Yazarlar
06 Mayıs 2020 ( 11 izlenme )

Emperyalizmin Sivil Maskeleri

Milletçe emperyalizme karşı birleşmek, bugün sorunları çözen formüldür, tünelin sonundaki ışıktır, yeni bir dünya var etmenin tek yoludur.


Can Aybars Bilgicier

Hayat bir çelişkiler silsilesi. Cebimizdeki para kardeşimizin istediği gofrete yetmediğinde, yıllarca gemi tamircisi olarak çalışan tanıdığımız asbest solumaktan kanser olduğunda, mahalleye yayılan gece sapığı dedikodusundan dolayı gece yarılarını dolmuş durağında annemizin işten dönmesini bekleyerek geçirdiğimizde hayatın çelişkileri bilincimizi deştikçe deşer. Kaygılarımızın nedenlerinin yok olup yerine güzelliklerin geldiği bir dünyayı özledikçe, var olması için yollar aramaya başlarız. Kaygılarımızı paylaştığını düşündüğümüz insanlarla yan yana gelmek, örgütlü olmak bu arayışın bağlandığı noktadır. Örgütlü olmak, ideoloji sahibi olmaktır. İdeolojimiz benliğimize doğrudan nüfuz eder, hayatı kavrayışımızdan alışkanlıklarımıza kadar bize şekil verir. O nedenle hayatidir.

Dünyayı yorumlarken pusula bellememiz gereken tek şey vardır: Bilimsellik. Bireysel çelişkileri, toplumun geniş kesiminin içinde olduğu durumları bilimsel şekilde yorumlamamak, esas sorunu görmeyip onun yankılarından büyük anlamlar çıkarmak ve sonunda sorunu bölük pörçük gördüğü için çözümü de ayrışmışlıkta aramak dipsiz bir kanyonun yapay çiçekli yoluna girmektir. Bugün geniş kitleler içerisinde bu yanlış yöntem “sivil toplumculuk” esvabıyla dolanıyor. Sivil toplumcu anlayışın diline pelesenk olan kavramlar hepimize tanıdık gelir; kadın-erkek eşitliği, temiz bir dünya, özgürlük, barış vb. Aklı başında olan hiçbir insan bu sorunları yok saymaz zaten. Kim çıkıp “Erkekler kadınları az öldürüyor daha vahşi katletsin” ya da “Ağrı Dağı’nı oyup içine dev bir otel yapalım” der? Kimse. Bunu gören emperyalizm, meşhur “böl-parçala-yönet”ini sivil toplumculuk eliyle yürütüyor. Ulus devletleri hedef alan emperyalizm, devletin imha edilmesi ve bu yolla sosyal güvencenin kendisinin yönettiği tarikat ve cemaatler gibi unsurlarca sağlanmasını istiyor. Bunun için en önemli ihtiyacı ulus kimliğinin silinip yerine etnik, cinsi, mezhepsel kimliklerle ayrışmış gruplar. Türkiye’de bu oyunun baş aktörleri FETÖ ve PKK idi. FETÖ, sosyal devletin kurumlarının (ekonomi, hizmet, güvenlik, adalet vb.) cemaatleşmesi ve devlet aygıtının tasfiyesi görevini üstleniyordu. PKK da, emperyalizmin verdiği uluslararası görevler ve fesatlığın yanında, kitleler içinde sözde meşrulaşmak için “devrimcilik” kavramını sivil toplumculuğun fırınında pişiriyor. Bireyleri bugünün baş çelişkisiyle olan mücadeleden uzaklaştırıp, dar kimliklere sıkıştırmak için yapay savaş alanları yaratıyor.

PKK’nın şekere buladığı kurşunlarını görüyoruz ve konuşuyoruz. Devletlerin nabzına göre şerbet vermeyi strateji belleyen PKK, bireyleri avcuna almanın da çeşitli yollarını yapıyor. Gençliğin dünyayı değiştirme iradesini suistimal etmeye çalışan araçlarıyla bölücü terör, kendini sözüm ona normalleştiriyor. Biz bu araçlarla üniversitelerde aktif mücadele yürütüyoruz, bu nedenle PKK’nın yalanları ve gerçeklerini iyi tanıyoruz. PKK mevzisine düşmeyi “ti”ye alanlar, o planların içinde bulunanlardan başkaları değil. Bu nedenle “Üniversitelerde PKK ile karşı karşıyayız” dediğimizde, ayaklarımızı yere basarak ve kendimizden emin şekilde bu açıklamayı yapıyoruz. Şimdi birlikte PKK’nın bal kabağından bombalarına bakalım, nereden çıktıklarını öğrenmeye çalışalım.

21. yüzyıl kendisinden bir kuşak büyük atasından çok önemli bir miras aldı: Emperyalizmle mücadele. 20. yüzyılın çağ açan devrimleri, ezen milletlerle ezilenlerin çelişkisini kavrayan ve bunu halkına mal eden milli önderliklerin ürünüdür. Sovyet Devrimi basit bir hükümdar-halk çelişkisinin değil, milli devletin emperyalist prangadan boşanması ve hakça yaşam iradesinin sonucudur. Kurtuluş Savaşı’mızda milletimizi birleştiren parola bağımsızlıktı, emperyalizme karşı vatan savunmasıydı. Bu devrimlerin tüm başarılı ilerlemeleri, antiemperyalizmden geçiyor. Günümüzde de baş düşman yine aynıdır, bulunduğumuz cephe de dolayısı ile değişmemiştir. Bu nedenle bugünün çelişkisi olan emperyalizm-ezilen milletler çatışmasını kavrayamayanlar devrimciliğin karşısında gericilikle yan yana konumlanır. PKK, emperyalizmin en çok hedef aldığı Batı Asya ülkelerini, Türkiye, İran, Irak, Suriye’yi baş düşman olarak konumlandırıyor. Emperyalizmin bir numaralı hedeflerine düşman olan emperyalizmle dost olmak zorundadır, hem ezenle hem de ezilenle çatışmak mümkün değildir. PKK, emperyalizmle kol kola olduğu için gericidir, bu gericiliği tarihi sınıf mücadeleleri tarihi olarak yorumlamamasındandır. Dar milliyetçilik sınıf mücadelesiyle ters düşüyor. “Sınıf mücadelesi” verdiğini sanıp günümüzde milli sınıfların ortak mücadelesini görmek istemeyenler de, kendilerini 19. yüzyılın gelişmiş kapitalist ülkelerinde hayal ettikçe, burjuvazi-proletarya çelişkisi fetişizminden kurtulmadıkça, emperyalizmle mücadelenin biricik yolu olan milli devletin savunulması olgusunu kabul etmedikçe PKK’nın kucağına düşecekler. “Halkların Özgürlüğü” sloganları atarak, solculuğu vatanseverlikten ayırarak bir şeyler yapmaya çalışanların PKK’ya dayandığı kolon budur.

Bir diğer mesele, çözümsüzlüğü ve karamsarlığı yaymaktan başka bir görevi olmayan feminizm. Feminizm, emperyalizmin devrimci mücadeleye attığı bir nifak tohumudur, kadını toplumun bir parçası olmaktan çıkarıp gerçek sorunlarından bağımsız şekilde erkekle karşı karşıya getirmiş, böylece toplumu el ele verip emperyalizmle mücadele etmekten alıkoyup içeride yapay bir çelişki yaratmaya çalışmıştır. Varlık amacı, emperyalizmin sömürmek istediği ulusları en tali farklarına kadar ayrıştırmaktır. PKK’nın esasını oluşturan, tavizsiz olduğu “kimlik” siyaseti, en yaygın haliyle feminizmde vücut bulur. Öyle ki, Abdullah Öcalan feminizmi sözde bilimleştirmiş, adına da jineoloji (kadın bilimi) demiştir. PKK’nın çatı örgütü KCK da bu sözde bilimi “temel ilke” olarak benimsemiştir. Bir önemli şey feminizmin gerçeklerini ortaya çıkarmanın kadın sorununu yok saymak olarak algılanmamasıdır. Kadın sorunu vardır, çözülmelidir. Çözüm yolu ise kadını Cumhuriyet’in yaptığı gibi toplumun tamamıyla birleştirmek, öncüsü yapmaktır. Mustafa Kemal Atatürk önderliğindeki Türk devrimi bunu kadın-erkek, Türk-Kürt, cumhuriyetçi-muhafazakar tüm kesimleri birleştirerek emperyalizme karşı tek yumruk yapabildiği için başarmıştır. Dolayısıyla feminizmi savunanlar kadının toplumla birlikte özgürleşmesinin önüne ket vurup onu hayatın gerçeklerinden koparmaya çalışmakta, emperyalizme hizmet etmektedirler. “Feminist Mücadele” diyerek kadını ailesine, topluma, hayata yabancılaştıranların PKK’yla birleştikleri minder burasıdır.

Emperyalizmin “kimlik” kazandırdığı bir mesele de çevreciliktir. Bireyin odağını dar meselelere yoğunlaştırmak ve bu yolla kendisiyle mücadele eden cepheyi zayıflatmak için çevreci maskeyi takmaktan geri durmaz, bu nedenle çevrecilik de, feminizm gibi, devrimci mücadelenin sekteye uğratılması için önemli bir enstrümandır. PKK da, uşaklığını ettiği emperyalizmin bu enstrümanını canhıraş şekilde savunur. Yeşil Siyaset özellikle PKK’nın “gençlik örgütlenmesi” YDG-H tarafından kullanılmakta. Bu Yeşil Siyaset yeri geldiğinde öyle pazarlanıyor ki tüm sorunların kaynağı olarak ortaya çıkarılabiliyor, dünya çapında fenomenler yaratabiliyor. İnsanın doğaya olan gerekli müdahalesini karşısına alınca çevreciliğin Ortaçağ anlayışlarıyla birleşmesi kaçınılmaz. Bunun aslında PKK eylemlerine nasıl perde olarak kullanıldığını, terör örgütünün yaptığı doğa katliamlarında görüyoruz. Devlet kurumlarının yaptığı ihtiyaca yönelik girişimlere duygusal bir doğaseverlikle cepheden saldıranlar, PKK’nın yalnızca bir ay içinde Mersin’de, Edirne’de, Muğla’da, İzmir’de çıkardığı orman yangınlarıyla alakalı tek kelime etmiyorlar. Demek ki masum başlayan bu çevreci macera, PKK’ya paravan olarak rahatça katliam yapmasının zeminini hazırlıyor. “Doğanın Çocuğu” sıfatıyla sağda solda dolaşanlar, terörün gaddar doğa katliamlarına yataklık edip PKK’nın kamuflajı oluyorlar.

Bu alanları çoğaltabiliriz. Konunun esasını yakalamak açısından bu örnekler bize gösteriyor ki PKK, bireyin yaşama dair kaygılarını alıp manipüle ederek emperyalizmin sofrasına meze ediyor. Emperyalizme karşı birleşerek çözülecek sorunları bin bir parçaya bölerek yarattığı hayal dünyasından masumları çekip alıyor. Kendini bu bal kabağından bombalara düşkün edenler, güzel bir dünyanın hayalini kuran insanlardan binlerce kişinin dünyasını karartan canlı bombalara dönüşüyor. Etnisiteye, yaşam tarzına, cinsiyete sıkışan her türlü faaliyet PKK’nın kucağına düşmek, PKK’nın kucağına düşmek de doğrudan emperyalizmin oyuncağı olmaktır. Devrimci oyunu oynayıp gericiliğe hizmet etmektir. Hayat sayısız çelişki yaratır, bunları değiştirmenin yolu bugünü anlamak ve doğru mevzilenmekten geçiyor. Milletçe emperyalizme karşı birleşmek, bugün sorunları çözen formüldür, tünelin sonundaki ışıktır, yeni bir dünya var etmenin tek yoludur.

Can Aybars Bilgicier

TGB Ankara İl Yöneticisi

KAYNAKÇA:

1- Türkiye Solu ve PKK, Doğu Perinçek, Kaynak Yayınları.

2- PKK Terörünün Yeni Dinamikleri Radikalleşme ve Şehir Çatışması, Murat Yeşiltaş Necdet Özçelik, SETA Yayınları.

3- Sıradan Feminizm Erkek Düşmanlığı, Ercan Dalkılıç, Aydınlık Gazetesi 7 Ekim 2016.

4- Sivil Toplumculuğun İflası, Cemil Gözel, Teori Dergisi Ağustos 2016.

tgb.gen.tr


Bunlar da İlginizi Çekebilir