İngiliz Financial Times gazetesinin dış ilişkiler baş yazarı Gideon Rachman, Avrupa Birliği ile Çin arasında varılan yatırım anlaşmasını, ‘Pekin için büyük galibiyet’ ifadeleriyle yorumlarken, Biden yönetimine karşı ise anlaşmanın ‘oldu bitti’ye getirildiğini yazdı

ORÇUN GÖKTÜRK/ BEIJING ULUSLARARASI İŞLETME VE EKONOMİ ÜNİVERSİTESİ

Önceki hafta Avrupa Birliği (AB) ve Çin, yedi yıl süren müzakerelerin ardından, geleceğe yönelik yatırım anlaşmasının şartlarına ilişkin mutabakata vardıklarını açıklamıştı. İngiliz Financial Times (FT) gazetesinden ise bu anlaşmaya tepki geldi. Gazetenin dış ilişkiler baş yazarı Gideon Rachman’ın Çin-AB yatırım anlaşmasını değerlendirdiği yazının başlığı “Avrupa, Çin’in stratejik zaferini güçlendiriyor”. Ana başlığın altında ise şu vurgulu cümle var: Avrupa Birliği’nin Beijing (Pekin) ile yatırım anlaşması için yanlış zaman. Rachman, FT’deki yazısına Batı’nın Çin’e karşı adeta besmelesi haline gelen şu klasik vurgularla başlıyor: “Geçtiğimiz yıl Çin, Hong Kong’un özgürlüğünü ezdi, Sinciang’ta baskıyı yoğunlaştırdı, Hint askerlerini öldürdü, Tayvan’ı tehdit etti ve Avustralya’ya yaptırım kararı aldı. Çin ile anlaşma imzalayan Avrupa, şimdi tüm bunları umursamadığını belirtmiş oluyor. Bu, Çin için büyük bir galibiyet.

‘ABD ANLAŞMAYI ERTELETMEYE ÇALIŞTI’

Rachman yazısında Joe Biden’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan’ın Avrupa tarafından anlaşmayı ertelemeleri için son bir talepte bulunduğunu, ama onun bu isteğinin görmezden gelindiğini belirtiliyor: “AB yetkilileri, kararları için çeşitli gerekçeler sunuyorlar ve AB'nin Çin'den aldığı tavizlerin çoğunun, Amerika'nın kendi “Faz 1” (ABD ile Çin arasında ticaret savaşını şimdilik sonlandıran anlaşma, Ç.N.) ticaret anlaşmasının bir parçası olarak zaten ABD'ye verildiğini söylüyorlar. Brüksel yetkilileri, ABD'nin Çin ile kendi anlaşmasını yapmadan önce Avrupa'dan izin istemediğine dikkat çekiyor ve böylece AB'nin kararını “stratejik özerkliğin” bir göstergesi olarak haklı çıkarmaya çalışıyorlar”. Yazar, AB’nin bu argümanlarının sert ama bir o kadar da “saf” (naive) olduğunu vurgulayarak bu sefer AB’nin kararına karşı kendisi sert bir şekilde şöyle devam ediyor : “Çin'in imzaladığı anlaşmaya saygı duyacağına inanmak saflıktır. Şu anda Çin ile bir anlaşma yapmanın jeopolitik sonuçlarını görmezden gelmek saflıktır. Beijing’te kararan siyasi iklimin Brüksel veya Berlin'deki hayatı asla etkilemeyeceğini düşünmek saflıktır.” “AB, bu anlaşmanın Çin'in devlete ait işletmelerinin artık "ticari mülahazalara uygun hareket etmeleri" gerekecek olan "davranışlarını disipline edeceğini" söylüyor, ancak Çin 2001 yılında Dünya Ticaret Örgütü'ne katıldığında çok benzer taahhütlerde bulundu. 20 yıl önce verilen devlet sübvansiyonlarını dizginleme sözü şimdi yeniden yeni tavizler olarak sunuluyor. Beijing'in çalışma standartlarına ilişkin uluslararası sözleşmeleri uygulamak için "çalışma" sözü de gülünç derecede zayıf.” Anlaşmanın zamanının Beijing için mükemmel olduğunu belirten yazar, seçildikten sonra Avrupa ile daha yakından ve geleneksel ilişkileri güçlendireceğiz diyen Biden yönetimine karşı da anlaşmanın bir “oldu bitti” (fait accompli) haline getirildiğini vurguluyor. 

‘ANLAŞMAYI MERKEL ZORLADI’

Anlaşmanın imzalanmasını Alman Şansölyesi Merkel’in zorladığını belirten yazar, buradaki en büyük etkinin ise son birkaç yıldır zor durumda olan Alman otomobil endüstrisi olduğunu vurguluyor: “AB-Çin anlaşması, ülkesinin AB dönem başkanlığının son günlerinde Alman Başbakanı Merkel tarafından yapılmaya zorlandı. Bayan Merkel, liberal değerlerin savunucusu olarak görülüyor. Ancak Çin'e yaklaşımında büyük ölçüde, Alman otomobil endüstrisinin zor birkaç yıl geçirdiğini ve Çin'in en büyük pazarı olduğunu biliyor. Merkel'in ileriye doğru baskı yapma kararlılığı, ABD'nin geleceği hakkındaki kendi şüphelerini de yansıtabilir. 2017'de yaptığı konuşmada, Avrupa'nın artık Amerika'ya güvenemeyeceğini söyledi. Bay Biden'in seçimi muhtemelen bu görüşü değiştirmedi. Birçok Avrupalı, ABD'nin Çin ile yeni bir soğuk savaşın eşiğinde olduğuna inanıyor ve bunun bir parçası olmak istemiyorlar. Bu argümanlardan bazıları yeterince makul. Washington'daki güncel olaylara bakmak ve ABD'nin veya Atlantik İttifakının istikrarı konusunda tamamen emin olmak zor. Avrupa’nın Pasifik'te askeri çatışmadan kaçınma arzusu da ayrıca rasyoneldir.”

‘ÇİN ABD’Yİ YERİNDEN EDERSE TÜM DÜNYA BUNU HİSSEDER’

Financial Times (FT) bir İngiliz gazetesi. Günlük yaklaşık 200 bin basılı, 1 milyona yakın da dijital okunma tirajına sahip. Yazılı basında en büyük rakiplerinden biri ise ABD’li Wall Street Journal olarak gösterilir. FT’nin dış ilişkiler baş yazarının, yazı boyunca anlatmak istediği ve yazının sonunda AB’ye tehditleri ise Wall Street Journal başyazarlarını kıskandıracak cinsten. Yazar Gideon Rachman AB yetkililerine son 70 yıldır ABD sayesinde huzur içinde yaşadıklarını tehditkâr bir şekilde hatırlatarak yazısını şu vurgularla bitiriyor: “Pasifik'teki Amerikan güvenlik politikasına zarar verirken, Avrupa'da bir Amerikan güvenlik garantisine güvenmek, uzun vadede akıllıca veya sürdürülebilir bir politika gibi görünmüyor. Avrupalılar, Xi Jinping'in Çin'inin giderek artan otoriter ve saldırgan doğasına kör olabileceklerini düşünürlerse kendilerini kandırırlar. Son 70 yıldır, Avrupalılar dünyanın en güçlü ulusunun liberal bir demokrasi olduğu gerçeğinden faydalandı. Çin gibi otoriter bir ulus, baskın küresel güç olarak Amerika'yı yerinden ederse, ardından tüm dünyadaki demokrasiler sonuçlarını hissedecektir. Mevcut jeopolitik düzende bile Çin, ekonomik gücünü stratejik bir silah olarak kullanmaya istekli olduğunu defalarca gösterdi. Avrupa ülkeleri Beijing’in baskılarına karşı savunmasızlıklarını artırıyorlar. Bu bir “jeopolitik komisyon” için alınması gereken son derece basiretsiz bir karar.”