel Diyarbakır’da söyle. Gel de ki “kültür ırkçılığı kötüdür.” Bunu diyebiliyor musun, yok. Gitmiş Gagavuz Türklerine söylüyor, onların böyle bir derdi yok. 

“HEDİYE DİYE TOMA GÖTÜRÜYOR”

Bir yere giderken çiçek ve çikolata götür. Götürdükleri şeylere bakın TOMA. Bizde huzur yok sizde de olmasın diye TOMA götürüyor. Karşımızdaki akıl bu, anladığı bu: Silah. Anladığı savaş, anladığı şiddet. Gagavuz Türkleri şimdi ne düşünüyordur, "biz bu TOMA ile ne yapacağız" diye düşünüyordur. İşte bütün bu zihniyet ne yaparsa yapsın kendisini gizleyemiyor. Bu ırkçı bir zihniyettir. Bakmayın “kültür ırkçılığına karşıyım” dediğine, zihniyeti ırkçıdır. Irkçılığa karşı da yapacağımız en güçlü mücadele demokrasi, barış, bir arada yaşama mücadelesidir. 

“ÖĞRENCİLER ANT İÇMESİN SÜT İÇSİN SÜT!”

Şimdi hiç anlamı yokken, öğrenci andı meselesi yeniden gündeme geldi. 5 yıl önce bitmiş gitmiş, kimsenin sorduğu yok, kimsenin aklına gelecek bir mesele değil. Bu toplumda Türk çocuklarımız and okumuyor diye Türk olmalarında bir zaafiyet mi oluştu. Hayır. Aslında anttan çok daha beter ırkçı söylemleri o çocukların kafasına sokmak için ders kitaplarına işlediniz. Cinsiyet ayrımcılığı, etnik ayrımcılık, inanç ayrımcılığı, her şeyi kitaplara işliyorsunuz. Fakat bu ant meselesi niye ortaya çıktı. Nedir bu mesele, tıpkı her zaman yapıldığı gibi bu ülkede milliyetçilik üzerinden siyaset yapma anlayışının bir tezahürüdür. 

Yine döndü dolaştı karşımıza geldi. Öğrenciler ant içmesin süt içsin süt! Çünkü bu ülkede çocuk yoksulluğu var. Çocuklarımızın fiziksel ve mental gelişimi sorunlu. Çünkü bu ülkede uluslararası sağlık örgütünün verilerine göre çocuk gelişiminde sıkıntılar var. Bunlara kafa yoracaklarına yaptıkları bu. 

“CUMHUR İTTİFAKI'NIN KAVGASI KAYIKÇI KAVGASIDIR”

Türkiye bu anlayıştan dolayı hiçbir sorununu çözemediği gibi sorunlar yumağı içine her gün daha fazla sürükleniyor. Çözmenin yolu yok mu, var. Tüm programlarımızda, tüm çalışmalarımızda biz bu soruların çözümü için aslında çalışıyoruz, emek veriyoruz. Hem HDP olarak hem dostlarımızla alanında çalışan tüm STK’lar ile bu ülkenin sorunlarını nasıl çözebiliriz diye yoğun mesailer harcıyoruz. Bir de iktidarın harcadığı mesaiye bakın; yerel seçim pazarlıkları, Cumhur İttifakı birbiriyle pazarlığa tutuşmuş, af konusu, EYT konusu, and konusu. Bunlar üzerinden yürüyen hikaye pazarlıktır, bu kayıkçı kavgasıdır. Bu kavgaya son vermenin yolu halkın iradesine sahip çıkmak, halkın önderliğini kabul etmektir. 

“BİR ÜLKEYİ AYAKTA TUTAN MESELELERİN BAŞINDA KURUMLARIN ÖZERKLİĞİ GELİR”

Bakın özerklik meselesi Moldova ziyaretinde ortaya çıktığı gibi önemli bir meseleydi. Bu ülkede çözülemeyen sorunların bir çoğunda karşımıza siyasi vesayet çıkıyor. İktidarın yetkisi alanında olsun olmasın her yere bulaşması onu kendi siyasi rant hesaplarına taşıması nedeniyle bu ülkede sorunlar çözülemiyor. İşte Merkez Bankası meselesi. Bağımsız mı olsun, yoksa siyasi iktidara bağımlı mı kılınsın. Merkez Bankası’nın içine sürüklendiği durum bu. Hangi müdahaleyi yaparsa yapsın artık dikiş tutmaz. Çünkü özerk değil, ne bağımsız olacak, ne siyasi vesayete bağlı olacak. Özerk olacak, özerk olacak ki halkın, toplumun, emekçilerin yararına karar alabilsin. Yani o yurttaşların çıkarları, geleceği konusunda doğru adımlar atsın. Yoksa küresel sermayeymiş, iktidarların çıkarlarıymış, bu aralığına sıkışırsa krizden kurtulmak mümkün olmaz. 

İşte SGK; yeterince özerk çalışabilse belki de bu kara delikler olmayacak. Belki de bugün emeklilikte yaşa takılma mevzusunu konuşmayacağız. Çünkü bunun altında yatan sosyal güvenlik açıklarıydı. AKP iktidar olduğunda getirdiği ilk yasalardan biriydi. Türkiye’nin kara deliği kapanacaktı. Türkiye’nin iktisadi krizlerinin temelinde yatan bu mesele çözülecekti, çözüldü mü, hayır. Çok daha beter duruma sürüklendi. Neden? Çünkü siyasi iktidar SGK’nın özerkliğine müdahale etti. İşte özerklik bu denli kıymetli bir şey. Bir ülkeyi ayakta tutan meselelerin başında bu tür kurumların özerkliği gelir. 

“MERKEZİ VESAYET YERELLERİN MALİ KAYNAKLARINI SÜREKLİ MERKEZE POMPALIYOR”

Bir önemli adres de belediyelerdir. Belediyelerin özerklik meselesi Avrupa Yerel Yönetim Özerklik Şartı’nda da nettir. Yeterli midir, değildir. Çünkü Avrupa kendi müktesebatına göre meseleyi ele almıştır. Bunu ülkemizin koşullarına göre yeniden yorumlayacağız. Ama bu yetersizliğe bile iktidarın şerh koyduğunu biliyoruz. Avrupa Yerel Yönetim Özerklik Şartı’nda şerhler var. Özellikle de mali konularda var. Çünkü merkezi vesayet yerellerin mali kaynaklarını sürekli olarak merkeze pompalıyor. Bunun karşılığında Türkiye’nin birçok yerinde savaş, yolsuzluk, yoksulluk ve şiddet var. Demokrasi meselesi buradan geçiyor yerelde söz yetki kararının kimden olduğundan geçiyor. 

Eninde sonunda bu vesayetçi akıl gelir tüm haklarınızı gasp eder. İşte kayyum bu işin geldiği en kötü noktalardan birisini bize gösteriyor. Demokrasi meselesini o nedenle kapsamlı bir şekilde ele almak zorundayız. Hem yerel demokrasi hem dış politika alanındaki demokratik hamleler hem de iktisadi alanın demokratikleştirilmesi... Tüm bunları bütünlüklü olarak ele almazsanız, Kaşıkçı vakası gibi vakalara her gün tanıklık edersiniz. 

“KAŞIKÇI VAKASINI ADLİ TIP MÜDÜRÜ GİBİ ANLATIYOR”

Cumhurbaşkanı çıkmış Kaşıkçı vakasıyla ilgili açıklamalar yapıyor. Kaşıkçı 2 Ekim’de öldürüldü, neler olduğunu hepimiz biliyoruz. Aradan 3 hafta geçmiş, sanki olay yeri inceleme müdürü gibi çıkmış olayı anlatıyor. “Bu kameralarla sivrisineği bile yakalarız biz, nasıl oldu da gözümüzden kaçtı” diyorlar. Gözünüzden bir şey kaçmadı bu diplomaside geldiğiniz durumu size gösteriyor. 

“KAŞIKÇI NEDEN TÜRKİYE’DE ÖLDÜRÜLDÜ?”

Kaşıkçı Türkiye’de öldürüldüyse neden Türkiye’de öldürüldüğünün yanıtını vermek zorundasınız. Yoksa siz Adli Tıp Kurumu değilsiniz. Siz siyaseten sorumlu bir kurumsunuz. Bu sorunun yanıtı İdlib’dedir. Bu sorunun yanıtı Fırat’ın Doğusu’ndadır, bu sorunun yanıtı IŞİD’le yapılan işlerde saklıdır. O yüzden bu soruları size sormaya devam edeceğiz. Kamera mevzusuna gelince size başka kameraları da hatırlatayım. Suruç’taki kameralar. Şenyaşar ailesinden 3 arkadaşımız hastanede onlarca kameranın çekimi altında yüzlerce gözün önünde katledildi. Kaşıkçı'yı izleyen kameraları sorduğunuz kadar bu cinayeti izleyen kameraları da sorun. Hem de bunu sabah akşam HDP’yi izleyen İçişleri Bakanı’na sorun. Size o kameraları göstersin, o kayıtları göstersin. 17 failden hala bir kişi bile neden gözaltına alınmadı onu anlatsın. Diyarbakır İl Eş Başkanımız Şerif Camcı’yı gözaltına alana kadar bu suçluları gözaltına alın. İşte o zaman o kameralar işe yarar. 

“TÜM ANNELERİN YAN YANA GELMESİ ARTIK KAÇINILMAZ”

İdlib meselesi Fırat’ın Doğusu meselesi ve sürekli bu saldırgan politikalar, bu savaş tamtamları siyasi iktidarın ömrü uzasın diye ağızlardan düşmüyor. Bakın burada askerde evlatlarını yitirmiş aileler var; Şüpheli Asker Ölümleri Derneği. Bu savaşın yarattığı acılardan biri. Binlerce evladımızı yitirdik. Sürekli milliyetçilik söylemini yükseltenler, silahlanma yarışına girenler, savaştan beslenenler aslında evlatlarımızı, geleceğimizi bizden alıyor. Bunu en iyi anneler babalar biliyor. Evladını yitirmiş aileler biliyor. Bu topraklarda iktidarın, bu savaşın, bu anlayışın bu ittihatçı kafanın bize dayattığı bu zulme karşı tüm annelerin ailelerinin yan yana gelmesinin artık kaçınılmaz ve en acil adım olduğuna inanıyorum. 

“TECRİT BİTMEDEN BARIŞ KONUSUNDA ADIM ATILAMAZ”

Buradan tüm ailelerin, tüm anneleri yitirdiğimiz evlatların anısına sahip çıkmaya çağırıyorum. Bu savaşı hep birlikte durdurabiliriz. Bu savaşı iktidarın karşısında dikilerek durdurabiliriz.

Bizler evlatlarımızı bizden alanlara karşı başka evlatlarımızı yitirmemek için yan yana gelme ve bu iktidarın karşısında dikilme zamanıdır. Bunu yapamazsak evlatlarımızı yitirmeye devam ederiz. Sadece yitirmekle kalmayız, evlatlarımızı gömemeyiz bile, cenazesine katılamayız bile, taziyesine gidemeyiz bile. Şimdi dur deme zamanıdır. Ya şimdi dur diyeceğiz ya da evlat acısı ile yaşamaya devam edeceğiz. Dur demenin yolu da yöntemi de kolaydır. Bunun yolu barıştan, barış mücadelesinden geçiyor. Ama bugün barış tecrit altında. O yüzden şimdi tecride son verme zamanı. Barış tecrit altında, Sayın Öcalan’a yönelik tecrit bitmeden bu ülkede barış konusunda adım atmak mümkün değil. 

“GELİN BU MASAYA OTURUN BİZ KATKI VERMEYE HAZIRIZ”

Bunu yaşadık. 201315 arasında hep birlikte yaşadık. Şimdi bir kez daha dile getiriyoruz. Ya bir masaya oturacaksınız muhatabıyla, ya savaşa devam edeceksiniz. Bu iktidarın tercihi savaştır. Biz de onlara masa mesafesini öneriyoruz. Gelin bu masaya oturun. Biz katkı vermeye hazırız. Geçmişte olduğu gibi yine katkı vermeye hazırız. Muhatabı bellidir. Bu muhatabı yok sayarak başka muhataplar arayarak çözüm üretemezsiniz. Kürt sorununu çözmeden bu ülkeye barış ve demokrasi gelmez. Orta Doğu’ya barış gelmez. Orta Doğu’ya barış gelmezse dünyaya huzur gelmez. O yüzden gelin bu tecride son verin.