Artık planlama, millileştirme, kamulaştırma ve kooperatifleştirme dâhil bütün enstrümanları devreye sokarak son otuz beş yılın filmini tersine çevirmeliyiz. Bu geriye dönüş değil, çağdaş karma ekonomiyle gelişen bir kalkınma inovasyonu olacaktır

HASAN KORKMAZCAN Vatan Partisi Genel Başkan Yard.

Türkiye'nin içinden geçtiği ekonomik bunalım, sıradan bir üretimtüketim krizi değildir. Bu süreci bir finansal, bir cari açık ya da arztalep sorunu olarak değerlendirmek yanlıştır. Günümüzdeki bu bunalım, sadece yapısal sorunlar temelli bir ekonomik tıkanma durumuyla da açıklanamaz. Doğru tanıya, bunların tamamını içine alan ve çok önemli diğer iç ve dış etmenleri de kapsayan bir bakış açısı ile ulaşılabilir.

Güncel bunalım ülkemizin 1. Dünya Savaşı şartlarında yaşadığı krizlere yakın şiddettedir. Krize yol açan yıkıcı enerjinin biriktiği dönemlerin sapmaları apaçık ortadadır: Bunalım; plansız, disiplinsiz, tasarruf yerine israfın, üretim yerine balon rant organizasyonlarının ve dışa bağımlı dayatmalarla obezleştirilen tüketimin teşvik gördüğü ekonomik politikalarla derinleştirilmiştir.

KENDİLERİ DE KRİZDE

Durumu her geçen gün daha ağırlaştıran iki temel etmen de devrededir:

Birincisi, Türkiye uzun yıllardan beri her alanda etkin müttefiklerince savaşılan düşman konumunda görülmektedir.

İkincisi, bu odaklar kendileri de ağır bir ekonomik, siyasi ve toplumsal krize sürüklenmiş bulunmaktadır. Türkiye'yi yörüngelerinde tutmak için her çareye başvuranlar çaresizlik içindedirler.

Sömürgenler çaresizlik çemberi daraldıkça saldırganlıklarını daha yüzsüzce ortaya koymaktadırlar. Ülkemize yönelik tehdit, tertip, kuşatma ve bölme girişimleri pervasızca sergilenmiştir. Gerçeklerin tablosu son silah doğrultma, abluka, ambargo ve finansal manipülasyonlarla somutlaşmıştır.

Sömürgen emperyalizm, çoktan insanlık değerleriyle bağlarını kopardığı gibi devlet, ordu, ittifak ilişkilerinde karşılıklılık ve sözleşmelere bağlılık kavramlarını da yok saymaktadır. Yıkıcı güçleri koruma çaresi olarak sadece tırmandırdıkları kanlı kaos ortamlarına bel bağlamış oldukları görülüyor.

Türkiye tarihi, kültürel ve jeostratejik nedenlerle her zaman olduğu gibi günümüzde de dünyanın kilittaşı konumundadır. Bu sebeple emperyalist sömürgenliğin, anlamaz görünen işbirlikçilerin ısrarla direnmelerinden anlaşılacağı üzere, düşman seçtiği en öndeki hedeflerden biri Dünya Türklüğü'dür. Türkiye Cumhuriyeti'nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü ve bağımsızlığı her alanda yürütülen doğrudan ya da yan etkileri hesaplanmış dolaylı saldırılara uğramaktadır.

MİLLİ AZİM VE KARARLILIK

Bu "Manzarai Umumiyeden", dönemsel, perakende, sektörel önlemlerle çıkış yoktur. Çıkış yolu, tüm alanların çözümlerini birleştiren bir "Milli Azim ve Kararlılık" ile açılabilir. Üstelik başta bölge ülkeleri olmak üzere insanlık değerlerini savunan cephenin koruganları, "savunulan ülke hattı yok, savunulan milletler ve insanlık sathı vardır" bilinciyle inşa edilebilir. Zafer çizgi ile yüzey arasında bizim denediğimiz farkı, insanlığın son yüzyıldaki bağımsızlık birikimiyle boyutlandırarak kazanılacaktır.

Reklamdan sonra devam ediyor 

Ülkemize her alanda savaş metoduyla yöneltilen saldırılar sürerken; güvenlik, kalkınma, eğitim, üretim, sanayi ve tarım ayrı ayrı sorun ve çözüm alanları olarak ele alınamaz.

TOPYEKÛN TEHDİDE TOPYEKÛN SALDIRI

Topyekûn tehdide topyekûn saldırıyla karşılık verilir. Milletçe çözüm, görüş ve önerilerimizi, hedefi zafer olan topyekûn bir karar, sabır, dayanışma ve sorumlulukları paylaşma ikliminde değerlendirmek zorundayız.

Son elli yılda düşmanın iç ve dış güvenlik konusunda ülkemize reva gördüğü sözde müttefikliğin sonuçlarını unutmayalım. Yalnız son elli yılı bilincimizde diri tutmak bile milli doğrultumuzu belirlemeye yeter.

Türkiye güvenlik alanında umut verici ön uygulamaları başlatmış ve doğru yönde ilk adımları atmıştır. Bunların arkası gelecektir. Çanakkale'den İzmir'e yürüyüşümüz, dünya tarihinin yönünü nasıl mazlum milletlerin yeniden diriliş sürecine dönüştürmüşse, bugünkü direniş hamlelerimiz de insanlığa yeni ufuklar açacaktır.

Bizim, komşularımızın ve potansiyel müttefiklerimizin ortak yol haritası, insanlığı eşit ulus devletler güvencesinde bir barış dönemine ulaştırmak olarak belirginleşmektedir.

Sömürgenlerin Soğuk Savaş sonrası kendilerini bağladıkları küresel kutup fetişizmi her türlü sistem ve ilkeyi değersizleştirmiştir. Artık savaşla ekonomik ilişkiler, felaketlerle barışçı ikiyüzlülük, terörizmle devlet düzeni, teröristle sözde politik aktörler birbirine karışmıştır. Kaybedenlerin çılgın hamleleri, sürekli ekonomik çöküntüler ve büyük insanlık dramlarına yol açmaktadır.

Türkiye'deki bunalım, karar süreçlerinde yer almadığımız halde bize dayatılan borçlantüket uygulamalarının sonucudur. Bizi üretimsiz borçlanma sarmalına çekenler şimdi kendileri de sistemsel bir kriz girdabına düşmüşlerdir. Bu sebeple çaresizliklerini yönetilebilir kaos ya da kuralsız savaş metotlarıyla aşmaya çalışmaktadırlar. Emperyalist sömürgenler hem kendileri için hem de yörüngelerine takılanlar için sürdürülebilir imkânları tüketmişlerdir. Bu durumda ülkemizi en kısa sürede bu sonu karanlık ortamdan çıkarmamız gerekiyor. Süregelen ekonomik bunalım ancak ve yalnız bütüncül bir strateji, planlama ve topyekûn milli kalkınma uygulamasıyla sonlandırılabilir.

GEÇMİŞTE BAŞARDIK

Lanetli yörüngede sürüklenmenin izlerini bütün ekonomik birim, kurum ve aktörlerin zihninden silmeliyiz. Böylece hem yeniden milli kalkınma hem de ufuktaki küresel yıkımın etkilerinden korunma sağlanmış olacaktır. Geçmişte bunu başardık. 1930'lardaki büyük dünya yıkımından Türkiye hasar görmeden çıkabildi. İki büyük savaşın arasında yere çakılan küresel ekonominin yıkıcı girdabından Türk Milleti hızla büyüyerek, sanayi açığını kapatarak ve çağdaş düzleme sıçramayı başararak ayrışabildi.

Genç Cumhuriyetimizin ortaya koyduğu bu birikim dururken, başka kalkınma modeli aramaya gerek yoktur. Sömürgenlerin yörüngesindeki reçetelerle ekonominin sağalmasını beklemek, ancak tescilli kurtarıcılarla, devşirilmiş strateji pazarlamacılarının hayali olabilir. Ulusal aklımızın bütün soğukkanlılığı ile tüm milli güçlerimizi reelpolitik ve reelekonomik sağlam zeminlere konumlandırmak zorundayız.

Bizim için bu an ve bu durumda kararsızlığa yer yoktur. Tarihi kurultay devleti birikimimizin bize tarihin bu önemli kavşağında önerdiği yol haritası da bellidir. Önce insanlık değerlerinden kopmuş güçlerin bulaştırdığı karamsarlık, çaresizlik ve yenilmişlik duygularının hakkından gelmeliyiz. Sonra aynen uygarlık göçleri, demir dağları aşma ve bağımsızlığımızı savunma dönemlerinde olduğu gibi millet ve devlet birlikteliğiyle yola koyulmalıyız.

Reklamdan sonra devam ediyor 

DEVLET SAHAYA İNMELİ

Son üç çeyrek yüzyılda bastırılan, baltalanan ve batırılan milli potansiyelimizin önündeki barikatları yıkmalıyız. Tarihe ışık saçan atlarımız uçak kanatlarında, tren raylarında, füze parıltılarında yeniden göz kamaştırmalı.

Devlet yeniden somut olarak sahaya inmelidir. Tarlada, atölyede, fabrikada, Mavi Vatanda, limanda, toprak altında ve uzayda ulusal egemenliğin güvencesi yankılanmalıdır. Üretimin bütün aşamalarında, sürece katılan herkes sömürgen saldırganlık karşısında devletin haklarını çiğnetmeyecek kararlılıkta olduğunu görmelidir. Bunun için kamu planlama ve müdahalesi, milli üretimi koruma, kurumlaştırma ve ayakta tutma amacıyla yeniden yapılandırılmalıdır.

Cari açığı sıfırlama ve milli tasarrufla kaynak oluşturma odaklı atılımlar başlatalım. İç tüketimi azaltma, pahalı döviz, ithalatın daraltılması ve belli süreli enflasyon yüksekliğinin getireceği sancıları paylaşmayı göze alalım. Her türlü çıkmaz, sarmal ve yetersizliğin milli dayanışma, kamu katılım, denetim ve gözetimi ile etkisizleştirilebildiği gerçeğini biz kanıtladık. Engellenmiş kalkınma rüzgârımızı yeniden yakalayalım.

Artık planlama, millileştirme, kamulaştırma ve kooperatifleştirme dâhil bütün enstrümanları devreye sokarak son otuz beş yılın filmini tersine çevirmeliyiz. Bu geriye dönüş değil, çağdaş karma ekonomiyle gelişen bir kalkınma inovasyonu (ilerleme) olacaktır.

MİLLİ ÜRETİM HEYECANI

Başta Sümer Holding olmak üzere bütün kamu kuruluş, teşebbüs ve iştirakları yeniden ve günümüzün ihtiyaçlarına göre üretim sahasına çıkarılmalıdır. Kamunun ekonomideki etkinliği küresel saldırıların yıprattığı ve sindirdiği milli üretim heyecanını yeniden ayağa kaldıracaktır. Devletin sahada görünürlüğü güvensizlik ve öngörememek yüzünden duran ve geriye işleyen üretim çarklarını harekete geçirecektir. İşsizlerden öğrencilere, emeklilerden çocuklara kadar her kesimde kalkınma sürecine katılma umut ve heyecanı güven ortamında oluşabilir. Ekonomik güven ortamı dayanıklılığı ancak devlet kararlılığı ile inşa edilebilir.

Somut uygulama adımları atılırken karar vericilerin, 19801994 dönemlerindeki DPT, KİT, merkezi ve yerel yönetim ekonomik faaliyetlerini yanlış ve doğrularıyla masaya yatırmaları gerekir. İMF, AB, ABD saldırganlığına karşı kamu kuruluşları kalkanımız ayakta tutulsaydı Türkiye bugün hangi kalkınmışlık düzeyine ulaşırdı, hesaplanmalıdır. Örnek dosyalarla yapılacak sondajlar bile geleceğimizin milli üretim modelini ortaya çıkaracaktır. Sadece Sümerbank'ın kriz dönemlerindeki kurtarıcı, Türk Cumhuriyetlerinde bazı sektörlerdeki kurucu katkıları aydınlatıcı örneklerdir. Özellikle Köyteks AŞ. ve Süt AŞ. uygulamaları, Sümerbank birikiminin istihdam istikrarı ve batmış özel sektör işletmelerinin yeniden milli ekonomiye kazandırılmasındaki rolünü örnekleyecektir. Günümüzde yeniden kamu, özel sektör, kooperatifler ve yerel işletmeler işbirliği ile kaliteli ve rekabetçi üretim, nitelikli işgücü, inovasyon, dengeli kalkınma, sürdürülebilir eğitim ve istihdam güvenliği sağlama zorunluluğu vardır.

TEK ÇIKIŞ YOLU

1994'ten sonra dış dayatmalara boyun eğerek yozlaştırılan özelleştirmenin, milli üretimi çökertme amacıyla kendimize yöneltilen namlu haline getirildiğini artık herkes gördü. Buna eşlik eden yanlış uygulamalarda ısrar edilmesinin sonuçları da ortada.

Tek çıkış kendi stratejisini kendi iradesiyle belirleyecek bir ekonomik karar mekanizmasını oluşturmaktır. Unutulmamalıdır ki, bütün alanlarda bütün uygulama süreçlerinin kalitesini karar kalitesi belirler. Yeniden milli kalkınma seferberliğine yelken açmak için Türkiye'nin yurt içinde ve dünyanın dört bir köşesinde yeterli, yetişmiş insan gücü vardır. Türkiye kaliteli bir kararı mutlaka yürürlüğe koyacaktır.

Korkmazcan kimdir?

Hasan Korkmazcan, 1953 yılında Denizli'de doğdu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. Türk Parlamenterler Birliği Onursal Başkanı, Serbest Avukatlık, 14, 15, 19 ve 20. Dönem Denizli Milletvekilliği ile TBMM Başkanvekilliği yaptı. İngilizce, Boşnakça bilen Korkmazcan, evli ve iki çocuk babasıdır. Korkmazcan 27. Dönem Milletvekili Genel Seçimi, Vatan Partisi İstanbul milletvekili adayıdır.