Onlarca yıldır, ‘Mezopotamya, Anadolu, Mısır, Yunan, Roma medeniyetler coğrafyasıdır’ söylemiyle büyütülen nesiller, Şam Coğrafyasının (Suriye) adını, sanını ve önemini ya hiç duymadılar ya da nadiren duydular. Suriye’nin zikredilen medeniyetlerin ana gövdesini oluşturan ağaç olduğunu sakladılar. Arkeolojik çalışmalar, Almanya’nın, Fransa’nın, İngiltere’nin, ABD’nin, İsrail’in istila, talan, kolonileştirme ve işgal ederek yurt edinme amaçları için suiistimal ve istismar edildi. Tevrat bu amaçlar uğruna tahrif ve tezvir edildi. Sümerler ile başlatılan tarih safsatasını tedavüle soktular. Ardından Sümerleri kökenlerinden, çevresinden ve tabi olduğu dil ailesinden soyutlayarak, dil, kültür, tarih birliği ve devamlılık arz eden Yemen, Umman, Hint, Suriye, Anadolu, Pars-Fars (İran), Mısır, Yunan ve Roma medeniyetlerini farklı ırklara, dillere, kültürlere ve tarihe ait yapılar olarak ayrıştırdılar.

Aynı kökten gelen merkez ağacın dalları olmalarına rağmen birbirlerinden gezegenler arası mesafe kadar ayrı toplumlar olarak sunuldu. Samiler, Hint-Avrupalı, Ari ve emsali bilimsel temelden yoksun keyfi terminolojiler ürettiler. Filhakika (gerçekte) ilk ve en büyük bölücülük hareketini başlatanlar sömürge ve talan amaçlı böl-yönet projelerin itikadı ve ideolojik altyapısını hazırlayan, Batılı arkeologlardır. Sorgulamayan ve bu zırvaları ilmi hakikatler olarak toplumlarına nakleden mahalli taklitçiler, en az Batının yalancıları kadar suçludur. Bu konuya, “Tarihte Suriye devleti olmadı” diyenlere verdiğimiz cevapta yer verdik. Su damlası ve zeytin yaprağındaki sırrın sahibinin inayeti ve hürmetine önümüzdeki yazılarda bu tahrifatları önce deşifre edecek sonra tashih edeceğiz.

MISIR, SURİYEDEN BAĞIMSIZ DEĞİLDİR

Mısır’ın kadim ve yeni tarihi Suriye’den bağımsız değildir. Nil Deltası coğrafyasına kurulan şehirler ve hanedanlık isimleri, Emevi Sünnetini ve onların Nil deltasındaki (Mısır) varlığına son veren El-Ezher Külliyesini kuran Ali Şia’sına mensup Fatımiler de Suriyelidir. Kahhar (kahreden) Kahire şehrini kuranlarda onlardır. Şam ve Anadolu coğrafyasının stratejik önemini ve değerini bilen Mısır, her imkânda ana diyarlara yeniden hâkim olmak için bir hayli uğraştı. Zira Anadolu’yu mesken edinen Hitti (Hissi) oğulları da Şam’ın işgal ettiği merkez konumun farkındaydı ve buraları egemenliği altına almak için Nil deltasından ve Irak’tan gelenlerle sürekli çatıştı.

Amur, Asur, Akkad, Babil, Pers, Yunan-Makedonya, Selevkiya, Roma, Bizans, Emeviler, Abbasiler, Memluklüler, Osmanlılar, İngilizler, Fransızlar, İtalyanlar, Almanlar, Ruslar, ABD’liler, Çinliler ve daha niceleri bu merkezi coğrafyada parladılar, parlayacaklar veya burada kaybettiler, tarihin tozlu raflarına kaldırıldılar. Tarihte Nil Deltasını (Mısır) anavatanı Şam coğrafyasından (Suriye) defalarca ayırmaya ve koparmaya çalıştılar. İlkini Birinci Dünya Savaşında Şam’ın vilayeti olan Kudüs’ü (Filistin) Suriye’den kopararak başardılar. Mısır ve Suriye arasındaki coğrafi bağı kopardılar. Filistin’e Siyonist Yahudi devleti inşa ederek Mısır ile Suriye arasına kama gibi girdiler.

MISIR HALKI DÜŞMANLIĞI AFFETMEDİ

Mısır ile Suriye’nin coğrafi birlikteliğini Filistin’i işgal ederek engelleyenler, efsanevi Mısırlı Arap lider Cemal Abdülnasır ve Suriyeli lider Şükrü Kuvvetlinin imzalarıyla 1958’de inşa edilen Birleşik Arap Cumhuriyeti’ni (Mısır-Suriye siyasi birliği) 1961’de parçalayarak ikinci kez başarılı oldular. En son darbeyi Mısır’a Müslüman Kardeşler Örgütünü hâkim kılarak yaptılar. Bu kez kadim Suriye düşmanları Şam’a Mısır’daki yeni müttefikleri üzerinden saldırdı. Ana-evlat misali olan Mısır-Suriye ilişkilerini kana buladılar. Yeni hükümet olan Müslüman kardeşler Örgütü, NATO, sömürge Batı devletleri, ABD ve İsrail tarafından terörize edilen Suriye’ye karşı onların safında yer aldı. Mısır halkı bu düşmanlığı affetmedi ve Müslüman Kardeşler Örgütüne karşı milyonlarca insan sokaklara döküldü. Elbette ki bu protestolar sadece Suriye ile ilgili değildi ama Şam’a düşmanlık Mısır’ın tarihine, kültürüne, dil birliğine, Arabi kökenine ihanet olarak algılandı. 

ESAD’IN ZAFERİNİ KABUL ETTİLER

Geçen hafta Ürdün’ün başkenti Amman’da Mısır, Suriye, Lübnan ve Ürdün Petrol ve Enerji Bakanları bir araya geldiler. Mısır doğal gazı ve petrolü Ürdün, Suriye ve Lübnan’a taşınacak antlaşmaya imza attılar. Lübnan’a ulaşacak Mısır doğal gazı ve petrolünün Suriye topraklarından geçmesi karşılığında Kahire, Suriye’ye vereceği gaz ve petrolü bedava verecek. Mısır, Tunus, Cezayir, Moritanya, Fas, Ürdün, Irak, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Kuveyt, Umman, Yemen ve Lübnan Suriye’de Esad’ın zaferini kabul ettiler. Sırada Suudi hanedanlığı var. Suriye 2011 öncesinde, Türkiye’yi Arap Âlemine, zengin pazarlara taşıyarak ihracatta patlama yapmasını sağladı. Büyüme, ilerleme, huzur, barış ve güvenlik sahasında en istikrarlı dönemlerden biri yaşandı. Bu sayede Erdoğan, siyasi hayatının en şaşalı, en parlak ve en kuvvetli dönemini yaşadı. 2011 sonrasında Suriye’ye karşı tarihi soykırım, işgal, talan ve terör ile yazılı devletler ve onların lejyonerleriyle ortak cephe inşa ettiler. Bu lahzadan itibaren iflah olamadılar, olamazlar. Bu tabloya rağmen Hulusi Akar halen “ABD, YPGPKK ile değil bizimle birlikte hareket etmeli.” demektedir.  

VAHİM BİR HATA

Akar, “Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde, uluslararası ilişkilerde özne haline gelen, etki ve ilgi alanı her geçen gün genişleyen ülkemiz, bölgesel bir güçtür. Türkiye, bölgesinde ABD için güçlü, etkin ve güvenilir bir müttefiktir. Eğer ABD Ortadoğu coğrafyasında bulunacaksa Türkiye ile iş birliği yapması lazım. ABD’nin bölgede iş birliği yapacağı ülke biziz. Biz, 2011’den bu yana ABD ve tüm müttefiklerimizle yani özellikle Suriye’de iş birliği içinde hareket etmek istedik.” demiş. Akar bu vahim ve komik-trajik açıklamasının, Türkiye düşmanı, tarihi soykırım, talan, işgal ve zulüm ile yazılı ABD’ye iş ve güç birliği önerisinde bulunmasının Türk Milleti ve bölge halklarına hakaret mertebesinde olduğunun idrakinde bile değil.

Çavuşoğlu’nun Türkiye’de yaşayan ve buradan Suriye’yi yönetenleri “Suriye halkının meşru temsilcileri ve hükümeti” olarak nitelendirmesi ve onları makamında ağırlamasının vahameti ve zararına müdrik değil. Yasin Aktay henüz birkaç gün önce ABD’ye nasihatte bulunmuş. ABD’nin toparlanması, kaybettiği prestiji kazanması ve Aktay’ın dostluğunu kazanması için Esad’ı devirmesini önermiş. Dillerinden düşürmedikleri ama anlayamadıkları Kuran’dan Bakara suresi 7.ci ayeti hatırlatalım; “Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir, gözlerinde de kalın bir perde bulunmaktadır ve onlar için büyük bir azap vardır.” 

ŞAM YA REZİL YA DA VEZİR EDER

Bu coğrafyada tarih yazmak ve etkili bir lider olabilmeniz için Atatürk misali hem iyi bir asker hem de iyi bir tarih araştırmacısı olmak gerekir. Bu vasıflar bugün Türkiye’yi yöneten AKP hükümetinde veya iktidara talip ana muhalefet partilerinde görülmemektedir. Temenni ederiz ki, Suriye’de bölücü ve dinci kimlikli tarihin karanlık çağlarına mensup yapılara karşı dik ve kararlı duruş sergileyen, Suriye’nin toprak ve siyasi birliğine hizmet eden söylem ve eylemleri icra eden bir Türkiye inşa edilsin. Merkezlerin merkezi ve kökleri çok derinde olan Suriye için bir tarihi tespitte bulunmuştuk; Suriye onu kazananı ve dost edineni zirveye taşıyan, ona düşman olanı tahttan indiren coğrafyanın adıdır. Hanedanlığı, devlete, devleti imparatorluğa dönüştürür. Adalet ve Kalkınma Partisinin yıldızı Suriye ile barıştığı, dost olduğu dönemde parladı. Gerileme, zayıflama ve iktidar koltuğunu tehlikeye atma süreci ise Suriye’ye karşı cephede yer almasıyla başladı. Kıssadan hisse, Şam coğrafyası ya vezir ya rezil eder. Bu tarihi olaylar ile ispatlanmış hakikat hem iktidar hem de muhalefetin kulaklarına küpe olsun. Zira hatalarından ibret almayanlar ibretlik vakıa olurlar.

Aydınlık