Malumunuz; Urla Belediye Başkanı Burak Oğuz tutuklandı…  
Sebep; FETÖ ilişkileri…
Dünden beri Türkiye bu haberle çalkalanıyor…
Ben gözünüzden kaçtığını zannettiğim birkaç noktaya değineceğim…

  1. Burak Oğuz’un son sosyal medya paylaşımına bakınız…  “Sizleri özleyeceğim, çocuklarımı Urla’ya emanet ediyorum” mealinde bir açıklama…  Kumpas demiyor… Yalan, demiyor… İftira demiyor! Bir kabullenme içerisinde olduğu açık…  Çocuklarını Urla’ya emanet ettiğini söylüyor… Bir baba, çocuklarına bunları yaşatmamalı diye düşünüyorum. Böyle bir geçmiş varsa, kişi seçimle gelinecek makamlara talip olmamalı… Çocukları ve ailesi için elbette üzülüyoruz. Ama sen Urlalı’ya saygı göstermeyeceksin, kendini kral ilan edecek kadar şımaracaksın, sonra çocuklarını o ilçenin halkına teslim ettiğini söyleyeceksin.  O yavruların ve eşinin üzülmemesi mümkün değil.  Dilerim en kısa zamanda yine bir araya gelirler!
  2. Bir önemli konu da İzmir İl Başkanı Deniz Yücel’in, dün yaptığı açıklama…  Diyor ki; “Seçilmiş belediye başkanlarının hukuk yoluyla bertaraf edilmesini kınıyoruz”  Bu skandal sözleri eden bir avukat!  Ne olacaktı ya? Şiddet yoluyla mı, zorbalıkla mı, kararname ile mi alınacak ve sorgulanacaktı? Bu nasıl bir söz? Bir avukat, bir partinin il başkanı böyle düşünmeden nasıl konuşabilir?  Bu tür işlerin en doğru yolu hukuk değil midir? İçişleri Bakanlığı veya Cumhurbaşkanı bir sözle bu şahsı görevinden etse, bu kez “Hukuk nerede?” demeyecekler mi?
  3. Dikkatinizi çekmek istediğim bir konu da, Burak Oğuz’un son derece naif bir şekilde göz altına alınmış olması…  Evine gidilmedi, aramalar yapılmadı. Çağırıldı, sorgulandı, tutuklandı. Ailesi açısından unutulmaz yaralar açılmadı. Bu çok sevindirici.
  4. Burak Oğuz, suçludur, suçsuzdur… Yeniden görevine döner veya dönmez… Ben bilemem… Ama merak ettiğim, bu kardeşi CHP’de kim aday yaptı?  Haydi, bizler bilemeyiz, sizler bilemezsiniz… Koskoca parti, hiç mi araştırmaz adaylarını?  Benim birlikte BASIN ÇAMAŞIRHANESİ’ni yaptığım Gazeteci Ender Coşkun, CHP Genel Merkezi’ni arayıp, yerel yönetimlerden sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Seyit Torun’a Burak Oğuz ile ilgili iddiaları ve boynuna ipi geçirdiğini iddia eden şahsı anlattı ve “Ortada bir kayıt dolaşıyor, Başkan’a şantaj yapıldığı şüphesi var!  Bu olaylar doğru mu değil mi, önlem alacak mısınız?” diye sordu…  Çok yoğun olduğu için Seyit Bey, cevap bile vermedi. Bu nasıl bir partidir?
Evet, dikkatinizi bu ayrıntılara çekmek istedim. Burak Oğuz, kabul içerisinde görünüyor. Avukatlığını üstlenen İl Başkanı Deniz Yücel, “Başkanın arkasındayız” diyerek hukuki yollardan hareket edilmiş olmasını kınıyor. Rezaletin büyüklüğüne bakar mısınız? Ve bu arkadaş CHP Genel Başkanı’nın İzmir adayı olarak direttiği isim.  CHP’nin çivisi çıkmış… Bir İl Başkanı, evet seçilmiş başkana sahip çıkabilir ama, hukuki yollardan gelinen sonucu kınayamaz.
 
PERŞEMBENİN GELİŞİ, ÇARŞAMBADAN BELLİYDİ…
Burak Oğuz, görevine geldiği günden itibaren huzursuz ve bunalımdaydı.  Belli ki, bir şeylerin ortaya çıkmasından endişeliydi.  Başkanlık koltuğuna oturur oturmaz, ismi FETÖ iddianamesinde geçen ve İzmir’i, İzmir’deki adalet sistemini yönettiğini zanneden, kendisini böyle lanse eden bir yapsatçı müteahhit, danışmanını  hediyelerle tebriğe gönderdi. Danışmanı ve yanındaki gazeteci bozuntusu, 7 Şubat MİT Kalkışmasının ardından FETÖ’nün ana karargahı olan, melanet Yuvası Yamanlar Koleji  tarafından Amerika’ya, Fethullah Gülen ile görüşmeye götürülmüşlerdi.  Ne konuştular bilmiyorum ama, ben Burak Oğuz’u bu isimler konusunda uyarmış, “Bak bunlarla ilişkide olma, FETÖ bağlantıları sorgulanıyor” demiştim. O ise, “Dostlarım gelmiş” diyerek sosyal medyadan paylaşımlar yapmıştı. Ziyaretçi gazetecilerden birinin FETÖ’nun Gaziemir okulunun kurdelesini keserken fotoğrafını da yayınladık. Afrika’ya okulları denetlemeye gittiklerini de fotoğraflarla ispatladık. Ona yakın gazeteci MİT Kalkışmasının ardından Fethullah Gülen’e gidecek, görüşecek,  ama tek satır yazmayacak… Bu bir gazetecilik faaliyeti olabilir mi? Bazı savcılar buna gazetecilik faaliyeti dedilerse de, değil! Herkesi kandırırlar ama bizim işimiz bu… Kanmayız!
Burak Oğuz’a bu arkadaşların korunma garantisi verdiğini düşünüyor olmam, abartılı olmaz…
……………………
Oysaaaa;
Siyasetçilerin tarikatlara, şeyhlere, şıhlara, örgütlere ihtiyacı mı var? Birileri tarafından korunmaya ihtiyacı mı var?
Bence yok! Doğru olan adamı kimse yamultamaz.
Şimdi; CHP içindeki bu karmaşaya bir el atalım.
İzmir’in ilçelerindeki Belediye Başkanlarına bakınız!  Suç işleme alışığı ABDÜL BATUR, Konak Belediye Başkanı…  Bayraklı Belediye Başkanı hakkındaki iddialar yenilir yutulur gibi değil… Ali Engin şaibelerle dolu… Buca için için kaynıyor!  Ve; Genel Başkan Yardımcısı Pazarlamacı Tuncay, kapı kapı gezip asansör bakım anlaşmaları yapıyor!
Bu partiyi bu duruma getirenlerden CHP seçmeni hesap sormalı…  Ve zahmet olmazsa;
Kemal Kılıçdaroğlu artık istifa etmeli… CHP’nin yakasından düşmeli. CHP fabrika ayarlarına dönmeli…
 
OLAYIN GELİŞİMİ
 
Burak Oğuz’un seçim çalışmalarında CHP’ye ve kampanya boyunca hizmet verdim.  Seçimlerden sonra da Enginar Festivali ve bir çok konuda çalıştım. Cebimden bir dolu para harcadım. Burak Oğuz  o işadamı ve FETÖ ilişkilerini sorguladığımız şahısların ziyaretinden sonra, değişti. Benden konuşmalarında “Laiklik” kavramına yer vermememi istedi. 23 Nisan’da baş örtülü bir kızı makamına oturtmak istedi. Ben İmam hatiplere, baş örtüsüne karşı değilim ama, CHP’nin siyasi anlayışına ters olduğunu belirttim. Ancak bazı  falsolar nedeniyle yollarımı bu arkadaştan ayırdım. Bu falsoların en başında FETÖ ilişkilerini sorguladığım kişilerin Burak Oğuz tarafından “Dostlarım” diye lanse edilmesiydi.  Benim yaklaşık 4 ay çalışmalarımın ücretini önce belediyeden ödemeye kalkıştı, ben kabul etmeyince 8 ay tek kuruş para ödemedi. Ardaya Tunç Soyer, Deniz Yücel, daha bir çok kişi girdi. Bana borcu olmadığını söyledi.  Ben zengin biri değilim. Bu aşamadan sonra ciddi parasal sıkıntılara girdim.
Burak Oğuz, bazı çevrelere yakınlık göstermeye başladı… İlçede  AKPli olduğunu iddia eden bir kardeşimiz, Burak Oğuz’un FETÖcü olduğu iddiasındaydı. Bu kardeşimize “Neden savcılığa gidip elindeki belgeleri vermiyorsun?” diye sordum. Bana “Niye vereyim, ben takmışım başkanın boynuna ipi istediğim yere çekiyorum” dedi.  “Ben bunu yazarım” cevabımdan sonra şöyle konuştu:
“Birkaç gün daha bekle, ben büyük bir iş alıyorum belediyeden. Ondan sonra yaz”
Bu ifadeleri daha başka kişilere de söylediğini tespit ettim.  Bir belediye başkanı böyle bir baskı altında tutulamazdı. Şantaj mı vardı, söylenenler doğru muydu?
Böyle baskı altında olan bir belediye başkanı nasıl hizmet verebilirdi?
Bunların ortaya çıkması için haber yaptım.
Urla Cumhuriyet Savcılığı haberim üzerine beni çağırdı. Özel bir bilgim olmadığını sadece yaşadıklarımı yazdığımı söyledim. Soruşturma genişledi ve bu hale geldi.
Bunları da açıklıyorum ki; bazı çevreledr benim özel olarak şikayet ettiğimi yayıyorlar. Böyle bir şey yok!
Burak Oğuz’u sadece seçim zamanı yaptığım çalışmaların bedelini ödemediği için şikayet etmiştim. BU Şikayetimde, seçim için çalışan bazı kişilerin paralarını fatura karşılığı belediyeden ödediğini anlatmıştım. Bazılarını da işe alarak helalleştiğini belirtmiştim. Bunun bir nitelikli kandırma olduğunu iddia etmiştim. Urla Cumhuriyet Savcılığı “Takipsizlik” kararı vermişti. Ancak ben bu karara itiraz etmiştim.
Başka bir şikayetim olmadığını ifade etmek istedim.
 
 Mutlu Tuncer