Yazarlar
11 Mart 2020 ( 252 izlenme )

GERÇEĞİ KONUŞMAKTAN KORKMAYINIZ

İlk Kurşun'daki ilk yazıma Ulu Önderimiz Atatürk'ün sözüyle başlamak istedim:

“Gerçeği konuşmaktan korkmayınız.”

Gündemle ilgili yazılarımın ilk durağında, gündemi oluşturan gerçekliğe ulaşmanın önemi üzerinde durmak, yol gösterici olacak. Dünyada güç dengelerinin değiştiği ve dolayısıyla bir alt üst oluştan geçtiğimiz bugünlerde, gündemi ve gündemin içerisindeki gerçekliği yakalamak oldukça zorlu bir süreç. Çoklu kaynak kullanımını ve alınan haberle birlikte kaynağı da değerlendirmeyi gerektiriyor. Çalkantılı bir dünya gerçeği ile birlikte günümüz haber kaynaklarının zenginliği ve çeşitliliği de dikkate alınırsa; gerçeğe ulaşmak, çok bilinmeyenli bir denklemi çözmekten farksız hale geldi.

“Çalkantılı dünya” tanımı; bana ait değil, Dünya Ekonomik Forumu'nun yılbaşında yayınladığı “Küresel Riskler 2020 – Çalkantılı Dünya” raporundan alıntı. Dünyanın, jeopolitik ve jeo-ekonomik belirsizliğin yarattığı sisin kalkmasını bekleyemeyeceği önermesi ile başlayan raporda, ülkelere siste yol almanın yöntemleri hakkında çeşitli öneriler getirilmiş. Etkili ekonomik, demografik ve teknolojik güçlerin yeni bir güç dengesi oluşturmakta olduğu bu geçiş dönemi, mevcut düzeni sarsmış durumda. Tek kutuplu dünyadan çok kutuplu dünyaya geçişin sancılarının yaşandığı bu kaos döneminin sisli ortamı, ufkun ötesini görmeyi zorlaştırsa da, ufukta yeni dönemin yeni fırsatlarını saklıyor.

Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküşüne yol açan savaşlardan biri olan Balkan Savaşları yenilgisinin önemli nedenlerinden birinin de bilgi-haber alma eksikliği olduğu değerlendirmesi yapılır. Atatürk, Karlsbad Hatıraları'nda “Balkan kuvvetleri, bu harbin sonuçlarını, o dönemde Türkiye'ye hakim olan şahısların bilgisizliğine borçludur.” saptamasını yapar. İstihbaratın  önemi ve etkisi Balkan savaşı sırasında anlaşılmış ve savaş sonrasında Teşkilat-ı Mahsusa’nın nüveleri atılmıştır. Kâzım Karabekir, 1923’de yayımlanan “İstihbarat” adlı kitabında, istihbaratı “Barışta ve savaşta doğru haber almak, yanlış haber yaymak” olarak tanımlar. İstihbaratın, tarihin en eski, köklü ve etkili faaliyetlerinden biri olduğunu biliyoruz. Tarihteki bütün devletler, varlıklarını sürdürmek için casuslar kullanmış; aldıkları bilgiler-haberler doğrultusunda stratejilerini geliştirmişlerdir. Kurumlar, yöntemler, kavramlar bugünkünden farklı olsa da değişmeyen husus şuydu: bilgi sahibi olmak.

 

Bilgi ile başarı arasındaki ilişki yaşamsaldır. Örneğin, düşmanın durumu bilinmedikçe bir ordunun operasyonu başarı getirmez. Kâzım Karabekir Paşa'nın,  “İstihbarat” adlı kitabındaki “Duruma hâkim olmak her zaferin anahtarıdır.” saptamasının bir diğer yorumunu da aşağıdaki Türk Atasözü'nde bulabiliriz:

“Göz odur ki dağın arkasını göre, akıl odur ki başa geleceği bile.”

Ulu Önderimiz de aynı paralelde, “Yolunda yürüyen bir yolcunun, yalnız ufku görmesi kâfi değildir. Muhakkak ufkun ötesini de görmesi ve bilmesi lazımdır.” diyerek bizi uyarmış. Atatürk'ün her zaman gerçeği irdeleyerek mücadele stratejisini oluşturduğunu görürüz. Erzurum Kongresi'nin Açılış Konuşması'nda öncelikle bir dünya tablosu çizer. Haberleşmenin bugüne oranla çok kısıtlı olduğu o çağda bile Atatürk'ün, dünyanın en uzak köşelerindeki hareketlenmelerden haberi vardır. Dünyadaki gelişmeleri sebep ve sonuç ilişkileri ile birlikte değerlendirerek stratejisini belirleyen ve tabii ki ulusunun gücünü ve koşullarını da çok iyi bilen Atatürk, başarıyı daha mücadeleye başlarken garantilemiştir. Düşmanın bilgi tuzağına düşülerek, Selanik şehrinin tek kurşun atılmadan düşmana teslim edilmiş olması, Atatürk'ü çok üzmüş ve etkilemiş olmalı.

Oxford Sözlüğü, İngilizce’de 2016 yılının kelimesi olarak “post-truth”u seçmişti. “Post-truth” bir sıfat olarak, “nesnel hakikatlerin belirli bir konu üzerinde kamuoyunu belirlemede duygulardan ve kişisel kanaatlerden daha az etkili olması durumu” şeklinde tanımlanıyor. Türkçeye “gerçek-ötesi” veyagerçek-sonrası”  şeklinde çevirmek mümkün. Doğruların, gerçeklerin, olguların önemini yitirdiği bir dönemden geçiyoruz. Dünya siyasetinde yalanla gerçek iç içe geçti. Soğuk Savaş sonrası dünyanın tek egemen gücü olan ABD, yalana dayanarak Irak'ı işgal etti. Yalanlardan gerçeklik üreten siyasi dalga dünyaya hakim oldu. Gerçeğin çarpıtılması ile oluşan sahte gerçeklik üzerine dünya siyaseti üretildi.

2000'li yılların başında Avrupa Birliği Türkiye Temsilcisi Karen Fogg, "Türk tarihi ile baş edemiyoruz.” demişti. Emperyalizm, tarihi de yeniden yazdı. Ergenekon kumpas davaları ile baş edemedikleri Türk tarihini bitirmek istediler. Sahte tarihin nasıl yüzsüzce yaratıldığını en yaygın olarak birçok ülke ve kişi tarafından Atalarımıza alçakça atılan Ermeni soykırım iftiralarında izliyoruz.

Yaratılan “yeni gerçek” ve “sahte tarih” ile söylenilenlerin, anlatılanların sorgulanmaması ve kitlelerde ağızdan ya da klavyeden çıkan sözlerle dalgalanma oluşturmak amaçlanıyor. Toplumun büyük bir çoğunluğu bu yalanlara inanıyor. Gerçek ötesi söylemlerle insanları gerçeklerden uzaklaştırmak mümkün oluyor. Bu söylemlerle kandırılmamak için tüm haberlere eleştirel yaklaşmak gerekir.

Atatürk her konuda olduğu gibi bu konuda da bizi uyarıyor:

“Birbirimize daima gerçeği söyleyeceğiz. Felaket ve mutluluk getirsin, iyi ve fena olsun, daima gerçekten ayrılmayacağız. Arkadaşlar, gerçek kolaylıkla anlaşılır bir şeydir. Fakat gerçek diye gerçek dışından söz edenler vardır. Çok rica ederim, o gibi aldatanlara inanmayınız.”

Yaşamı kolaylaştıran teknoloji, gerçeği çarpıtmada da kullanılıyor. Gelişen teknoloji, her türlü sahteciliğin daha kolay yapılmasına ve sosyal medya kullanımının artması da sahte haberlerin hızla yayılmasına ortam sağlıyor. Yapay zeka teknolojileri ile “gerçek ötesi yeni gerçeklikler” yaratmak kolaylaştı. Örneğin “deepfake” teknolojisi, yüz fotoğrafı ya da tablodan, yüksek gerçekçiliğe sahip, sahte videolar üretilmesine olanak sağlıyor. “Deepfake” aynı zamanda videodaki konuşmayı değiştirip düzenleyebiliyor. Kelime anlamı “derin sahte” olan bu akım, çok tehlikeli boyutlarda etkiye sahip olabilir.

Geçtiğimiz günlerde Ülkemizle ilgili bir raporuyla gündeme gelen Rand adlı ABD düşünce kuruluşunun son raporlarından birinin başlığı “Gerçeğin Bozulması”. Rand bu raporunda, gerçeklerin ABD kamusal yaşamında azalan rolünü “gerçeğin bozulması” ya da “gerçeğin çürümesi” olarak tanımlıyor. Tanımını yaptıktan sonra da “gerçeğin çürümesi”nin nedenleri üzerinde durup, bu durumdan çıkış için çözüm yolları arıyor. 

Bir diğer ünlü ABD düşünce kuruluşu Atlantik Konseyi ise geçenlerde yayınladığı “İran'a Özgü Sayısal Etkileme Çabaları: 21. Yüzyıl için Gerilla Yayıncılığı” başlıklı raporunda İran'ı masaya yatırmıştı. 2016 seçimlerine Rusya'nın müdahil olduğunu iddia eden ABD kaynakları, bu sefer de 2020 seçimlerine İran'ın olası müdahalesinden bahsediyor. Bütün bu raporlardan anlaşılacağı üzere; tarih boyunca önemli olan bilgi ya da enformasyon savaşları, günümüzde ülkelerin jeopolitik mücadelesinde başat role çıkmış bulunuyor. Çağımızda konvansiyonel savaşların yerini enformasyon savaşları aldı dersek abartı olmaz.

 İşte böyle bir ortamda Atatürk'ün aşağıdaki sözleri, daha da önem kazanmış durumda:

“Bilerek veya bilmeyerek yabancı kaynakların etkisine kapılanlar vardır. Bunlar fikirleriyle, sözleriyle toplumsal bütünlüğümüzü zayıflatacak çalışma içine girmiş bulunuyorlar. Vatandaşlar, bu gibileri tanımalı ve onların sözlerindeki gerçek anlamı bulmaya çalışmalıdırlar.”

“Her şeyin yapılmasına çalışırken bütün çalışmanın, bütün girişimlerin üstünde Türk kamuoyunu gerçeği kavrama ve sezmeye alıştırmak, bu hali ona doğal hal yapmak, şuradan ve buradan gelecek günlük fikirlere ve sahtekar ve aldatıcı telkinlere asla önem vermeyecek bir olgunlukta yaratmaktır.”

Atatürk'ün izinden gidecek, “haber alan hazır olur” mantığıyla haber almaya, haber vermeye, gerçeğe ulaşmaya, gerçeği kavrama ve sezmeye ve gerçekleri aktarmaya çalışacağız.

Dicle Eroğul

İLK KURŞUN 

9 Mart 2020

Bunlar da İlginizi Çekebilir