Dünyada yeni oluşacak dengeyi anlamak amacıyla, bir önceki dengenin şekillendiği dönemi incelemek gerektiğini düşünüyorum. Bu nedenle birkaç gündür İkinci Dünya Savaşı ile ilgili çalışmalara, araştırmalara yoğunlaştım. Bu çerçevede o döneme ilişkin bazı ayrıntıları aktarmak isterim.

Örneğin tarihçilerin de genel kabul ettiği gerçek, İkinci Dünya Savaşı’nın Birinci Dünya Savaşı paylaşımına itirazla başladığı gerçeğidir. Yani 100 yıl önceki paylaşım, o savaşın mağluplarının güçlenmesi ve yeniden paylaşım hamlesiyle İkinci Dünya Savaşı’na neden oldu. 
Bu durumda İkinci Dünya Savaşı’nı anlamak, Birinci Dünya Savaşı’nın sonuçlarını ele almakla mümkün görünüyor. Yani aslında Sovyetler Birliği’nin çöküşüyle sona eren Soğuk Savaş’ın başlangıcını Birinci Dünya Savaşı’nın sonucunda aramak gerekir. Çünkü Çarlık Rusyası çökmüş, Çar’ın yerine Lenin liderliğindeki Bolşevikler iktidara gelmişti. Sosyalizmin inşa dönemi diyebileceğimiz bu dönemde, Sovyetler’in karşısında Eric Hobsbawm’ın “Kısa 20. Yüzyıl Tarihi - 1914-1991 - Aşırılıklar Çağı” kitabındaki tanımıyla ekonomisinde kapitalist; yasal ve anayasal yapısında liberal; karakteristik özellikler taşıyan hegemonik sınıfının imgesi bakımından burjuva olan Batı uygarlığı yer almıştı. Özetle iki gücün mücadelesi Rusya’daki Ekim Devrimi ile başlamıştı. Ancak aktardığımız gibi Birinci Dünya Savaşı’nın mağluplarının yeniden paylaşım talebi, nihai mücadelenin İkinci Dünya Savaşı’nda yapılmasına neden oldu. 
Bu iki farklı kutup, Almanya’da Naziler, İtalya’da Faşistlere karşı birleşti ve Alman-İtalyan-Japon ittifakının karşısında ortak bir mücadele yürüttü. Burada önemli detay şu: Amerika’nın Pearl Harbor baskını neticesinde savaşa girmesinin Alman-İtalyan-Japon ittifakının yenilgisinde elbette büyük etkisi oldu ama özellikle yıkıcı bir şekilde ilerleyen Wehrmacht’a (1935 ile 1945 yılları arasında Nazi Almanyası'nın silahlı kuvvetleri) karşı en kritik eşikleri Sovyetler Birliği’nin Kızıl Ordusu’nun aştığı, tarihçilerin de kabullendiği bir durumdur. Örneğin Wehrmacht’ın Stalingrad’da durdurulması bu eşiklerden bir tanesidir. Yine Almanya’ya son darbeyi indirip Berlin’e giren Kızıl Ordu olmuştu. Japonların büyük yenilgisinde atom bombalarının yanı sıra Sovyetler’in Japonya’ya taarruzunun etkisi yadsınamaz. Özetle, Sovyetler Birliği, İkinci Dünya Savaşı’nın ABD ve (Almanya, İtalya haricinde) Avrupa lehine neticelenmesinde çok büyük etki yaptı.

İlginç bir sonuç. Sovyetler, İkinci Dünya Savaşı sonrasında kendisini yıkacak medeniyeti, adeta kendi elleriyle kurtardı. Elbette, Almanya galip gelseydi benzer, hatta daha ağır bir yıkımın daha o zaman gerçekleşmesi muhtemel olabilirdi. Ancak İkinci Dünya Savaşı sonrasında oluşan denge, Soğuk Savaş’ı tetikledi. Büyük savaşta müttefik olan Sovyetler ve Batı kutbu bir anda karşı karşıya geldi. 

Yıkıma uğramış İngiltere’den liderliği alan Washington merkezli yapı, ekonomik ve bununla bağlantılı politik bir düzen oturttu ve İkinci Dünya Savaşı’ndan 46 yıl sonra Sovyetlerin’in çökmesiyle 1991 yılında galip geldi.

Şimdi Koronavirüs Pandemisi dünyayı sardığından bu yana herkesin gözü bilim insanlarına çevrildi ya. Alttan alta yürüyen tartışma ise, Pandemi sonrası dünyanın nasıl şekilleneceği.
Batı ile Çin arasındaki mücadele yükseliyor. Ayrıca devletlerin ekonomideki etkilerinin artacağı ve daha içe dönük politikaların öne çıkacağı görülüyor. Sağlık, gıda, su, tedarik zinciri adım adım ulusal güvenlik meselesine dönüşüyor. 

Örneğin solunum cihazı üretimi, aynen bir İHA/SİHA kadar önemli hale geleceğe benziyor. Yine tarımsal üretim ve gıda üretimi, bunların dağıtım ağı pekçok ülke açısından hayati önem taşıyacak. Bu süreci organize edebilecek güç ise, devlet mekanizması. 

Burada dikkatimi çeken ayrıntı şu oldu: 

Sonrasında yeni dönemin şekillendiği İkinci Dünya Savaşı’nda karşıt kutupların bile birleşeceği bir ortak düşman vardı. Şimdiki düşman Koronavirüs ise görünmeyen ve doğal (veya üretilmiş) bir düşman. Benim kafama takılan şu: Birçok düşünür, politikacı, ekonomist, stratejist dünyanın yeniden şekilleneceği konusunda ortak bir kanaate sahip. Eee peki bu şekillenme nasıl olacak? Ortak bir düşman mı olacak, kutuplar arası mücadele mi? Koronavirüs Pandemisi sadece başlangıç mı? Yeni dönem, Pandemi sonrasında inanılmaz güçlü silahların ve başka araç gereçlerin de kullanılacağı büyük bir savaş sonucunda mı belirlenecek?

Bu soruların yanıtlarını yaşayıp göreceğiz.
yaz
Ancak böyle bir şey gerçekleşecekse, bizim yapmamız gereken en elzem adım milli devleti her anlamda güçlendirip, tahkim etmek. Bunun için de vatandaşın desteği şart. Vatandaşın, başta ekonomi olmak üzere sorunlarını önceleyerek çözmek ilk sıraya konulursa, milli devletin tahkimatında önemli bir yol alacağımız kesin. 
Zor günler sadece bizi değil, tüm dünyayı bekliyor gibi…