2013'ün Haziran'ı, yakın Türkiye tarihinin önemli bir kırılma noktası oldu. Milyonlar meydanlara döküldü, gencecik çocuklar toprağa gömüldü. Peki kim vardı bu eylemlerin arkasında? Nasıl hazırlandı, gelişti ve büyüdü? İşte Gezi'nin unutulan kodları...

2013'ün Haziranında bütün ülkeyi kasıp kavuran bir isyan bayrağı yükseldi. Gezi Parkı eylemleri olarak başlayan, fakat kısa sürede Haziran Ayaklanması'na dönüşen bu eylemler, milyonlarca insanın hak ve bağımsızlık talebinin sesiydi. Nereden baksanız 10 milyon kişi... Ellerinde al bayrak, “Atatürk'ün Askerleriyiz” sloganlarıyla direndi.

Tabi her büyük halk hareketinde olduğu gibi, Haziran Ayaklanması'nın da kritik dönemeçleri oldu.

Bir “Turuncu Devrim” karakteri taşıyan ilk günleri, yurtseverlerin meydanlara çıkmasıyla rengini değiştirdi. HDP/PKK uzantıları kısa sürede kenara itildi. Demirtaş'ın “Gezi ile aramıza mesafe koyduk” sözleri de bu arınmayı netleştirdi. Çünkü Gezi'nin zemini, yurtseverlerin yıllarca süren mücadelesiyle yeşermişti.

GEZİ'YE NASIL GELİNDİ?

Önce hatırlayalım: Gezi'ye nasıl gelindi?

Ergenekon, Balyoz, Askeri Casusluk, Poyrazköy gibi kumpas davalarla birlikte Türkiye'nin değerli komutanları ile yurtsever aydınları mahkum edilmiş, 'Açılım' süreçleri devreye sokularak PKK'ya özgürlük verilmiş, yeni anayasa çalışmalarıyla Türk Milleti'yle mücadele başlamıştı. Öcalan, “Beni devletin 3. adamı yaptılar” diyor, Fetullah Gülen'e “Geri dön” çağrıları yapılıyordu. PKK şehirlerimize dinamitler döşerken, FETÖ koşar adım devlete yerleşiyordu. Suriye'yi işgal hevesi, Libya'ya hançer, Mısır'a düşmanlık... Türkiye hiç olmadığı kadar Atlantik'e bağlanıyordu.

İşte böyle bir ortamda gelişti Türkiye'nin direnişi.

YÜZBİNLER TOPLANIYORDU

Suriye'ye düşmanlığa karşı Hatay'da ilk kez biber gazıyla tanışıyordu kitleler. Yurtseverlerin mahkum edilmesine karşı 13 Aralık ve 8 Nisan'da yüzbinler Silivri ayazında buluşuyordu. Yeni Anayasa girişimlerine karşı yüzlerce toplantı gerçekleşiyor, her biri miting havasında geçiyordu. 19 Mayıs ve 29 Ekim'de milyonlar meydana çıkarken, “Mayıs ayların gülüdür” diyordu TGB'liler. Ve böyle başladı Haziran Ayaklanması...

HDP/PKK GEZİ'NİN NERESİNDE?

HDP/PKK için Gezi Parkı eylemleri, liberal ve hedefsiz olduğu sürece kabul edilebilirdi. Çünkü bir yandan Çözüm Süreci yürüyor, Öcalan baş aktör oluyordu. İktidarı karşıya almamak gerekirdi. Eylemlerin kitleselleşmesi ve renginin al bayrağa dönüşmesiyle PKK'nın eylemelere tavrı da değişti. Selahattin Demirtaş, o günlerde yaptığı açıklamada şöyle diyordu: “‘Bu şekilde hükümeti devirecek, darbeye doğru götürecek bir halk hareketini çıkarabilir miyiz? Ya da bu halk hareketini darbeye kanalize edebilir miyiz?’ Böyle bir arayış vardı. Bunu, biz hem sokaktaki gözlemlerimizle hem de arkadaşlarımızın tespitleriyle rahatlıkla ifade edebiliyoruz. Biz bu kısmına şiddetle karşı çıktık. Bu yüzden de bir mesafe koyduk. Buradan bir darbe çıkarmak isteyenlerle birlikte olmayız biz.”

Meydanlardaki durum da buna uygun olarak gelişti. PKK'ya yakınlığıyla bilinen kimi örgütler alandan çekilirken, kimileri de Türk Bayrağı ve Atatürk'ü keşfediyordu. Yani Gezi, her şeyden önce PKK'yı bölmüştü.

FETÖ GEZİ'NİN NERESİNDE?

Haziran Ayaklanması'nın ilk günlerinde Fetullah Gülen de tarafını seçti. Eylemcilere “Nesebi gayrısahih” diyor, Zaman Gazetesi Gezi karşıtı manşetler atıyordu. Zaten çadırları yakanlar da, emirleri verenler de ByLock'çu çıktı. O günlerde “Kabataş yalanını” da “Camide içki” yalanını da FETÖ kabarttı. Haber ajansları “Ergenekoncu güçler” diyerek analizler yayınladı. FETÖ’nün Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı yaptığı açıklamada şöyle diyordu: “Hizmet, kendisine gönül vermiş olanların bu tür protestolara katılmalarını teşvik etmez.”

SOROS GEZİ'NİN NERESİNDE?

Haziran Ayaklanması'na yönelik en büyük eleştirilerden biri de “Gezicilere para dağıtıldı” iddiasıydı. Şüphesiz ki Soros destekli vakıflar, Osman Kavala gibi isimler üzerinden eylemleri yönlendirmek, içini boşaltmak ve rengini değiştirmek için çabaladı. “Mustafa Kemal'in Askerleri”nden korkup, “Mustafa Keser'in Askerleri”ni sahaya çıkarmaya çalıştı. Ama tutmadı. Türkiye'nin sosyogenetik kodları, ne Soros'a ne de Turuncu Devrim'e kanmadı. Türkiye mücadelesine devam etti ve hem Silivri duvarlarını yıktı, hem açılımları çöpe attı.

İşte Gezi'nin unutturulmak istenen kodları...  

Aydınlık