Cumhuriyet değerlerinden ve milli, devrimci, manevi kimliğinden uzaklaştırılan gençler, sahte özgürlük söylemleri ile 'sıra dışılığa' itiliyor. Böylece tektipleştirilen gençlerimiz, toplumdan koparılıyor. Buna 'dur' demek için, işte dikkat etmemiz gerekenler...Zeynep Ses

1. Kontrolsüz dijital yayınlar
2. Denetimden geçmeyen çocuk kitapları
3. Cinselliği teşhir için kullanılan oyuncaklar 
4. Uyuşturucuyu özendirme
5. Teması değişen çizgi filmler
6. Sahte özgürlük söylemi
7. "Bu ülkede yaşanmaz" propagandası

Cumhuriyet Kadınları Derneği (CKD) Genel Yönetim Kurulu Üyesi, Eğitimci Işıl Çetin Gürsoy, iç içe olduğu eğitim kurumlarından ve velilerle görüşmelerinden yola çıkarak, ülkemizde LGBT propagandasının yol açtığı sorunların boyutunu Aydınlık’a anlattı. Çözüm önerilerini de sunan Gürsoy, sorularımızı yanıtladı:

KONTROLSÜZ YAYINLAR LGBT’Yİ EVİMİZE SOKTU

LGBT propagandası hangi araçlarla çocuklara ulaşıyor ve onları nasıl etkiliyor?

LGBT propagandası beş yıl öncesine kadar daha zayıftı. Şimdi aileleri tedirgin edici boyuta ulaştı. Denetimsiz internet kullanımı bunu yaygınlaştırmış durumda. Netflix, Disney Plus gibi kanalların kontrolsüz yayınları ve herkesin kolaylıkla bu kanallara abone olabilmesi tehlikeyi arttırıyor.  Bunun dışında LGBT propagandası denetimsiz çocuk kitaplarıyla evlerimize girdi. Çizgi filmler ve sosyal medya aracılığıyla her an bu propagandanın etkisi altındalar. Çocuklar arasında kontrolsüz bir internet bağımlılığı oluşturuldu. Bu da diğer zararlarının yanında çocuklarımızı LGBT dayatmasına maruz bırakıyor.

ÇOCUKLARIMIZI YÖNLENDİRİLİYORLAR

Önce internet kullanımı artırılarak çocuklarımız yalnızlaştırıldı ve içe kapanık bir yaşama hapsedildi.  Zararlı içerikler yolu ile oluşturulan bağımlılıkla, çocuklarımız hem yaşamdan koparılıyor hem de bilinçleri yönlendiriliyor. Hayatı, internetin onlara gösterdiği gibi olduğunu zannediyorlar.  Cinsiyetsiz oyuncaklar, bir çocuğun giymeyeceği kıyafetler giydirilmiş bebekler, erkek cinsel organına sahip kız bebekler üretilmeye başlandı.

Oysa çocuk, ilk çocukluk döneminde henüz cinselliği tanıyamayız. Bir çocuğa göre cinsel organlar tuvalet ihtiyacını karşılar. Ayrıca cinsellik sadece fizyolojik gelişimle ilgili değildir. Cinsellik, duyguların ve zekânın birlikte kullanılmasını gerektirir. Bu durum bizi diğer canlılardan ayıran en önemli özelliklerimizden biridir.  Vücudunu yeni tanıyan bir çocuk için son derece kafa karıştırıcı ve ileriki yaşlarında bilincini bulandırmak için bilinçli üretilen çöpler bunlar.

OYUNCAKLAR EĞİTİM ARACI DEVLET DENETLEMELİ

Ülkemizde maalesef oyuncaklar da denetimsiz.  Oyuncakların aynı zamanda bir eğitim aracı olduğunu unutuyoruz. Çocuk kitapları, çizgi filmler, oyuncaklar çocuk eğitiminin en temel araçları. Bunların hepsi devlet denetiminde olmak zorundadır. Çünkü insanı korumak, eğitmek, birey olarak topluma hazırlamak devletin görevidir. LGBT propagandasının mühendisleri bu araçların,  çocuk eğitimindeki etkisinin farkında ve boşluğu çok iyi değerlendiriyorlar.

LGBT, LİSEDE SOHBETİN BİR PARÇASI HALİNE GELDİ

‘Cinsiyet seçme özgürlüğünün’ ortaokul seviyesindeki çocuklar içinde bile konuşulmaya başlandığını duyuyoruz. Bu konudaki gözlemleriniz nelerdir?

Bugün ortaokulda okuyan çocuklarımız bu propagandanın içine doğdular ve geliştiler. Ortaokulun bir özelliği de geçiş dönemi olması. Çocukken sordukları soruları ortaokulda konuşmaktan çekinebilirler ancak lisede hayata geçirmeye başlarlar. Şu anda daha çok lise çağındaki çocuklarımız arasında yaygın ve görülebilir durumda. LGBT artık on arasındaki sohbetin bir parçası. Bunu son bir yıldır anne ve babalardan duyuyoruz.  Veliler çocuklarının, ‘cinsiyet değiştirmenin bir özgürlük olduğunu’ kendileriyle tartıştıklarını aktarıyorlar. Bunun lise düzeyinde normalleştirildiğini, sistemin efendilerinin bu noktada başarı elde ettiklerini söyleyebiliriz. Bir öğretmen arkadaşım, okulların kapanmasına az bir zaman kala beni aradı ve erkek öğrencisinin sınıfa oje sürerek geldiğini anlattı. Bunu neden tercih ettiğini sorduğunda ‘Herkes nasıl yaşamak isterse öyle yaşar. Bu benim hayatım ve ben özgür bir bireyim, kalıplarda yaşamak zorunda değilim’ cevabını alıyor. Böyle pek çok örnek var. LGBT dayatması, gençlerimiz arasında özgürlüğün sembolü haline geldi.

LGBT propagandası liseliler üzerinde daha etkili. Lise yaşları kabul görme gereksiniminin, aidiyet hissetmenin ve kimlik arayışının olduğu yaşlar. Lise dönemi çocuklarımız, kendini ispat etme dönemindedir. Bunu da dikkat çekerek gerçekleştirirler. Gelecek kaygılarının en yoğun olduğu dönemdir. Karşı cinse ilgi bu yaşlarda artar ve beğenilmek hoşlarına gider.

İşte LGBT propagandası burada devreye giriyor ve gençlerimizi yakalıyor. 

SAHTE ÖZGÜRLÜK DAYATMASI UYUŞTURUCUYU DA TEŞVİK EDİYOR

Kültürel yozlaşmanın yalnızca LGBT ile sınırlı olmadığını biliyoruz. Çocuklar ve gençler arasında yozlaşmanın başka hangi örneklerinden bahsedebiliriz? 

Velilerimizden, çocuklarının ‘cinsel tercih yapma özgürlüklerinin olduğundan’ bahsettiklerini, her geçen gün daha fazla duyuyoruz. Özellikle liseli öğrencilerimizde kalıplaşmış fikirler haline geldi. Birçok gençten ‘bu ülkede yaşanmaz’ cümlesini duymaya başladık. Bunun bir nedeni gelecek kaygısı, diğeri de kendisine dayatılan sahte ‘özgürlük’ propagandası. Bu sahte özgürlük çocuklarımıza ‘kuralsızlığı’, ‘aile ve okula karşı isyanı’, ‘sıra dışılığı’, ‘günlük haz ve bencilliği’ dayatıyor ve yerine LGBT gibi sözde bir çıkış yolu, sözde bir ifade alanı açıyor.

Bu sadece LGBT propagandası ile değil uyuşturucu kullanımı olarak da karşımıza çıkıyor. Bugün maalesef uyuşturucu kullanımı da bir özgür insan göstergesi gençlerimiz arasında. Sıra dışı giyinmek ve Türkçemizi bozarak konuşmaya özenmek de bu saldırının bir sonucu olarak karşımıza çıkıyor.  Sistemin dayattığı özgürlüğü kabul etmeyen, sistemin dayattığı gibi giyinmeyen ve yaşamayan genç liseli,  akran grupları arasında dışlanmaktan korkar haline geldi.

Hepsi böyle değil elbette. Bu dayatmalara ailelerinin ilgisi ve denetimi sayesinde karşı koyabilen gençlerimiz de var… Kısacası LGBT dayatması yaşam şeklini değiştiremese de bilinçleri değiştirmiş. Buradan anlıyoruz ki yeni insan ve yeni kimlik yaratılıyor. Köksüz, kimliksiz, değersiz ve gayri milli bir kimlik bu.

GENÇLERİ KAZANMANIN YOLU

Milli Eğitim Bakanlığı, Batı merkezli kültürel saldırıya karşı gençliğimizi korumak için hangi önlemleri alıyor? Yapılanları yeterli buluyor musunuz? Bulmuyorsanız çözüm önerileriniz neler?

Kültürel savaşı kazanmanın tek yolu, milli değerlerimize sahip çıkmaktır. Anaokullarından başlayarak, bütün eğitim kademelerinde yurttaşlık dersleri verilmeli, müfredatımız içinde milli değerlerimiz yoğun şekilde işlenmelidir. Öğretmenlerimize ve velilerimize tehlikeler ve bu tehlikeleri püskürtmenin yöntemleri aktarılmalıdır.

Bunun ilk adımı olarak, 2013 yılında çözüm süreci sırasında FETÖ eliyle kaldırılan ‘Andımız’ın okullarımızda tekrar okutulmasını sağlamalıyız. Andımız sadece bir şiir değil, milli değerlerimize bağlılık yeminidir. Kaldırılma amacı, okullarımızda bölücülüğe ve tarikatlara alan açmak ve LGBT dayatmasını meşrulaştırmaktır. Emperyalizmin, çocuklarımızı kimliksizleştirme ve milli değerlerimizden koparma projelerinin kolay hayata geçmesini sağlamak içindir. Geleceğimizi, Batı’nın yıkım projelerine teslim etmemek için Batı’nın bize taktığı gözlüklerle değil, emperyalizmin düşman olduğu gerçekliğiyle hareket ederek, devlet ve millet olarak ‘milli seferberlik’ başlatmalıyız. Milli Eğitim Bakanlığımız bu seferberliğe hiç vakit kaybetmeden öncülük etmelidir.

KİTAPLAR DENETLENSİN AİLELER EĞİTİLMELİ

Ülkemizde, MEB’ in izni ve onayı olmadan, uzman denetiminden geçmemiş hiçbir çocuk kitabı basılmasına izin verilmemelidir. Okullarda bu konularda aileleri bilinçlendirme eğitimleri düzenlenmeli, her dernek, vakıf elini kolunu sallayarak okullarımıza girip, seminerler verememelidir. Bugün ‘değerler eğitimi’ adı altında okullarımıza din görevlileri gönderiliyor. Herkes herkese bir şeyler öğretebilir fakat o bilginin nasıl ve ne şekilde verileceği, uzmanlık ister. Bu uzmanlık da öğretmenlik mesleğidir. Özellikle çocuklara öğretirken kullanacağınız dil, davranış ve yaklaşım çok önemlidir. Bu eğitimi almamış kişilerin okullarımızda çocuklarımızla karşı karşıya getirilmesi eğitime zarar verir. Ayrıca, çocuklarımıza sadece dini eğitim vererek bu sorunların altından kalkmamız mümkün değildir. Bu konu ise din görevlilerinin sorumluluğunda değildir.

Eğitimde de her alanda olduğu gibi önceliklerinizi doğru belirlemeniz gerekir. Bugün önceliğimiz çocuklarımızı bu gayri milli saldırılardan kurtarmak ve onlara yeniden kimlik kazandırmaktır.

PEDAGOJİ KÜRSÜLERİ YENİDEN AÇILMALI

Diğer bir yanlış da pedagojinin psikologlara teslim edilmiş olması. 1980’lerde kapatılan Pedagoji kürsüleri yeniden açılmalı. Çünkü çocuk eğitimi, sadece psikolojik boyutu olan bir konu değildir; çocuğu yönlendirme, çocuk için en faydalı ve yaşına uygun bilginin bir program çerçevesinde verme yönteminin belirlenmesi ve bu sürecin takibi demektir. Ülkemizde bu alanda bir kürsü yok. Oyuncakların seçimi, okuyacağı kitaplar, oynayacağı oyunlar ve bunların uygulanması süreci bir bütündür...

Ders programlarının içinde sanat ve spor dersleri neredeyse yok denecek kadar az. Gençlerimiz kendilerini sanat ve sporla ifade etmelidir. Sanat ve spor sadece ders değil, özellikle gençlerimizin arayış içinde oldukları yaşlarda hayati bir öneme sahiptir. Kimlik arayışında, kendini ispat çabası içinde olan bir genç için en güzel ifade alanıdır. Ayrıca bilimsel olarak bu alanların sayısal ve sözel derslerde başarıyı artırdığı da ispatlanmıştır.

Yine ders programlarında vatan sevgisinin önemine, gelenek göreneklere bağlılığa, insan sevgisine, paylaşmanın değerine, üretmenin insana kattığı değer ve güzelliklere yer veren yurttaşlık eğitimi dersi mutlaka yer almalıdır.

ÖĞRETMEN SENDİKALARI DEVREYE GİRSİN

Öğretmenlere bir çağrınız olur mu?

Öğretmen sendikaların bazılarının toplumsal cinsiyet komisyonlarının olduğunu biliyoruz. Diğerleri ise bu sorunun çözümünün kendileri olduğunun bilincinde değil. Öğretmen sendikaları daha çok emek eksenli bir örgütlenme içinde. Bu güzel ancak yetersiz.  Sendikalar bu sorunun çözümüne öncülük etmek zorunda.  

Aydınlık