Anasayfa
2019-07-24 05:40:55 ( 17 izlenme )

Halk TV ve Davutoğlu’nun Suriye şifreleri

Halk TV, El Hak Suriye savaşına başından itibaren karşı çıkmıştır. Uyarmıştır. AK Parti’yi, Erdoğan iktidarını haklı olarak eleştirmiştir. Davutoğlu dış politikasını tenkit etmiştir. Ankara’nın Şam ile diyalog kurmasını, diplomatik ilişkilerin yeniden kurulmasını ve işbirliğini öneren yayınlar yapmıştır, yapmaktadır. Ancak, Halk TV önce Fırat Kalkanı ismiyle Cerablus, ardından Zeytin Dalı adıyla yapılan Afrin operasyonunu eleştiren yayınlara imza atmıştı. Sarayın Savaşı ve seçim yatırımı yorumları revaçtaydı. Kanal, 2018’den beri gündemin sıcak konusu olan Fırat’ın doğusuna yapılacak operasyon için “Macera” tabirini kullanıyor. Türkiye’nin ABD ve YPG ile anlaşmasını öneren programlara yer veriyor.

Suriye devletinin de Türkiye’nin Suriye topraklarındaki askeri varlığına ve ardından Türk sivil bürokrasinin faaliyetlerine karşı olduğu bilinmektedir. Ancak Halk TV ile Suriye devleti arasındaki temel ve hayati fark Şam; ABD ve şürekâsı SDG (YPG)’nin varlığına şiddetle karşı. Esad, ABD ile birlikte hareket edenleri “Vatan haini” olarak telkin ve telakki etmektedir. TSK’nın varlığını, özgül koşullar ve mecburiyetler sonucu Rusya ve İran ile görüşülerek zımnen kabul etmektedir. Ancak zahiren ve uluslararası hukuk ve egemenlik haklarına binaen ayrıca Şam ile görüşülmeden ve onayı alınmadan Suriye topraklarına yapılan müdahale ve varlığı “işgal ve terör örgütlerine destek” olarak kabul etmektedir.

HALK TV'NİN 'FAALİYETLERİ'

Halk TV’nin TSK’nın Suriye’deki varlığına karşı çıkmasının esprisi, Suriye devletinin tüm silahlı örgütlerden ve yabancı ordulardan arındırılmış Şam merkezi hükümeti ve meşru ordusu tarafından idare edilen bir Suriye’den ziyade, Afrin’den, Münbiç’ten Fırat’ın doğusuna kadar olan bölge üzerinde, bizim İkinci İsrail Projesi olarak tespit ettiğimiz, “Kürdistan” yalanı ile pazarlanan projenin ABD eli, kontrolü, silahı ve denetiminde, SDG (YPG) eliyle kurulmasına pasif kalmasıdır.

Suriye’ye dayatılan yıkım savaşının ilk lahzasından itibaren Halk TV’de birçok kez canlı yayına bağlandım. Haber bültenleri görüşlerime başvurdu. Ne hikmetse uzun bir zamandır buna ihtiyaç duymadılar. Bu süreçte Halk TV, birçok gazeteciyi mağdur etti. İşine son verdi. Emeğe saygı, vicdan, adalet ve hukuk mefhumunda kötü bir sınav verdi. Halk TV’ye oksijen veren gazeteci, yazar, şair ve edebiyat eleştirmeni Nihat Genç “reyting almıyor” komik gerekçesiyle 2014’te televizyondan kovuldu. Ardından OdaTV’yi ihya etti. Haber sitesinin kurucusu Soner Yalçın ve ekibi Barışlar, FETÖ kumpasıyla içerdeyken siteyi taşıyan üç kolondan birisiydi. En nihayet OdaTV’yi, Kaftancıoğullarını, İmamoğullarını, Davutoğullarını pazarlamak ve parlatmakla suçladı ve OdaTV’den ayrıldı.

Sonra Atatürk eserleriyle öne çıkan Sinan Meydan kovuldu. 2018’de Ayşenur Arslan ve konuğu Hüsnü Mahalli’nin sunduğu ‘Maniki Dünya’ programını yayından kaldırdılar. Ayşenur Arslan istifa etti. Bu boşluğu yıllarca çalıştığı gazeteden atılan ve işsiz kaldığında kanalını kendisine ve eşine açan Ulusal Kanal’dan giden Can Ataklı doldurdu. Ayşe Hanım bir müddet sonra Halk TV’de tekrar göründü. Ataklı, bir müddet sonra buradan da kovuldu. Bir müddet sonra Gökhun Demirlerin, Uğur Dündarların, Nihat Gençlerin, Yılmaz Özdillerin, Barış Yarkadaşların tepkisine ve eleştirilerine maruz kalan yayın politikaları benimsedi.

HDP SEVDALISI CHP'LİLER

Reklamdan sonra devam ediyor 

HDP ve bu partinin sevdalısı olan ama CHP’de olmanın daha kârlı getirimi olacağını bilen Sezgin Tanrıkulular, Canan Kaftancıoğulları kanalda boy göstermeye başladı. Doğrudur, onların da hakkı ve hukuku var. Şu an itibarıyla halen legal olan, parlamentoda temsil edilen, devlet bütçesinden yüklüce para alan HDP ve vekilleri, yetkilileri ile savunucuları da kanallarda boy göstersinler, görüşlerini ifade etsinler ama ve lakin onların karşısına temsil ve ifade etikleri görüşlere karşı fikir beyan edecek kabiliyette olanları da davet etmelidirler. Halk TV’nin Fırat’ın doğusu ile ilgili genel yayın formatına baktığımda, SDG (YPG) konusundaki tereddütlerini değerlendirdiğimde ilginçtir ama Davutoğlu’nun yıllar önce IŞİD (DAEŞ) için söylediklerini hatırlatmaktadır.

Ahmet Davutoğlu, dışişleri bakanı sıfatıyla NTV televizyonunda, “IŞİD, radikal ve terörize bir yapı örgüt olarak görülebilir ama bu örgüte katılan kitlelerin, ki bunun içinde Türkmenler ciddi çoğunluktadır, efendim Sünni Araplar vardır, Kürtler vardır. Bunu böyle bilmek lazım. Burada büyüyen yükselen bir güç. Daha önceki hoşnutsuzluklar, öfkeler, dışlanmalar, hakaretler, bir anda geniş bir cephede reaksiyon doğdu. Eğer Irak’ta her zaman tavsiye ettiğimiz gibi, kardeşçe dostça tavsiye ettiğimiz gibi Sünni Araplar dışlanmamış olsaydı süreçten, Musul, Anbar gibi vilayetlerde ana damar Sünni Arap vilayetlerde böyle bir Sünni öfke birikmesi olmazdı. Eğer yine kardeşçe dostça Beşar Esad’a yüzde 12'lik bir etnik mezhebi yapı bütün ülkeyi yönetmesin, hepsini paylaşın ki bu ülke hepinizin malı hepinizin, bu bilinci yayın, bu tavsiyeyi dinlemiş olsaydı şu an Suriye’de yaşananlar yaşanmazdı” demişti.

Türk Milliyetçisi ve Muhafazakâr Sünni kitlenin damarına sinsice giren mezhepçi-etnikçi şırınga ile “Sünni Türkmen” kavramı üzerinden sosyolojik bir tespit yaptığını iddia etmektedir. Öfkeli Sünni Çocuklar tabiri üzerinden tarihin en kanlı, en gerici, en bağnaz, en faşist, en kullanışlı istihbarat örgütü olan profesyonel katiller sürüsünü aklamaktadır. IŞİD’in İkinci İsrail projesi, Sünni-Şii-Alevi-Mesihi ve birçok etnik yapının toprağına fitne tohumu ekmek için, SDG (YPG)’ yi uluslararası platformda “IŞİD’e karşı savaşan kahramanlar” olarak pazarlanması için kullanıldığını örtbas etmektedir.

KALAN MUHALİF(!) MEDYA

Rıza Zelyut Bey ile, yıllar önce Şule Perinçek'le birlikte ziyaret ettikleri Hatay-Samandağ’da benim de katıldığım bir etkinlikte tanışmıştım. Efendi, saydığım bir yazar. Gazetesinden ayrılınca Aydınlık gazetesinde köşe yazarlığı yaptı. Ulusal Kanal müdavimiydi. Çok kıymetli yazıları ve programları oldu. Mehmet Faraç ve Can Ataklı’nın da katıldığı programda birlikte aynı programa konuk olduk. Geçen yazısında sahada az kalan muhalif medyayı sayarken, Yurt, Cumhuriyet, Birgün, Tele1, Halk Tv’yi saymış. Kıstası nedir anlamak zor. Ancak Ulusal Kanal’ı, Aydınlık, Sol, Sözcü, Habertürk gibi yayın kuruluşlarını muhalif olarak zikretmesinin hikmet-i sebebini de izah etmek kolay değil.

Hep derim, kör sevgi ile kör nefret şaşı baktırır. Takım tutar gibi yandaş veya muhalif olmak gazetecilik değildir. Ulusal Kanal’da Vatan Partisi'nin eleştirisi de övgüsü de yapılabilmeli, Halk TV’de CHP’nin de, HDP’nin de eleştirisi ve övgüsü yapılabilmeli. Bir gazete veya televizyonun görevi, akademisyenlerin sorumluluğu, yazarların yükümlülüğü aklamak veya kara çalmak değildir. Kör sevgi veya kör düşmanlık dürbününden Erdoğan politikaları üretmek değildir. Yanlış yaptığına inandığımızda, aldığı kararlar millet menfaatine vatan çıkarına uygun değilse eleştirecek, uyaracak ve önerilerimizi sunacağız. Doğru yaptığında bunu takdire şayan bulacağız, destekleyeceğiz.

Aynı ilkeli davranışı AK Parti, CHP, Vatan Partisi, MHP, İYİ Parti, Saadet Partisi, TKP, HKP, BP, HDP, DSP ve Babamızın Partisi için de yapabilmeliyiz. Ancak ısrarla altını çizerek söylüyorum partilerin en zor ve en gerçekçi imtihan sahası Suriye’dir. Ankara-Şam birlikteliğini, Suriye’nin toprak bütünlüğü ve siyasi birliğini, Emperyalizm, Siyonizm ve Vahhabizm'in Suriye projelerini deşifre etmeyen, karşı konumlanmayan ve parti tüzüğü ve programının parçası yapmayanın Türkiye ve bölge için hayrı olmaz.


Aydınlık

Bunlar da İlginizi Çekebilir