Anasayfa
12 Şubat 2019 ( 9 izlenme )

Çarpıcı bir Venezuela analizi: Amaç Maduro'yu yok etmek değil, Venezuela devletini yok etmek...

"Venezüella hükümetinin Bolivarcı ya da liberal, ABD aleyhtarı ya da taraftarı olmasının hiçbir önemi yoktur. Amaç onun yerine bir başkasını koymak değil, ama devleti sürdürülebilir şekilde zayıflatmaktır. Bu süreç Venezüella’da başlamaktadır ve Nikaragua’dan başlamak üzere, bölgenin genelinde gerçek bir siyasi iktidar ayakta kalmayana kadar, Karayipler Havzasındaki diğer ülkelerde de devam edecektir."

ABD,Venezuella’nın işgali için gerekli koşulları yaratmakla meşgul

ABD’nin, Karayipler Havzasına yönelik, Pentagon’un 2001 yılında açıkladığı bir projesi var. Bu proje yıkıcı ve ölümcül olduğu için itiraf edilememektedir. Bu yüzden kabul edilebilir bir
hikaye üretme çabası içerisindedirler. Venezüella’da buna tanık olmaktayız. Dikkat: Görünümler gün geçtikçe hakikati gizlemektedir; gösteriler düzenlendiği sırada, savaşın
hazırlanması süreci devam etmektedir.

Çatışmayı yaratmak

ABD, son aylarda BM üyelerinin dörtte birini ̶ 19’u Amerika kıtasından ̶ Venezüella’da Mayıs 2018’de gerçekleştirilen başkanlık seçimlerinin sonuçlarını tanımama konusunda ikna
etmeyi başarmıştır. Bunun sonucu olarak da bu ülkeler Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun ikinci görev süresinin meşruluğunu da tanımamış olmaktadırlar. İngiliz Savunma Bakanı Gavin Wiliamson, 21 Aralık 2018 tarihli Sunday Telegraph’ta yayınlanan bir mülakatında, ülkesinin Süveyş Krizi öncesindeki [emperyal ] siyasetini yeniden uygulayabilmesi için, Guyana’da kalıcı bir askeri üs kurma müzakerelerini yürüttüğünü açıklar. Aynı gün, bir Guyana milletvekili beklenmedik bir şekilde ülkesindeki hükümetin düşmesine neden olur, ardından da Kanada’ya sığınır. Ertesi gün ExxonMobil, Guyana ve Venezüella arasındaki tartışmalı bölgede petrol araştırmak üzere kiraladığı bir geminin, Venezüella donanması tarafından kovulduğunu açıklar. Bu araştırma seferine, söz konusu tartışmalı bölgeyi fiilen yöneten Guyana’nın düşen hükümeti tarafından izin verilmişti. Kısa süre içerisinde, ABD Dışişleri Bakanlığı, ardından da Lima Grubu, bölge güvenliğini tehlikeye atmakla suçladıkları Venezüella’yı kınarlar. 

Öte yandan, 9 Ocak 2019’da, Devlet Başkanı Nicolas Maduro, ExxonMobil ve ABD Dışişleri Bakanlığının, bir anlaşmazlık yaratmak ve Latin Amerika devletlerini birbiriyle savaşmaya
itmek üzere kasten yalan söylediğini ortaya koyan ses ve görüntü kayıtlarını ifşa eder. Paraguay ve Kanada dışında, Lima Grubu üyeleri manipülasyonu kabul ederler.
5 Ocak 2019’da, Venezüella Ulusal Meclisi, Juan Guaidó’yu yeni başkanı olarak seçer ve Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun ikinci görev süresinin meşruluğunu kabul etmez. Mevcut
durumun, Anayasanın 233ncü maddesinde öngörüldüğü gibi devlet başkanının hastalık nedeniyle görevden alınmasını gerektirdiği açıklanır. Anayasaya göre bu durumda (ama bugünkü mevcut durumda değil), Meclis Başkanı geçici olarak devlet başkanlığına vekalet eder. 

23 Ocak 2019’da Maduro aleyhtarları ve taraftarları eş zamanlı olarak Caracas’ta gösteriler düzenler. Bunu fırsat bilen Juan Guaidó kendi kendini geçici devlet başkanı ilan eder ve bu görev için yemin eder. ABD, Kanada, Birleşik Krallık ve İsrail hiç zaman kaybetmeden Venezüella’nın yeni devlet başkanını tanıdığını açıklar. Hugo Chávez’e yönelik darbe girişimlerine
katılan İspanya, Avrupa Birliği’ni diğer ülkeler gibi hareket etmeye yöneltir. Olayların mantığı Venezüella’yı ABD ile diplomatik ilişkilerini kesmeye ve Washington’daki büyükelçiliğini kapatmaya götürür. Ancak Juan Guaidó’nun hükümet darbesini destekleyen ABD bu adımı tanımaz ve ateşe benzin dökmeye devam ettiği Caracas’taki büyükelçiliğini kapatmaz.

Daha önce denenmiş olan bir şemayı uygulamak

Bugünkü mevcut durumda, Venezüella’da seçilmiş anayasal bir devlet başkanı ve kendi kendini geçici devlet başkanı olarak ilan etmiş biri vardır. Venezüellalıların genelinin sandığı gibi ABD’nin amacı, Nicolas Maduro’yu devirmek değil, ama Karayipler Havzasında, Rumsfeld-Cebrowski’nin devlet yapılarının yok edilmesi doktrinin uygulanmasıdır. Gerçi bu doktrine göre de Nicolas Maduro’nun devre dışı bırakılmasını gerekse de, aynı zamanda Juan Guaidó’nun da elenmesini gerektirmektedir. Bugünkü mevcut şema, daha önce Suriye’yi iç çatışmalar durumundan (2011), bir paralı asker ordusunun saldırısına (2014) maruz bırakmak için daha önce denenmiştir. Arap Birliği’nin oynadığı rolü, genel sekreteri Devlet Başkanı Juan Guaidó’yu tanımış olan Amerikan Devletleri Örgüsü (OEA) üstlenmektedir. Suriye’nin Dostları’nınkini ise, Washington’un müttefiklerinin diplomatik tavırlarının eşgüdümünü sağlayan Lima Grubu üstlenmektedir. Muhaliflerin liderliği, yani Burhan Galyun’un rolünü ise Juan Guaidó. Suriye’de NED’in uzun süreli işbirlikçisi Burhan Galyun’un yerini
daha sonra başkaları, ondan sonra daha da başkaları aldığı içim, bir noktadan sonra bütün dünya ismini unutmuştur. Juan Guaidó’nun da benzer bir şekilde kurban edilmesi muhtemeldir. Bu arada, Suriye modeli ancak kısmen işleyebilmiştir.

İlk olarak Rusya ve Çin birçok kez Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde buna birçok kez karşı çıktıkları için. İkinci olarak ise Suriye halkı zamanla Suriye Arap Cumhuriyeti’ne yeniden bağlandığı ve olağanüstü bir kararlılık gösterdiği için. Son olarak da Rus Ordusu, yabancı paralı askerler ve onları denetleyen NATO karşısında Suriye Ordusunu donatmaya ve
desteklemeye geldiği için. Pentagon’un Suriye devletini zayıflatmak için artık cihatçıları kullanamayacağını bildiğimiz için, olayların gelişimini Hazinenin eline bırakacaktır. Hazine ise
ülkenin ve devletin yeniden inşasını engellemek için elinden geleni yapacaktır.

Önümüzdeki aylarda, kendi kendini geçici Devlet Başkanı ilan eden Juan Guaidó, aşağıdaki adımları atmak üzere bir paralel yönetim kuracaktır:
İhtilafları süren petrol parasını tahsil etmek için;  Guyana ile süregelen toprak anlaşmazlığını çözmek için; Sığınmacıların durumunu müzakere etmek için; Washington ile işbirliği yürütmek ve çeşitli yargısal gerekçelerle Venezüellalı yöneticileri ABD’de cezaevine göndermek için.

Genişletilmiş Ortadoğu’da son sekiz yılda edindiğimiz deneyimi dikkate alırsak, bugün Venezüella’da yaşanan olayları, 1973’te Şili’de yaşananlarla aynı şekilde yorumlamamalıyız. SSCB’nin dağılmasından sonraki dünya, Soğuk Savaş dönemindekiyle aynı değildir. O dönem ABD, Amerika kıtasının genelini denetimi altına almak ve buradaki tüm Sovyet nüfuzunu kırmak niyetindeydi. Bölgedeki doğal zenginlikleri, olabilecek en düşük ulusal denetim ve maliyetle sömürmek istiyordu. Bugün ise aksine ABD, dünyayı hala tek kutuplu olarak
düşünmekte ısrar etmektedir. Dolayısıyla da artık ne müttefikleri, ne de düşmanları vardır. Onlara göre, bir halk ya küresel ekonomiyle bütünleşecektir, ya da ABD’nin mutlaka sömürmek zorunda olmadığı ama her zaman kontrolü altında tutması gereken doğal kaynaklara sahip topraklar üzerinde yaşamaktadır. Oysa bu doğal kaynaklar, aynı zamanda hem
ulus-devletler, hem de Pentagon tarafından kontrol altında tutulamayacağı için, bu bölgelerdeki devlet yapılarının iş göremez hale. getirilmeleri gerekmektedir. 

Aktörlerin basiretini bağlamak

Juan Guaidó’nun, kendini geçici devlet başkanı olarak ilan ederek krizi çözdüğü ve ülkesine hizmet ettiğini varsaysak bile, o gerçekte bunun tersini yapmaktadır. Yaptıkları, iç savaşla bir tutulacak bir durumun oluşmasına hizmet edecektir. O ya da ardılları, Latin Amerikalı kardeşlerini yardıma çağıracaklardır. Brezilya, Guyana ve Kolombiya devletleri, İsrail, Birleşik Krallık ve ABD tarafından desteklenen barış güçleri konuşlandıracaklardır. Şehirler tamamen harabeye dönüşünceye kadar karışıklıklar sürecektir.

Venezüella hükümetinin Bolivarcı ya da liberal, ABD aleyhtarı ya da taraftarı olmasının hiçbir önemi yoktur. Amaç onun yerine bir başkasını koymak değil, ama devleti sürdürülebilir şekilde zayıflatmaktır. Bu süreç Venezüella’da başlamaktadır ve Nikaragua’dan başlamak üzere, bölgenin genelinde gerçek bir siyasi iktidar ayakta kalmayana kadar, Karayipler Havzasındaki diğer ülkelerde de devam edecektir. Bu durum, aynı tuzağa düşen ve belli bir zamanda bir şekilde buna maruz kalan çok sayıda Arap için anlaşılabilirdir. Şimdilik
Latin Amerikalılar için aynı durum söz konusu değildir. Tabi ki, kibirlerine karşın Venezüellalıların, maruz kaldıkları manipülasyonun farkına varmaları, bölünmelerine engel olmaları
ve ülkelerini kurtarmaları da her zaman mümkündür.

 

Thierry Meyssan

Çeviri: Osman Soysal

Bunlar da İlginizi Çekebilir