Yazımıza gölge CIA olarak değerlendirilen Amerikan Düşünce Kuruluşu STRATFOR Eski Direktörü George Friedman’ın 5 Mayıs 2020 tarihli makalesinden alıntıyla başlayalım. Güç, Devletlerin Yükseliş ve Çöküşü (‘Power and the Rise and Fall of Nations’) isimli makalede şunları yazmış:

“Toplumun güç algısı, güçle pek ilgisi olmayan olaylardan kaynaklanır. Güç, basitçe başkalarını istemeseler bile kendi çıkarlarımıza göre hareket etmeye zorlama yeteneği olarak tanımlanabilir. Bu karmaşık bir denklemdir. Bir tarafta devletlerin nasıl zorlanabileceğini tanımlar. Diğer tarafta, gücün hedefindekinin boyun eğmekle ya da direnmekle karşılaşacağı acılardan hangisinin daha büyük olacağının değerlendirmesi söz konusudur. Bunlar ayrıntılarda anlaşılabilir: Devletler; onlara dayatılan konular; Çekecekleri acının derecesi… Gücün unsurları vardır. Fiziki yıkım ve en nihayetinde öldürme tehdidi ya da gerçekliği olan askeri güç; ekonomik hamlelerle gereken mal ve hizmetlerin engellenmesinden kur manipülasyonlarına değişen geniş yelpazede acı verecek ekonomik güçki bu tip güç öldürmez, ancak fakirlik ya da düşük yaşam standardı ile tehdit eder. Üçüncüsü siyasidir. Ülkedeki siyasi yapı ya da kamuoyunun manipülasyonuna dayanır. Bu manipülasyon hedef devletin zayıflatılmasına neden olacak şekilde kamuoyunun tepki vermesine neden olur. Araçları askeri gücün doğrudan kullanılması ya da kullanılma tehdidi; ekonomik acı dayatılması ya da kamuda yeni bir algının gerçek gibi yaratılmasını kapsar. Güç aynı zamanda ödül vermeyi de içerir. Her iki yöntem de sonuçta dayatan güç lehinde irade değişikliğini hedefler.”

Makale, özünde ABD Çin rekabeti üzerine odaklanarak, sonunda ABD liderliğinin acı çektirme gücüne dayanarak devam edeceği senteziyle tamamlanmış. Amerikan Barışı (Pax Americana) ve ‘’Washington Consensus (Oydaşması)’’ndan gelinen nokta. Askeri güç, ekonomik baskı, algı yönetimi, acı çektirme….

ASKERİ GÜÇLE TEHDİT ETMEK

Friedman makalesinin yayınlandığı tarihten kısa süre sonra soğuk savaş döneminden bu yana son 40 yıldır hiç yaşanmayan bir gelişme oldu. İlk kez üç Amerikan muhribi ile bir açık deniz destek gemisi ve bir İngiliz fırkateyni, Rusya’nın ön bahçesi Barents Denizinde tatbikat yaptı. Aynı zamanlarda Doğu Çin Denizinde Amerikan B1 bombardıman uçakları; Güney Çin Denizinde USS Barry kruvazörü Seyir Serbestisi (Freedom of Navigation) faaliyeti icra ettiler. Bu faaliyetlerin bir başka uzantısı Venezuela’da ABD destekli denizden gelen bazı militanların Madura’ya karşı başarısız bir darbe girişiminde yaşandı.

DOĞU AKDENİZ’DE TÜRKİYE’Yİ TEHDİT

Doğu Akdeniz çanağında da benzer gelişmeleri gördük. ABD’nin Lefkoşa Büyükelçisi Judith Garber, Rum Milli Muhafız Ordusu (RMMO) Komutanı Korgeneral Demokritos Zervakis’i 12 Mayıs günü ziyaret etti. Ayrılışta ikili, ofiste bulunan Girne tablosu önünde poz verdi. İlginç bir görüntüydü. Basına yapılan açıklamada Türkiye’nin Doğu Akdeniz ve özellikle Yavuz sondaj gemisinin faaliyetlerinden rahatsızlık duyulduğuna vurgu yapılıyor ve Girne resmi üzerinden mesaj veriliyordu. Bu görüşmeden 15 gün sonra 27 Mayıs 2020 sabahı, bu kez ABD Atina Büyükelçisi Jeffrey Payat Yunan MEGA TV kanalına verdiği röportajda Türkiye’ye salvolarla hücum ediyordu: ‘’Türkiye’nin Meriç ve Ege’deki kışkırtmalarına karşı Yunanistan’ın yanındayız’’ diyen Büyükelçi, Amerikan Yunan Askeri ilişkilerin tüm zamanlardan daha iyi olduğuna vurgu yaparak, ‘’Türkiye’nin Libya ile yaptığı deniz sınırlandırma anlaşmasına tamamen karşı olduklarını’’ söylüyor. Adaların kıyı faaliyetleri kapsamında ana karalar kadar hakkı olduğunu (Meksika Körfezinde ABDKüba paylaşımını bilmediği anlaşılıyor!) ve bu sınırların Türkiye gibi tek taraflı hamlelerle belirlenemeyeceğinin altını çiziyor. (GKRY’nin 2 Nisan 2004 tarihli MEB ilanını ona hatırlatılmamış olmalı) Kırmızı çizgileri sorulduğunda; ‘’ABD olarak iki NATO müttefikinin bu denli önemli jeopolitik bir bölgede kazaen veya kasten askeri çatışmayı kışkırtacak faaliyetlere girişmesine izin vermeyiz’’ diyor.

ASIL HEDEF RUSYA

Sonunda eklemeyi unutmuyor: ‘’Eğer bir tırmanma yaşanırsa bundan kazançlı çıkacak olan Vladimir Putin’ dir. Onlar Avrupa Atlantik topluluğun değerlerine, prensiplerine ve kurumlarına karşı çıkıyorlar.’’ ABD Atina Büyükelçisinin bu açıklamalarından 48 saat sonra, Amerikan B1 Bombardıman uçaklarının Baltık ve Karadeniz’de Rusya’yı büyük kışkırtma içine çekecek şekilde ilk kez bombardıman görevlerini denemesi ve bu denemelere Karadeniz’de Ukrayna’ya ait savaş uçaklarının ve Türk tanker uçaklarının katılması son derece dikkat çekici oldu. Amerikan Hava Kuvvetleri Gazetesi ‘’Air Force Times’’ bu gelişmeyi ‘’B1B uçakları Ukrayna ve Türk uçakları ile Bombardıman Görev Kuvveti Vazifesini Tamamladı’’ başlığı ile verdi. Tabi Ankara, en üst seviyede ‘’Rusya’dan alınan S 400 Hava Savunma Füzeleri sistemi programında hiçbir aksama yok’’ deklarasyonunda bulunurken, ABD’den gelen ağır bombardıman uçaklarıyla soğuk savaş günlerinde bile yaşanmayan böylesi bir tatbikata katılmasının Doğu Akdeniz’den gelen tehdit mesajları veya doların Mayıs başlarında 7,26 TL görmesi ile ilgisinin olmadığını dilemek isteriz.

DÜŞÜNCE KURULUŞLARI KIŞKIRTIYOR

Diğer yandan 27 Mayıs 2020 tarihinde Kuzey Suriye’nin Deyrizor bölgesinde, Türkiye’ye karşı kullanılmak üzere PKK/YPG’ye Amerikan Patriot füzelerini verdiği gün, Washington DC merkezli CEPA Düşünce Kuruluşu tarafından yayınlanan ve başyazarlığını 2018 yılında emekli olan eski ABD Avrupa Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Ben Hodges’ın yaptığı ‘’One Flank, One Threat, One Presence: A Strategy for NATO’s Eastern FlankBir Kanat, Bir Tehdit, Bir Varlık: NATO’nun Doğu Kanadı için bir Strateji’’ isimli dokümanda Karadeniz için son derece kışkırtıcı ve NATO ile Rusya’yı savaşın eşiğine getirecek tedbirlerin ve tekliflerin önerildiği bir dokuman yayınlandı. Bu dokümanda Romanya’nın her türlü saldırı silahına kavuşturulmasından, Karadeniz Daimî NATO Deniz Karakol Görevlerinin başlatılmasına kadar, Karadeniz’de Montreux Boğazlar Sözleşmesi dengesine ve mevcut istikrara ciddi tehlikeler yaratacak teklifler yer alıyor.

TÜRK AKADEMİSYENLERİN KATKISI

Tabi ABD’nin Karadeniz’deki kışkırtmalarının Türk kamu diplomasisi alanında da yerini aldığını söyleyebiliriz. Örneğin uzun bir aradan sonra ne tesadüf geçtiğimiz hafta bazı Türk akademisyenlerin yurt dışı medya ve düşünce kuruluşu yayınlarında TürkRus ilişkilerinin gelişmesine şüphe ve tedirginlik yaklaşımı sergileyen makale ve tweet’lerinde artışa rastladık. Bu yayınları,  geçen hafta Mavi Vatan kavramına ve Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de deniz çıkarlarını korumaya yönelik hamlelerine karşı, liberal ve FETÖ iltisaklı grupların yıpratıcı propaganda faaliyetlerinden ayrı tutmamızın zor olacağını söyleyebilirim. Bu faaliyetlerin Amiral Yaycı’nın istifasının ardından arttığını söylemek salt bir olgudur.

TÜRKİYE ZOR BİR DÖNEME GİRİYOR

COVİD sonrası işsizlik başta olmak üzere ekonomik ve finansal zorluklarla karşı karşıya kalacağımız bir gerçektir.  Doların artması içeride mandacı zihniyeti heyecana ve söylemesi zor da olsa mutlu bir ruh haline soktu. 15 Temmuz 2016’da yaşanan felaketi neredeyse unutturacak bir duygu sentezine giren sosyal kesimleri gördük.

FETÖ’NÜN MORALİ

FETÖ kaçağı bir militanın geçen hafta pervasız bir şekilde “İBB seçimlerini CHP bizim sayemizde kazandı’’ açıklamasını yapması; yeni kurulan partilerin FETÖ ve PKK yı düşünce suçu spektrumunda görmesi; FETÖ ile mücadelede ve Libya Deniz Sınırlandırma Anlaşmasında kilit rol oynayan Amiralin istifa etmesi, yurt dışındaki kaçak FETÖ gruplarının 15 Temmuz 2016 sonrası görülmesi hayal bile edilmeyen sosyal medya atağına neden oldu. Bu durumun, Türkiye’nin jeopolitik çıkarlarını savunmasını NATO ve AvroAtlantik sisteme meydan okuma gibi gören mandacılarla; devletin çıkarları yerle bir olsa da tek amaçları iktidarı eleştirmek olan Tolstoy’un horozu statüsündeki kullanışlı aptalları coşturduğunu söyleyebiliriz. Bu atakların münferit olması beklenemez. George Friedman’ın acılar reçetesi makalesi perspektifinde Doğu Akdeniz’de üst üste yapılan Amerikan tehdit söylemleri; Rusya’ya NATO ve ABD tarafından yapılan kışkırtıcı hamleler ve ülkemizde dövizin artması başta Washington DC olmak üzere, batılı başkentlerde alternatif planların masaya açılmasına neden olmuş olabilir.

TARİH İNSANDAN YARATICIDIR

Ancak tarihin ve talihin yaratıcılığını hatırlatalım. ABD Karadeniz ve Baltık semalarında kışkırtıcı B1 bombardıman uçağı uçuşlarını yaparken 27 Mayıs 2020 günü, basit bir polis memuru, Minneapolis’te çağlayan etkisi yaratacağını bilmeden bir siyahi Amerikan vatandaşını öldürdü. Ölen George Floyd’un son sözü “Nefes Alamıyorum” oldu. General Nejat Eslen’in tabiri ile ABD’de Amerikan Baharını başlatan bu sözler, bu makale yazılırken pek çok eyalette son derece şiddetli yıkıcı halk hareketlerine dönüştü. COVİD sürecini dahi yönetmekte zorlanan, 100 bin vatandaşını kaybeden, 40 milyona yakın işsizin ortaya çıktığı, dünyadaki gelir dengesizliğinde en üst sıralarda yer alan ABD’nin, George Firedman’ın reçetesini sunduğu acı vererek dünyayı yönetme dönemi kapanıyor. Türkiye’nin Sevr’in 100. Yılında en azından geçmişe bakarak kendine güvenmesi gerekirken, aramızdaki mandacıların bunu görememesi ne kadar acı. Damat Ferit’in Allah’tan sonra en büyük güç olarak gördüğü İngiltere’nin bugünkü temsilcisi ABD’yi düzen kurucu görmeye devam edenlere hatırlatalım. Devletimizin jeopolitik çıkarlarından daha önemli hiçbir şey olamaz. Geçmiş nesiller sadece kendi refah ve mutluluklarını düşünse ve Sevr’e başkaldırmasaydı, bugün muhtemelen İngiliz Devletler Topluluğu içinde koloni vatandaşı olarak yaşıyor olacaktık. O nesillerin 1911’den 1922 sonuna kadar savaştığını hatırlatmak isterim. İnsan hayatının temel ihtiyaçlarını bile karşılayamayacak koşullarda aç, susuz, evsiz, barksız, fakir ve hasta yaşayan yüzbinler vardı. Evlerin erkekleri yoktu. Ama sonunda biz kazandık.

EMPERYALİZME DİRENELİM

Bizden 6000 mil uzaktan ülkemizi kendi çıkarları paralelinde yönetmeye, komşularımızla aramızın açılmasını teşvik edecek kışkırtmalara girerek, Türkiye’nin büyük kayıplarına neden olacak hamlelere girişen ABD’nin stratejisinin parçası ve Kenar kuşağın kullanışlı payandası olmayalım. İçeride kaos yaşayan ABD’nin modası geçmiş soğuk savaş jargonlarına esir düşmeyelim. Küresel tahtı sallanan dolar karşılığında, jeopolitik çıkarlarımızı pazarlık konusu yapmayın. Bugün hür nefes alıyorsak geçmiş fedakarlıklar sayesindedir. Torunlarımızın başta Doğu Akdeniz’dekiler olmak üzere her türlü hayati çıkarından, Karadeniz’de son 84 yıldır tesis edilen istikrar ve denge ortamından, ekonomik baskılar ve ABD’nin tehditleri nedeni ile taviz vermeyi asla düşünmeyelim. Bugün ovadaki çobandan, mavi vatandaki balıkçıya, kahvedeki çiftçiden fabrikadaki işçiye kadar herkes her geçen gün Mustafa Kemal’e sarılıyor ve onun ışığına geliyorsa tek nedeni var. O emperyalizme direndi ve kazandı. Bugünün yaşayan nesilleri tarihin farkında olmalı ve geleceğe sadakat göstermelidir.