NADİR TEMELOĞLU/Aydınlık

EKONOMİK GÜVENİN DEĞİL BATI'YA TESLİMİYETİN İŞARETİ

Türkiye 28 Mayıs seçimlerinden sonra ekonomide ve güvenlikte yönünü tekrar Batı’ya çevirmeye başladı. Göreve Mehmet Şimşek geldi, Cumhurbaşkanı “Kabullendik” dedi. Hatta AK Parti yerel seçimde ağır bir kayıp yaşamasına rağmen, Erdoğan’ın ilk mesajlarından biri Mehmet Şimşek’le yola devam oldu.
Neredeyse bir yıl geçti ama ne “düşecek, düşecek” dedikleri enflasyon düşmedi.
Memura, asgari ücretliye, emekliye ek zam yok.
İşsizlik hâlâ büyük sorun.
Türk milleti için ekonomi ekside.
Ama Atlantik sisteminin borazancıları, faiz lobisinin en önemli araçlarından olan uluslararası kredi derecelendirme kurumları notumuzu her yükselttiğinde sevinç çığlıkları atıyor. Güven veriyormuş Türk ekonomisi… Kime? Batı’ya…
Türkiye Doğu Akdeniz’den sondaj gemilerini çekti.
Yunanistan, işgal ettiği adalardan bize silah gösteriyor.
KKTC’yi tanıtmada adım atılmadı.
HDP kapatılmadı, yerel seçimlerde PKK güneydoğuda hendeklerden çıktı, şimdi el sıkışıp yeni anayasa yapma derdindeler.
Denge dedikleri politika bozuldu, Rusya ve İran’a yönelik yaptırımlara boyun eğiliyor.
İşte kabullendik dedikleri manzara bu.
O kredi kuruluşlarının “artı” puanları, bunun havucu.
Bakın Hürriyet’in sevinç çığlıkları attığı ve manşetine taşıdığı Moody’s, S&P ve Fitch kimdir?
Yazarımız Serhat Latifoğlu, 13 Ekim 2023’te bunu yazmıştı:
“Derecelendirme kuruluşları piyasası temel ekonomi kuramında tanımlanan tipik bir oligopol piyasasıdır. Moody’s, S&P ve Fitch isimli şirketler ‘Üç Büyükler’ olarak adlandırılır. Moody’s ve S&P piyasanın yüzde 80’ini, Fitch ise yüzde 15’ini kontrol eder. Yani “Üç Büyükler” toplam olarak piyasanın yüzde 95’ini kontrol ederler. Batının kurduğu finansal sistemin temel dayanaklarından biri olan derecelendirme kuruluşları sık sık ‘serbest piyasa’, ‘bağımsız derecelendirme’ gibi süslü kelimelerle raporlarını donatırlar. Ancak kendi aralarına yeni derecelendirme kuruluşunu almaz ve tam bir tekel gibi hareket ederler. Avrupa Birliği Menkul Kıymet ve Piyasalar Kurumu’nun önerdiği 17 farklı derecelendirme kuruluşu olmasına rağmen Avrupa Birliği’nde Üç Büyükler’in payı yüzde 93’tür. Eskisine göre daha az iş yapmalarına rağmen Üç Büyükler’in gelirleri son 10 yılda iki katına çıktı. Derecelendirme kuruluşları 1970’lere kadar daha çok kredi verenlerden gelir elde ederdi. Ancak 1970’lerden sonra iş modelini değiştirdiler, not verdikleri kamu ve özel şirketlerden de gelir elde etmeye başladılar. Derecelendirme kuruluşları satış ve analiz bölümlerinin ayrı olduğunu ifade ederek ‘menfaat çatışması’ iddialarını reddederler. Ancak bu açıklama derecelendirme kuruluşlarının başarısız geçen son 10 yılına bakıldığında ne kadar geçersiz olduğunu ve ‘üçlü çete’ yakıştırmasının neden yükseldiğini bize gösteriyor.” Hürriyet işte Üçlü çetenin yanına dördüncü olarak oturuyor.
Sıcak paracılara taviz vermek, Türkiye’deki devlet zaafını ortaya koyuyor.
Tek çözüm Üreticilerin Milli Hükûmetini kurmak.
Bu nedenle herkesi Milli Devlet Bildirgesi’ni imzalamaya çağırıyoruz:
www.millidevletbildirgesi.com

Ekonomik güvenin değil Batı'ya teslimiyetin işareti  Resim : 1

TÜRKİYE EKONOMİ MODELİ NEDEN TERK EDİLDİ?

YUSUF DİNÇ YENİ ŞAFAK

Kimse kendisini kandırmasın. Türkiye Ekonomi Modelinin terk edilmesini; deprem oldu, pandemi oldu, Ukrayna Savaşı çıktı vesaireyle açıklamak ya meseleyi hiç anlamamak yahut çevir kazı yanmasın demektir.
Bilakis; pandemi çıkacak, asrın afeti olacak, Ukrayna Savaşı çıkacak, hazır olun dense ortodoksinin kurumlarına meftunken herkes Türkiye Ekonomi Modeli uygulanırdı.
Türkiye Ekonomi Modeli bu gerekçelerle terk edilmedi. Model hazırlıksız ve uygulaması yetersiz olduğu için terk edildi. (…)
Enflasyonu tek başına ekonomi yönetimi de yapmadı zaten. Herkes ihaleyi hükümete çıkarsa da o kadar da değil, demek durumundayım. Para politikasının etkisi bellidir. Asıl büyük etkinin otomobildeki ÖTV artışı olduğunu değerlendirdiğimi de okuyucularım bilir. Gene de fırsatçıların, gramaj hilekarlarının, teoride olmadığına inanılan fahiş fiyatçıların (kâr çekişli enflasyon) enflasyondaki önemli payını kimse yadsıyamaz.
Yadsınırsa bir tehlike ortaya çıkar. Gerekli gereksiz ucuza ithalat başlar. Ucuza ithalat başlarsa enflasyon düşer ama herkes bedel öder. Çünkü ortodoksinin sopası da işler. Rekabet edemeyen üreticiler tezgâhı kapatır artan işsizlikle arzu edilen talep düşüşü de gerçekleşir. İşsizlik kapitalizmin cezalandırma enstrümanıdır.

KÜRESEL STATÜKODA GAZZE DEPREMİ

BERCAN TUTAR SABAH

Batılı halklar, ülkelerini idare eden siyasilerin katliamcı Siyonist zihniyetin kuklaları olmasını hazmedemiyor.
İsrail ve Batı'nın suç ortaklığı artık karşılıklı yıkıma dönüşmüş halde.
Batı, İsrail için bütün değerlerini ayaklar altına alırken İsrail'in Gazze'deki her katliamı ise Batı'daki antiSiyonist öfkeyi daha da büyütüyor. Batılı ülkelerin Filistin'e dair her sesi, protestoyu ve desteği Siyonist bir vahşetle linç etmesi ters tepiyor, bir bumerang gibi dönüp onları vuruyor.
Batılı halklar daha önce Kongre Üyesi Paul Findley'in 1985 tarihli "They Dare to Speak Out" adlı kitabında belgelenen ve siyaset bilimci John Mearsheimer ile Stephen Walt'un 2007 tarihli "İsrail Lobisi ve ABD Dış Politikası" kitabıyla desteklenen gerçekleri yakından görmeye başladı.
Yani Batılı politikacıların nasıl Siyonist rejimin birer kuklası, yanaşması ve ideolojik aparatı olduğunu bütün çıplaklığıyla tecrübe ediyorlar. Dolayısıyla Gazze'deki direniş ve ona destek veren küresel vicdan sadece İsrail mitini yıkmakla kalmayacak Batı'ya dayalı küresel statükoyu da temellerinden sarsacaktır.