Yazarlar
19 Nisan 2020 ( 25 izlenme )

Çin'e dönük 5 iddiaya karşı 5 gerçek

Editörün notu: Yeni tip koronavirüsün dünya çapında yayılmasıyla birlikte Batı medyası küresel halk sağlığı gündemini siyasi amaçları doğrultusunda manipüle etmeye başladı. Son zamanlarda Batı medyasında çıkan 5 iddiaya karşı 5 gerçeği okuyucularımızın dikkatine sunuyoruz: 

İDDİA 1: "ÇİN DÜNYAYA SALGINI GEÇ HABER VERDİ"

Bazı Batılı yayın organları ve politikacılar, Çin Halk Cumhuriyeti'nin yeni tip koronavirüs nedeniyle hayatını kaybeden ve enfekte olmuş kişilerin sayısını kasıtlı olarak sakladığı suçlamasında bulunuyor. Hatta bu aktörlerden bazıları Çin'in yanlış bilgiler yayarak salgının küçümsenmesine yol açtığı ve virüse müdahaleyi geciktirdiğini iddia ediyorlar.

Batı bu tip iddialar aracılığıyla virüse karşı mücadeledeki kendi yeteneksizliklerini örtmeye çalışıyor. Çin 6 Nisan tarihinde, virüsün ortaya çıkmasından bu yana attığı adımların sıralı olarak listesini dünya kamuoyuna açıkladı. Ayrıntılara yer veren raporda Çin'in 3 Ocak'tan itibaren Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile iletişim halinde olduğu açıkça görülüyor. Öyle ki zaman çizelgesi içinde Çin ve Amerika'nın 1 ayda 30 kez görüştüğü de gözler önüne serilmekte.

Geçen 3 ay boyunca, Amerikalı yetkililer durumu daha iyi anlamaları için Çin'e davet edildi. İki ülkenin bilim insanları, sağlık çalışanları ve diplomatları arasında temas her zaman sürdü. Bu süreç boyunca ABD Başkanı Donald Trump da Çin'in mücadelesini takdir ettiğini birkaç kez tekrarladı.

8 Nisan tarihinde Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), yeni tip koronavirüs ile mücadelenin takvimini açıkladı ve takvim sürekli olarak yenileniyor. DSÖ'nün açıkladığı takvime göre, Çin 31 Aralık 2019 tarihinde "pnömöni" vakasını kuruma bildirdi. Bir gün sonra ise DSÖ acil olarak sürece dahil oldu. Dünya genelinde birçok ülke Çin'in ve Birleşmiş Milletler'e (BM) bağlı DSÖ'nün uyarıları sayesinde önlem almayı başardı.

Yale Üniversitesi'nin son araştırmasına göre, Çin'in karantina gibi aldığı sert önlemler yeni tip koronavirüsün yayılmasını sınırlandırdı.  Çin'in aldığı önlemler sayesinde 1,4 milyon insanının enfekte olmasının ve 56 bin ölüme kadar varacak acı sonuçların engellendiği bildiriliyor.

İDDİA 2: ÇİN'İN ULUSLARARASI KAMUOYUNU YANLIŞ YÖNLENDİRDİ

ABD Başkanı Donald Trump, defalarca Çin'i yeni tip koronavirüs hakkında yanlış bilgiler vermekle suçladı. Buna karşın Trump'ın son açıklamaları önceki vurguları ile büyük ölçüde çelişiyor. Trump'ın açıklamalarını beş safhada incelemek de fayda var:

İlk Etap (22 Ocak-25 Şubat): Trump, ABD'nin Çin ile yakın temasta olduğunu ve Çin yeni tip koronavirüs ile mücadelede iyi iş çıkardığını belirtti.

İkinci Etap (26 Şubat- 9 Mart): ABD lideri sosyal medya üzerinden virüsün kendi ülkesinde yavaş ilerlediğini ve aşı çalışmalarının başladığını ilan etti.

Üçüncü Etap (10-14 Mart): Trump, Amerikalıları seyahatlerden kaçınmaya davet ederken acil durum duyurunda bulundu ve hükümetin tüm gücüyle savaşacağını vurguladı.

Dördüncü Etap (15-18 Mart): Yeni tip koronavirüs ülke genelinde hızla yayılmaya başladıktan sonra Trump'ın söylemleri bir anda değişti. ABD lideri ilk kez yeni tip koronavirüsü "Çin virüsü" olarak isimlendirdi.

Beşinci Etap (19 Mart'tan bugüne): Amerika'da yeni tip koronavirüs salgını kontrol edilemez hale geldi. Trump, baştaki söylemlerinin tam zıttı bir hat benimseyerek Çin'in salgın sırasında şeffaf olmadığını iddia etti. Bununla da yetinmeyen Trump'ın hedefinde aynı zamanda DSÖ de yer almakta. Uluslararası kurumu Beijing yanlısı olmakla itham eden Trump, DSÖ'ye ayrılan destek payını askıya aldı.

Trump'ın açıklamalarındaki zamansal değişim Çin'e karşı piyasaya sürülen iddiaların gerçekten ziyade politik amaçlara hizmet ettiğini kanıtlıyor.  Özellikle yaklaşan 2020 ABD Başkanlık seçimleri öncesinde Trump'ın kendi yönetimsel yetersizliklerini örtmek için bir günah keçisi araması muhtemel gözüyor.

İDDİA 3: ÇİN DİĞER ÜLKELERİN MÜCADELESİNİ ZAYIFLATTI

Uluslararası basın organları Çin'in yeni tip koronavirüsün açıklanmasını 2 ay geciktirdiği ve buna bağlı olarak diğer ülkelerin mücadelesini zayıflattığını iddia ediyor. Batı basınındaki "saklama" iddialarını birinci bölümde değerlendirdiğimiz için yeniden değinme ihtiyacı duymuyoruz ancak Çin'in diğer ülkelerin mücadelesini zayıflattığı suçlamasına değinmek gerekiyor. Bu tip haberler aslında bir yandan ön yargından diğer yandan da yanlış bilgilerden kaynaklanıyor.

Çin Halk Cumhuriyeti yeni tip koronavirüsle en başarılı şekilde mücadele yürüten ülkeler arasında yerini aldı. Bu başarı sadece Çin kamuoyu tarafından değil aynı zamanda bilim insanları tarafından da takdir ediliyor. Çin'in salgını büyük oranda kontrol aldıktan sonra ve hatta mücadele ederken vazgeçmediği ilkelerden birisi diğer ülkelere yardım etmek olmuştur.

Beijing yönetimi şimdiye kadar yeni tip koronavirüs ile mücadelede 89 ülkeye ve dört uluslararası kuruma yardım ederek küresel mücadeleye en çok destek veren aktör olarak tarihe geçmiştir. Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping de 26 Mart tarihinde düzenlenen G20 Zirvesi vesilesiyle "gelişmekte olan ülkelerin sağlık sistemlerinin güçlendirilmesine destek verme" çağrısı yapmıştır. Çin, uluslararası sorumlu bir güç olmanın verdiği görevleri yerine getirmek ve insanlığın ortak kader topluluğunu inşa etmek için elinden geleni yapmaya devam edecektir.

İDDİA 4: ÇİN TAZMİNAT ÖDEMELİ 

Hindistan Ulusal Barolar Birliği ve Uluslararası Hukukçular Konseyi 4 Nisan tarihinde yeni tip koronavirüs nedeniyle tazminat ödemesi gerektiğini öne sürerek Birleşim Milletler İnsan Hakları Konseyi'ne başvuruda bulundu. Şikâyet dilekçesinde Çin komik bir şekilde "gizlice kitle imha silahı geliştirmekle" suçlandı.

Benzer davalara ABD, İngiltere, Avustralya ve dünyanın birçok noktasında rastlanabilir. Bu davalar her ne kadar görünürde birbirinden farklı olsa da hepsi özünde "Çin'i virüsün yayılmasından sorumlu tutuyor." Bu dikkat çekici başlıkların arkasında ise kamuoyunu manipüle etmek ve Çin'i itibarsızlaştırmak yer alıyor.

Buna karşın DSÖ ya da tüm uluslararası saygın bilim toplulukların ifade ettiği üzere virüsün ilk tespit edildiği ülke ve virüsün kaynağı birbirinden farklıdır. Kaldı ki, salgınların ortaya çıkardığı hasardan dolayı bir milleti ya da ülkeyi de suçlamanız mümkün değildir.

İDDİA 5: ÇİN "MASKE DİPLOMASİSİ" İLE ÜLKELERİ KULLANIYOR

Kimi Batılı basın organları Çin'in yeni tip koronavirüsle küresel mücadeleye iyi niyetle yaptığı yardımları manipüle etmeye çalışıyor. Mart ayından bu yana Le Monde ve Le Figaro gibi gazeteler de dahil olmak üzere Fransız basını Avrupa liderlerinin Çin yardımlarına karşı dikkatli olmaları gerektiğinin altını çiziyor. Bu odaklar, Çin'in tıbbi yardımlarını "maske diplomasisi" olarak adlandırıyor ve Beijing'in bu sayede zayıf ülkeler üzerinden jeopolitik etki alanı kurmak istediğini ileri sürüyor. Bu suçlamalar yeni değil aksine Batı'da gelenek haline gelmiş durumda. Batı medyası Çin'in Kuşak ve Yol İnisiyatifi'ne de benzer ithamlarda bulunarak Beijing'in dünya haritasını yeniden çizmek istediğini iddia etmişti.

Bu iddialar karşısında Çin tarihine bakmak yeterli olacaktır. Çin, kâğıt yapımından, baruta, matematikten astronomiye kadar insanlık tarihine sayısız katkıda bulundu. Bugüne gelindiğinde de Çin benzer katkıları yapmaktan onur duyacaktır. Buna karşın 5 bin yıllık Çin medeniyetinin Batı tarafından tehdit olarak algılanmasının arkasında yatan sebep başkadır. Zira kendi ideolojisini ve değerlerini tek ve üstün yasalar olarak gören Batı kendi hegemonyasının tehdit altında olduğu endişesi ile histerik krizler geçiriyor.

Çin ise Batı'nın aksine bugün de "insanlığın ortak geleceği" felsefesini ve farklılıklara rağmen bir arada yaşama idealini dış politika ilkesi olarak benimsemekte.

Kaynak: Global Times

Bunlar da İlginizi Çekebilir