Müzik, dünyada yoğun etkiler bırakmıştır ama hiçbiri toplumları değiştirmemiştir. Özellikle insanı ‘parazit’ görenler bunu başaramaz. Bu sorunları çözmek isteyen insanlarımızın doğru program, seçenekle örgütlü mücadeleye atılmaktan başka çaresi yoktur. Rap eleştirebilir ama dönüştüremez.

NADİR TEMELOĞLU

Türkçe Rap son dönemde “popülerlik” açısından zirveye oturdu. Artık sokaklarda, mağazalarda, kulaklıklardan yükselen seslerde daha fazla Rap duyuyoruz. Önce bir hakkı verelim. Türkçe Rap teknik açıdan çok gelişti. Çok daha özgün müzikal altyapılar, yeni kafiye dizgeleri, çekilen klipleriyle işitsel, görsel anlamda nitelikli hale geldi. “Ergenliğe yeni adım atmış isyankâr gençlik kitlesi”nden, çok daha ileri yaşlara kadar geniş bir dinleyici kitlesine ulaştı. Türkiye artık Rap müziği kabullendi.

Türkçe Rap aynı zamanda büyük tartışmalardan geçiyor. Yerliliközentilik tartışması oraya da sıçradı. Özellikle Norm Ender’in “Mekanın Sahibi” şarkısının ardından yükselen tartışma, hâlâ etkisini sürdürüyor. Peki müzikal anlamda gelişmelerle birlikte Rap yerlileşti mi? Yeterince Türkiyelileşti mi? Önümüzdeki soru tam da bu.

Önce şunu belirtelim. Rap sadece ritim değil, sözle var olan bir müzik. Caz, Pop gibi diğer türleri sözsüz dinleyebilirsiniz. Fakat sözsüz ritim döngüsü Rapte dinleyici sıkar. Rapin diğer müziklerden farkı sadece biçimsel değil aynı zamanda özsel ifadededir. Rapte öz ile biçimi, anlam ile ritmi birbirinden ayıramazsınız.

TOPLUMSAL SANATTA İLETİNİN ÖNEMİ

Türkçe Rap, 19 şarkıcının birlikte yaptığı 14 dakikalık “Susamam” parçasıyla gündemde. Her sanatçı bir konu başlığı altında Türkiye’nin sorunlarını işliyorlar. Susamam, bir şarkıdan daha çok sosyal sorumluluk projesi gibi göze çarpıyor. Susamam tişörtlerinin gelirlerinin köy okullarına katkı olarak verilecek olması da bu projenin olumlu bir parçası.

Şarkının bazı bölümleri çok çarpıcı. Yaralarımıza parmak basıyor. Doğaya, suya sahip çıkmak, paralı eğitim, köy okullarının hali, atanamayan öğretmenler, Deniz Tekin’in söylediği kadını anlatan bölüm, intihara karşı duruş, hayvanlara sahip çıkma, hız, alkol... İnsanların gündelik yaşamlarında sıkça karşılaştığı durumları yansıtıyorlar. Parçada bir de tartışmalı bölümler var. Hukuka, adalete, emniyet güçlerine yönelik göndermeler bulunuyor. Sanat elbette gerçeğin dile getirilmesinde önemli bir alan. Fakat toplumsal sanat yapıyorsanız, topluma iletileriniz varsa, bu iletilerin sınırlarını iyi çizmeniz gerekiyor. Yüzeysellik, yanlış noktadan eleştiri, gündelik söylemlerin rüzgârına kapılmak “iletinin” içeriğini başka yerlere çevirebiliyor. Eğer doğru ileti veremezsiniz, bir sanatçı olarak yanlış konumlanma, kitleleri yanlış yönlendirme tehlikesi ile karşı karşıya kalırsınız. Susamam parçası da maalesef bazı bölümlerinde bunlara kurban gitmiş. Parçanın yanlışlarını, eksikleri üç ana başlık altında inceleyebiliriz.

1. Yanlış rüzgâra kapılmak

2. Tanım yanlışları ile eksiklikler.

3. Karamsarlık ve insan düşmanlığı.

“A.C.A.B.”A BİZDE TUTAR MI?

Rap, ABD’deki “getto”larda doğdu. Açılımı için iki farklı yorum var. Birincisi, “Rhytim And Poetry”. Yani ritim ve şiir. Diğeri, “Rhytmic American Poetry”. Yani ritmik Amerikan şiiri. Kenar mahallelerden yükselen ses olan Rap, özellikle beyazlar tarafından ötekileştirilen, suça itilen siyahilerin isyanı oldu. Özellikle siyahilerin gördüğü polis şiddeti, Rapi bir “ideoloji” ile taçlandırmalarına sebep oldu: “All Cops Are Bastards” (A.C.A.B) Türkçe anlamı ile, bütün polisler p*çtir.

Batı’da Rap müzik polis, hukuk karşıtlığı ile kendini ifade ediyor. Batı’nın çürümüş sisteminin çürümüş hukuku gettolardaki dar gelirlinin üstüne yürüyor. Polis şiddeti de kenar mahalle insanlarına, mültecilere yöneliyor.

Rap ırkçılığın, faşizmin doğduğu topraklardan bizim ülkemize geldi. Biz Raple 1990’larda tanıştık. Rapi Almanya’daki Türkler aracılığıyla öğrendik. Onlar Almanya’nın siyahileriydiler. Benzer bir kültürü Türkiye’ye taşıdılar. İlk Türk Rap grupları Almanca, İngilizce söylüyorlardı parçalarını. Rapte “Türkçe” dönemi biraz daha sonra başladı. 2000’lerde ise uzmanlaşmaya, yaygınlaşmaya başladı.

Türkçe Rapte 2000’lerden sonraki dönemde “getto” felsefesi çok fazla kendine yer bulamadı. İsyan vardı ama daha çok halkçıydı. Çünkü Türkiye’de çok fazla getto kültürü yoktu. Polisle çatışan, suça bulaşmış tiplerden daha çok daha çok müzik kültürü olanlar, burayı takip edenler tanıştı Raple. Nasıl ki Türkiye’de sosyalizmle işçi kitlelerinden önce Türk aydınları tanışmıştı, Rap müzikte de böyle bir benzerlik vardı. Fakat günümüze geldiğimizde Amerikancı rüzgârların artışı ile birlikte getto özentiliği canlandı. Uyuşturucu, alkol, seks, yalnızlık, karamsarlıkla birlikte anarşist kültür yeniden körüklendi. Artık Türkiye’de de belli kesimler A.C.A.B kültürünün temsilcisi gibi görünmeye başlandı.

MADDEYİ ANLAYAMAYANIN İSYANI MURDAR OLUR

Susamam şarkısının özellikle hukuk, adalet kesimlerinde bunları görüyoruz: “Kendi ülkemin polisinden korkar oldum”, “ Şimdi kapını kollaması gereken adalet gelir acımaz, vurur, kırar kapını”, “ Bir gece haksızca alsalar içeri seni bunu haber yapıcak gazeteci bile bulamazsın, hepsi tutuklu”, “Sizin polisiniz silahını çekip güpegündüz ortalıkta vuramaz dilediğini”, “Polis tutukladı bi’ şeyleri problem edip”, “Yargı gelip arıyor bedeli yaşıyorum cehennemi, yanıyor bedenim...”

Şanışer, Guerilla Warfare II şarkısında Gezi eylemlerindeki polis şiddetinden bahsediyordu. Şöyle baktığımızda Şanışer için değişen bir şey yok diyebiliriz. Fakat aydın veya sanatçı donmuş, kalıplaşmış düşüncelerin bekçisi olamaz. Dünya dönüyor, madde değişiyor. Türkiye de bunlardan nasibini alıyor. Gezi döneminden bu yana çok şey değişti. O dönemdeki polis, yargı içindeki FETÖ’cüler temizlendi. Halka saldıranlar, askere, aydınlara kumpas kuranlar şimdi onların çıktıkları yere konuldu. Dünün parmaklıkları Türk milletini hapsetmek içindi, bugünün parmaklıkları ise terör örgütlerini hapsetmek için kullanılıyor. Dünün Amerikancı yargıçlarının tokmağı Türk askerinin, aydının tepsine iniyordu, bugünün özgürleşen yargının tokmağı terör örgütlerinin başına iniyor. Yani bugün polise, askere, yargıya, yapılan böylesi eleştiriler yelkeni doğrudan Amerika’dan üflenen rüzgârla gelen kayığın içine oturtuyor. Sizi onların yanına düşürüyor. Dün Atatürk’ü ve Türkiye’yi savunan gazeteciler içeri atılırken, bugün o kumpaslarda görev alan gazeteciler içeri alınıyor. Nazlı Ilıcak, Ahmet Altanlar siz içeri alındığınızda sizi yazacak mı sanıyorsunuz?

Elbette yargıda, güvenlikte her şey mükemmel, tıkır tıkır işliyor demiyoruz. Ama “adalet, yargı, polis bütünüyle güvenilmez” savı, Türkiye’nin sorunlarını çözmesinde yardımcı olmuyor, daha da karmaşıklaştırıyor. FETÖ, PKK gibi örgütlere karşı mücadele hedef alınarak daha da iyileşme olanağı yoktur.

Elbette buradaki Rapçiler FETÖ’yü, PKK’yı savunuyor, onlar için mesaj veriyor demiyoruz. O bilinçle yapmıyorlar. Zaten bilinçleri ve ufukları buna izin de vermiyor. Bunu dersek haksızlık ederiz. Fakat müzmin muhaliflik, Türkiye’nin içinde bulunduğu şartları anlamamak, mesajı yanlış vermek, sizi yapmak istemediğiniz bir propagandanın parçası haline getiriyor. A.C.A.B. felsefesinin kopyalanması, Türkiye’ye taşınması, sizi yanlış yerde konumlandırıyor. Maddeyi, değişimi, dönüşümü anlamayan isyan, yanlış bilinçle boşa çıkıyor. Vermek istediğiniz mesajı hafifletiyor. Sizi öncü sanatçı değil, sıradan sanatçı yapıyor.

Köksüz bir isyan hedef sarptırıyor, kullanıma hazır bir araca dönüşüyor. Sosyal medyada #Susamam başlığına baktığınızda yalnızca destekçilerinizin değil FETÖ, PKK, diğer NATO’cuBatıcı avanelerin hemen baş kaldırdığını, umut mesajları verdiğini görüyorsunuz. Fikirleri yuvarlak, suya sabuna dokunmadan dillendirmek, sanatınızı başkalarının aracı haline getirebilir. Gazeteci sadece siz içeri düştüğünüzde yazan değil, öncesinde de uyarandır. Türkiye’de sizi düşünen ve uyaran gazeteciler olduğunu bilmenizi isteriz.

EMPERYALİZME DOKUNMADAN FAŞİZMİ TARİF ETMEK

Susamam’da yalnızca yanlışlar yok aynı zamanda bazı tanımların altı çok boş. En belirgini ise faşizm. Faşizm kapitalistemperyalist sistemin en kanlı diktatörlüğüdür. Emperyalizmden kopuk bir faşizm tanımı yapılıyor. Oysa burada anlatılan faşizmde ne sermaye var, ne emperyalizm, ne sınıflar, ne de diktatörlük. Burada anlatılana göre faşizm, evinde eşine kızıp sokakta köpeği tokatlamak, sığ olmak, polisten kaçmak...

Sanıyoruz bu tanımlardan sonra Gramsciler, Dimitrovlar, Hitler Almanya’sıyla Amerikan emperyalizmiyle savaşırken hayatını kaybeden milyonlarca mazlum mezarında ters dönmüş olsa gerek...

Parçada, tanımlarım yanı sıra insanların gündeminde eksik bırakılan ana konular da var. Örneğin, ekonomik kriz. Krizden etkilenen geniş kesimler, emekçiler hiç yok. Emperyalizmin bir kere bile geçmiyor. Terör zaten yok. Eğer polisi, yargıyı hedef alırsanız elbette teröre söyleyecek lafınız olmaz. Çünkü canlı bombanın üstüne atlayanlar, A.C.A.B’dır onlara göre. “Sizin polisiniz”dir. Böyle konumlanınca Türkiye’nin ana sorunlarına gözden kaçırmanız elden değildir.

İNSAN HEP KÖTÜ İNSANDAN ÖTÜRÜ

Parçada sadece tanım yanlışları yok, ciddi bir karamsarlık da var. Bu karamsarlığın ulaştığı nokta yine insan düşmanlığı. Onlara göre, “İnsan en büyük parazit ve hayvan kadar olamamıştır.” Beyaz Türklerin biçimi Batılı (Anglosakson) kafası ise Ortadoğuludur. Nesil, kayıptır. Sistem yüzünden serseri olmuştur. Memleket acı, seması karadır. Peki karalar bağlamış bu sema dağılacak mıdır? Elbette hayır. Sonu daha da karanlıktır: “Aydın beyinleri bekliyor karanlık gelecek.”

Susamam çok beğenildi. Çünkü insanlar kendi verdikleri tepkiyi gördü. Susamam parçasında, sokakta, sosyal medya, herkesin dilinde olanları söylüyorlar, doğru. Fakat bir çözüm yok. Kahvede okey oynayıp ajansları izlerken devlet kurup, devlet yıkanlardan farkı yok. Susamam herkesin eleştirdiğini eleştiriyor. Tepkisellikle beğeni topluyor.

Herkesin ağzındakini söylemek farkındalık yaratmak değil. Farkındalığı farkındalık haline getirmek. Türkiye’nin gerçek sorunları, esas gündemi yok. Rapin yerlileşmesi işte tam buradan savunabilir. Türkiye’nin ezgilerine, değerlerine daha çok yer vermek daha çok ana sorunları gündeme getirmek. Bu yüzden ciddi adımlar atılsa da Türkçe Rap henüz yerlileşme, millileşme konusunda yetersizliğini koruyor. Ama bu adımı da küçümsemiyoruz. Belki böyle bir yola çıkanlar Türkiye’nin gerçek sorunlarına da anlatabileceği, yanlışlarını düzeltebileceği bir parça yapacaklardır. Ama kimsenin böyle şarkılardan fazla bir beklenti içine girmemesini öneririz. Çünkü insanı parazit görenler, insanı harekete geçiremezler. Birkaç sene sonra güzel bir tasarı olarak hatırlanacak, sadece ara ara birkaç kişinin dönüp baktığı bir şey olacak.

Rapin ufku ancak buna izin veriyor. Müzikler dünyayı etkilemiştir, yoğun etkiler bırakmıştır ama hiçbiri dünyayı değiştirmemiştir. Bu sorunları çözmek isteyen insanlarımız, doğru program, doğru seçenekle örgütlü mücadeleye atılmaktan başka çaresi yoktur. Yoksa enerji boşa çıkar. Rap eleştirebilir ama dönüştüremez.

Aydınlık