Bir zamanlar “CHP bu ülkenin tutkalıdır” diye bir cümle yazdığımı hatırlıyorum. Tutkal kısmını bilmişim ama ne tutkalı olduğunu tutturamamışım. Gerçi bu işte CHP’nin kaşının gözünün oynamasının da bir miktar payı var ama son tahlilde, o tutkal memleketin değil, başka bazı işlerin tutkalı imiş.

Benim tutkal benzetmemin CHP’ye sağdan gelen eleştirilerle bir ilgisi yoktu, Kemal Bey, birazcık milli bir tavır aldığında “Rojava Devrimi kurbağaları” viyak viyak bağırmaya başlamıştı. Ben de onlara cevap olsun diye yazmıştım. Ama sonra işler hiç de ümit ettiğim gibi gitmedi. Türkiye solunun mümbit bataklıklarından yetişen bu gürbüz kurbağalar, CHP’yi ele geçirip onu da kendilerine benzetmeyi başardılar. Tutkalı da olması gereken yere sıktılar. PKK/HDP ile İyi Parti’nin ve Saadet’in tam ortasına! Vakti ile onları batak0lıkta beslemiş olan el, tutkalın üstüne ufak tefek başka sinekler de yerleştirdi. Parlak suratlı fon delikanlısı, helva kabadayısı küçük enişte falan filan…

Vallahi güzel mühendislik. Taktir etmek lazım. Nitekim sonuç da aldı. Bir dolu belediyeyi kursaklarına attılar. Şimdi bir yandan bunları mideyi indirirken, iştahları memleketin tamamı için kabarıyor. “Şöyle kocaman kocaman açsak ağzımızı, her birimiz güzel bir parçasını hüpletsek” diye heyecandan yerlerinde duramıyorlar.

TUTKALIN ETKİSİ GEÇERKEN

Fakat ne yazık, teknik bir sorun var. Meğerse bizim tutkal her hava sıcaklığına uygun değilmiş. Siyasette havalar ısınınca evsafını kaybetmeye başladı. Henüz, Pensilvanya’daki imalatçıya başvurdular mı bilmiyoruz, ama belli ki imalatçı en baştan bir garanti vermemiş, “Tutkalın etkisi geçtikten sonra, kendi başınızın çaresine bakın, artık el ele mi tutuşursunuz, urganla mı bağlanırsınız, yoksa baldır, boyun, kulak demeden birbirinizi ısırarak mı kenetlenirsiniz sizin bileceğiniz iş” demiş.

Nereden mi biliyoruz? Masadan. Yani, kurulamayan masadan. İyi Parti’nin Başkanı Meral Hanım, masa kurmaya karar veriyor, çuhayı seriyor, takozları taşları dizip, ikinci üçüncü dördüncü derken…. Bataklık kolonisinin kilit unsuru HDP/PKK’yı masaya çağırmıyor… Bataklığın sanat güneşi Sırrı Bey bu işe pek bozuluyor, “ayıp olmuyor mu yenge’anım, daha düne kadar kapımızdan ayrılmıyordunuz” diyor.

Vaaay! Demek ki geçmişte Amerikan tutkalına güvenmeyip doğrudan işi pişirenler varmış da kimselerin haberi yokmuş! Daha doğrusu, herkesin bildiği sırlar olur ya hani, o bakımdan böyle diyorum. İyi Parti tarafındaki taktik “sonuna kadar inkar”. Eskiden de böyleydi, şimdi de.

Nitekim İyi Parti’den Yavuz Ağıralioğlu çok sert çıktı bu söze: “bizde HDP/PKK ile görüşecek alçak bulunmaz”. Oy anam oy… Laflara bak, dokuz batman! Yanlış anlaşılmasın, ben de yavuz Bey ile aynı fikirdeyim, HDP/PKK’dan akıl alan bence de alçaktır. Ancak İyi Parti kasası şu dokuz batman ağırlığı çekebilir mi şüpheliyim.

Sırrı Süreya, soldan devşirilmiş olsa da esnaf adamdır, pazarlık yapmayı, ara bulmayı, gerektiğinde sert yapmayı iyi bilir. Kaba tabirle, biraz kalın derilidir. “Sen değil miydin oğlum bizim tükana yol sormaya gelen” diyorsa, o işin aslı da astarı da vardır. Ama tamam, “hepsi yalan” taktiği icabı biz yine de ona inanmayalım. Yavuz Bey’in kendi arkadaşlarına kulak verelim.

YAVUZ BEY KİME ALÇAK DEDİ?

Bakın İyi Partinin eski başkan yardımcısı Adem Taşkaya açıklıyor: “CHP, İyi Parti ve HDP/PKK ortaklaşa anayasa çalışması yaptılar. CHP’den İbrahim Kaboğlu, HDP’den Mithat Sancar ve İyi Parti’den Bursa MV Ahmet Kamil Erozan.” Şimdi bu hesapla ne oluyor? Yavuz Bey, Ahmet Bey’e alçak demiş oluyor. E Ahmet Bey görüşmeleri kafasına göre yapmadığına göre, aynı laf talimatı veren Meral Hanım!a da dokunuyor! Sen ne yaptın Yavuz Bey, insan kendi kafasına gözüne böyle patır kütür vurur mu? Konuşan da Alanya İlçe Teşkilatı’nın çaycısı değil ki “dedikodu” deyip geçesin. Genel başkan yardımcısı söylüyor bu sözleri.

Şimdi tüm bunların ardından bataklıkta çarşı pazar karışır diye bekliyor olabilirsiniz. Ben çok heveslenmemenizi tavsiye ederim. Ne demişti HDP/PKK militanlarından Fatma Kurtulan: “O koltuklarda bizim sayemizde oturuyorsunuz” Hem de İyi Parti sıralarına doğru elini kolunu sallayarak… Bu delikanlılardan bir ses çıktı mı o zaman? Böyle gürleme, höt zöt değil yahu, hiç değilse bir kurbağa vıraklaması? Çıkmadı. Belki sadece bir “tısss” sesi, onu da biz işitemedik. Bundan sonra da barışır, ama gizli, ama açık yollarına devam ederler. Amerikan yolunun yolcuları kolay kolay birbirlerine küsmezler.


Aydınlık