Yazarlar
19 Ocak 2020 ( 34 izlenme )

Deniz Güvenlik Kuşağı Tatbikatı ve General Kasım suikastı

Deniz Güvenlik Kuşağı Tatbikatı ve General Kasım suikastı Tarihi günler yaşanıyor. Küresel güç mücadelesi ve hegemonyanın el değiştirmesinde okyanus ve denizlerin ne kadar önemli olduğunu usanmadan yazıyoruz. 21. yüzyılda Hint Okyanusu, Güney ve Doğu Çin Denizleri, Arktik Okyanusu ve Akdeniz bu sürecin başat aktörleri olacaklar. Geçen hafta Umman Denizinde Rus, Çin ve İran Deniz Kuvvetleri, 27 Aralık 2019 tarihinde başlayan ortak bir deniz tatbikatı icra ettiler. Tarihte bir ilk oldu. Marine Security Belt – Deniz Güvenlik Kuşağı adı verilen bu tatbikatın, taktik, operatif ve stratejik her seviyede son derece önemli sonuçları olduğunu belirtmeliyim. Her ne kadar Rusya ve Çin, resmi ağızlardan söz konusu tatbikatın deniz haydutluğu ve terörle mücadele kapsamında icra edildiğini deklare ettilerse de, asıl amacın her geçen gün çatırdayan Atlantik merkezli hegemonyaya büyük bir meydan okuma olduğunu söyleyebiliriz. Bu tatbikat hegemonyanın hedefindeki üç gücün, stratejik vizyon birliğinin dışa vurumudur. Bu tatbikatın Bağdat’ta Amerikan Büyükelçiliğinin işgal girişimlerinin yaşandığı bir dönemde icra edilmesi kaderin bir gücü müydü? Bilemeyiz. Ancak ABD’nin 2 Ocak günü İranlı devrim muhafızlarının Kudüs Gücü Komutanı General Kasım Süleymani’yi Irak’ta öldürmesi bu sürecin içinde değerlendirilmelidir. ABD yıpratma savaşından, İran ile açık çatışma dönemine geçmiş oldu. Bu hamlesi, gelecekte ciddi hatalarından birisi olarak hatırlanacak. Zira söz konusu hamle, sokaktaki Amerikalının çıkarından çok, İsrail devletinin jeopolitik ve seçilmiş Amerikan elitlerinin siyasi/ekonomik çıkarlarını etkiliyor. ABD bu hamlesi ile İsrail’in vekili gibi davranmıştır. ABD gücü geriliyor. İmparatorluk sistemi çöküyor. Bu çöküşü durdurmak için Pentagon savaşı seçmiş olabilir. Ancak bu süreç de geçici olacaktır. Yeni düzen çoktan oluştu. Umman Denizi Tatbikatı bu düzenin oluşum sinyalini vermiştir.

PANDORA’NIN KUTUSU AÇILDI

Tatbikatlar, harbe hazırlık kadar stratejik irade ve vizyon ifade araçlarıdır. Siyasi hedefleri vardır. Umman Denizi gibi her gün yüksek tonajlı tankerler ile 14 milyon varil petrolün taşındığı Hürmüz Boğazının yaklaşma sularını kontrol eden bir alanda, BM Güvenlik Konseyi üyesi iki nükleer gücü yanına alarak bir deniz tatbikatı yapabilmek, İran için önemli bir başarıdır. Her seviyede ve değişik türde ABD ambargosuna maruz kalan Rusya ve Çin’in bölgede ABD, İsrail, BAE ve Suudi Arabistan’ın açık hedefi haline gelen İran’ın yanında yer alması, tek kutupluluktan çok kutuplu düzene evrilen dünya düzeninde, Asya Çağının başlamasının da en büyük manifestolarından biri olmuştur. Diğer yandan General Kasım üzerinden verilen Amerikan mesajı aynı zamanda Rusya ve Çin’e de verilmiştir. Ancak Pandora’nın kutusu açılmıştır. Bu süreç Asya güçlerini birbirine bağlarken, saflar netleşecektir. ABD liderliğindeki Atlantik sistemin daralması ve ittifak sisteminden kopmaların yaşanması beklenmelidir.

İRAN’IN KAYBEDECEK BİRŞEYİ YOK

Son tatbikatın verdiği mesajları değerlendirirken bölgesel konjonktüre göz atmakta yarar var. Öncelikle Çin, Hong Kong ayaklanması ile uğraşmaya devam ediyor. Hong Kong olaylarının arkasında ABD’nin olduğu biliniyor. Bu tip kışkırtmalar Çin’i yavaşlatabilir ancak geri adım attırmaz. Çin’in Rusya ile Hürmüz Boğazı yaklaşma sularında tatbikata katılmasının Hong Kong kışkırtmasına da önemli bir mesaj olduğu açıktır. Diğer taraftan, Kasım ayı içinde ABD’nin Basra Körfezinde Bahreyn merkezli büyük bir deniz tatbikatı yapması, İran ile yaşanacak bugünkü krizi düşünerek, geçen yaz başından bu yana fikir liderliğini yaptığı Körfezde bir koalisyon deniz gücü oluşturulması sürecinin sahadaki ilk hamlesi oldu. Suudi Arabistan, Bahreyn, İngiltere ve Avustralya’nın katılımı ile gerçekleşmesi beklenen bu gücün sahada İran’a rağmen başarılı olmasının zor olduğunu belirtelim. General Kasım’ın öldürülmesi sonucunda başlayacak tırmanmanın şüphesiz Körfezdeki tanker trafiğine menfi etkileri olacaktır. Yemen, Suriye, Lübnan ve Irak’ta ABD ve İsrail yanlısı güçlere İran destekli unsurların saldırıları ve karşı saldırılar ciddi kayıplara neden olabilecektir. Bu süreçte ABD saldırısı nedeniyle milli beraberliği katlanan İran, her geçen gün ağırlaşan ağır ekonomik sıkıntıları kamuoyuna unutturmak için ülke içinde savaş durumuna geçmeyi tercih edecektir. Bu karmaşada İsrail’in İran topraklarına saldırısı olduğu takdirde Körfezde ve Hürmüz Boğazındaki tanker trafiğine yönelik İran’ın cezalandırma operasyonlarına başlaması sürpriz olmayacaktır. Zira İran, petrol ihracında 2,5 milyon varilden yarım milyon varile düşmüş durumda. Kaybedecek bir şeyi yok denebilir. Böyle bir durumda ABD’nin kuracağı deniz görev kuvvetinin etkinliği tartışmalı olacaktır. ABD’nin Körfezde ve Hürmüz Boğazında İran’ın asimetrik ve unorthodoks deniz saldırılarından etkilenmemesi olası gözükmüyor.

LİBYA’NIN İSTİKRARI AKDENİZ’İN İSTİKRARIDIR

Umman Denizinden Doğu Akdeniz’e geçelim. Libya ve sahilleri sadece Doğu Akdeniz jeopolitiğinin değil, küresel jeopolitiğin de çekim alanına girdi. Ancak İran ve Irak gelişmeleri bölgeyi ikinci plana itecektir. Bölgede güç mücadelesi sürüyor. Daha dün çeteci Hafter, Türkiye’ye karşı cihat ilan etti. Unutulmamalıdır ki, Libya’nın istikrarı Avrupa’nın ve Akdeniz’in istikrarıdır. 2011’den itibaren Libya’yı parçalayan batı hegemonyası şimdi yeni bir karmaşayı batı Asya’da tetikledi. Yemen, Suriye, Libya’ya eklenen İran krizi, ABD-İsrail ittifakının Atlantik sistemin çöküşünü geciktirmek için çabalarını yoğunlaştırdığı bir dönemde sahneye konuldu. Artık Atlantik sistemin arsızlığına dur denmesi gerekmektedir. Bu süreçte şüphesiz en kritik ülke Rusya ve Türkiye’dir. Bu iki ülke, Suriye’de kısmen kontrol altına aldığı krizi, Libya’da da kontrol altına alabilme gücüne sahiptir. 2016 Temmuzundan bu yana Türkiye ile stratejik müttefik konumuna giren Rusya’nın Libya’da Hafter’e destek vermesi Türkiye’de haklı olarak akılları karıştırıyor. Ancak ben Rusya’nın Türkiye ile varılacak bir anlaşma sonunda bu desteği kesebileceğini değerlendiriyorum. Kanaatimce Rusya, bölgede Atlantik hegemonyasının yarattığı karmaşayı çözmek ve küresel prestijini artırmak için arabulucu bir güç olarak siyasi ve diplomatik etkisini artıracak konumlanma içinde. Gerçek olan, Türk-Rus işbirliğinin Suriye’de olduğu gibi bölgeye istikrar getireceğidir. Alexandre Dugin’in 2 Ocak 2020 CNN Türk demeci bu görüşümüzü destekliyor: “Libya’da bir kriz çıkacağını görüşüne katılmıyorum. Ortadoğu’da Türkiye ile ortak stratejimiz var. Arap dünyasının refahı ve huzurunun yok edilmemesi Türkiye ile Rusya’nın ittifakına bağlı bir durumdur.”

GENERAL KASIM’IN ÖLDÜRÜLMESİNE SEVİNENLER

Evet, Türk-Rus işbirliği Levant sahilinden Mağrip sahiline taşınmalıdır. ABD’nin İran hamlesi ve bu ülke ile açık çatışma durumuna geçmesi bu işbirliğini daha elzem hale getiriyor. Bu işbirliği, Körfezde ve Levant kıyılarındaki ABD ve İsrail politikalarının hukuksuzluğunu dengeleyecektir. Suudi ve BAE rejimlerine ciddi mesaj verecektir. Ortadoğu ve Doğu Akdeniz’de Atlantik cephenin bozduğu istikrarı, ancak 21. yüzyılın yeni güç dengeleri ile yerine koyabiliriz. Suriye ve Libya’da işbirliği ile istikrar sağlayacak Türk – Rus işbirliği, ABD ve İran arasında yaşanacak tırmanmayı da önleyecektir. Bu süreçte Türkiye’nin yapacağı en büyük hata İran’a karşı tutum alarak Astana sürecinde hayat bulan Türk-İran yakınlaşmasını yaralamasıdır. İran, Batı Asya’da Atlantik emperyalizmi ve İsrail’in bölgesel genişleme ve istikrarsızlık yaratma politikasının önündeki en büyük engeldir. Bu cephenin Türkiye’yi dost görmediğini hatırlatmama gerek yok. 15 Temmuzda Türkiye’ye bu cephe ateş açtı. General Kasım’ın öldürülmesine Türkiye’de en çok sevinenlerin Atlantikçiler, Amerikancı İslamistler ile FETÖ mensupları olduğunu hatırlatmama gerek yok sanırım. İçerde tek yumruk olabilen Türkiye ve Türk-Rus dayanışması herkesin korkarak beklediği 3. Dünya Savaşını engelleyecek en önemli eksen olacaktır. Mustafa Kemal sağ olsaydı, o da aynısını yapardı.

Bunlar da İlginizi Çekebilir