Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, ekonominin 2018'in Ağustos ayında yaşanan kur şokunun ardından girdiği rotayı bir kez vurguladı. 2018'de müstafi Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak'ın başlattığı “sıcak para ekonomisine son” olarak özetleyebileceğimiz uygulamalarının Kasım 2020Mart 2021 döneminde kesintiye uğramasının ardından bu yılın son baharında daha keskin bir şekilde girilen süreci “Ekonomik kurtuluş savaşı” olarak tanımlayan Erdoğan'ın, pazartesi akşamı kabine toplantısının ardından yaptığı açıklamada şu vurgular öne çıktı:

  • Yıllarca borçlanmak zorunda olan bir ülke olduk.
  • Yükselen enflasyon veya fiyat artışlarıyla sonuçlan ekonomik sıkıntılar elbette vardır. Fiyatlardaki düzenli artışı ifade eden enflasyonun olduğu yerde yatırım olmayacağı, üretim azalacağı, istihdam düşeceği için dengeler bozulur.
  • Kurdaki yükselişe bağlı olarak kimi ürünlerdeki fiyat artışı yatırım, üretim, istihdamı etkilemez. Tam tersine kurdaki rekabet gücü yatırımda, üretimde, istihdamda artışa yol açar.
  • Dünyaya baktığınızda ülkelerin enflasyonu yenmek için farklı politikalar görüyoruz. Kimi faizi arttırmış, kimi döviz çıtası kullanmış.
  • Geçmişte enflasyon sorunu bulunmayan ülkelerin ortak özelliği cari açık vermemeleridir. Cari açık olup da enflasyon yaşamayan ABD gibi ülkelerin avantajı paraların rezerv para olmasıdır.

YENİ PARADİGMAYA UYGUN

  • Salgın sürecinde hızlanan gelişmeler ekonomide yeni bir seyre evrildiğine işaret etmektedir.
  • Araştırmalar, Amerika'daki şirketlerin yüzde 17'sinin aldıkları kredilerin faizini bile ödemeyecek durumda olduğunu gösteriyor.
  • Gelişmiş ülke ekonomiler ciddi enflasyon rakamları ile karşı karşıya kalmıştır. Alınan tedbirlerle üretici enflasyonu rakamlarının tüketici enflasyonu rakamlarına kısmen yansımış olması küresel ekonominin önündeki hayati sorunları ortadan kaldırmıyor.
  • Küresel ekonomide radikal değişiklikler olmadığı sürece faiz artırımına gitmeleri zor gözüküyor.
  • Karşımızdaki bu tablo bizi bir tercihe zorlamıştır. Ya ülkemizde eskiden beri hakim olan anlayışı sürdürerek, yatırım, üretim, büyüme ve istihdamdan vazgeçecektik, ya da kendi önceliklerimize göre yolumuza devam ederek tarihi bir mücadeleyi göze alacaktık.
  • Ülkemizi eskiden yaptıkları gibi denklemin dışına itmek isteyenlerin kur, faiz, fiyat artışları üzerinden oynadıkları oyunu görüyor, kendi oyun planımızla devam etme irademizi ortaya koyuyoruz.

'SONUÇLARIN FARKINDAYIZ'

  • Türkiye'nin her kalkınma hamlesinin önünün darbe, vesayet, krizle kesilerek IMF, Dünya Bankası, mandacı iktisatçılarımız tarafından yönlendirmeye çalışıldığı gerçek işte budur.
  • Biz yüksek faiz, düşük kur düşük kur kısır döngüsü yerine yatırım, ihracat, büyüme odaklı politikamızda en doğru olanı yapmakta kararlıyız. Kurun piyasadaki hareketlerini bunun için takipte özellikle kararlıyız.
  • Kurdaki yükselişi izah ederek fahiş fiyat artışı yapan fırsatçılara göz açtırmayacağız, hepsinin tepesine tepesine bineceğiz.
  • Bu politikayla biz ne yaptığımızı, niçin yaptığımızı, nasıl yaptığımızı, sonunda ne elde edeceğimizi, hangi risklerle karşı karşıya bulunduğumuzu gayet iyi biliyoruz.
  • Ekonomi politikalarının aracı olan faizin seviyesini belirleyecek olan ülkenin ihtiyaçlarıdır. Enflasyonun parasal daralmalarla düşürebileceği kapalı ekonomiler dışında hiçbir karşılığının bulunmadığını gördük.

FAİZ Mİ, ÜRETİM Mİ?

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın açıklamaları haftalardır iktisat çevrelerinde dile getirilen, “Ne yaptıklarının farkında değiller, kontrolü kaybettiler” gibi söylemlerin de subjektif yorumlar olduğunu ortaya koydu. Yıllardır gerek IMF politikaları gerek Babacan'ın yüksek faizdüşük kur modeli ile sömürülen Türkiye'yi bu modelden çıkarmak isteyen Erdoğan, küresel ekonomideki paradigma değişimini bir fırsat olarak görmüş ve adım atmış durumda. Bu kapsamda her değişim döneminde olduğu gibi geçen dönemin faturasının da önümüzde döviz kuru tarafından geldiğini görüyoruz. Bu anlamda hükümet, daha önce köşe yazarları vasıtasıyla da dillendirilen “acı reçeteyi” uygulamaya koymuş görünüyor. TL'deki çıpanın ortadan kalkmasıyla döviz kurlarının fiyatlama mekanizmalarını ve finansal istikrarı bozması sonucu halihazırda yüksek olan enflasyonun dar ve sabit gelirli kesimler üzerinde ciddi tahribata neden olduğu görülüyor. Erdoğan, bu alanda da adım atacaklarını ifade etti. Şu haliyle serbest piyasa düzeninde kur ve faiz ile yönlendirilen ekonomik modelden çıkarak üretimin öncelendiği bir rotanın işaretleri 2018'den beri veriliyordu. Kasım 2020'de Berat Albayrak'ın görevden ayrılmasının ardından 10 Kasım 2020'de yayınlanan “Piyasaya teslimiyet ülkeyi cendereye atar” başlıklı yazı ile Aydınlık kamuoyunu uyarmıştı.


'KUR SABİT TUTULMALI'

Aydınlık Gazetesi Ekonomi Yazar Serhat Latifoğlu, Hükümetin Erdoğan'ın ilan ettiği politikanın arkasında durmasının çok önemli olduğunu belirterek, “Bu açıklamanın altını dolduracak ideolojik bakış açısı ve program da ilan edilmeli. Geri adım atılmamalı. Olursa maliyeti ağır olur” ifadelerini kullandı. Latifoğlu,“Orta halli hanehalkının sıkıntılarının bilincinde olunması ve adımlar atılacağının söylemesi çok önemli. Döviz artışı yüzünden enflasyon artıyor ve en çok mağdur olan kesim orta halli ve yoksul kesimler. Bilinçli bir politika olduğunun da altının çizilmesi önemli; bilinçsizlik veya beceriksizlik değil amacın ticareti yatırımı canlı tutmak olduğunu söylüyor. Eleştirim ise şu; döviz kuru sabit tutulmalı. Neoliberallerin önerdiği serbest dalgalı kur rejiminden Türkiye'nin vaz geçmesi gerekiyor. Hem manipülatif saldırılara karşı ön alınmış olur. Enflasyonun da kısmi olarak önü alınmış olur. Politika tercihi önemlidir manipülatif saldırıya maruz kalmak mı yoksa karaborsa mı? Çin politikaları çok güzel uyguluyor. Birçok ülke de bu sabit kur rejimini uyguladı ve uygulayabiliyorlar. Sabit kur derken de belli bir marjda günde veya ayda belli bir marj bırakarak olabilir. En azından bu dönemde onu yapmak lazım” dedi.

'İTHAL İKAMESİ HAZIRLANMALI'

İthal ikamesine dönük yatırımların da teşvik edilmeye çalışıldığını, iş dünyası da biraz oraya döndüğünü anlatan Latifoğlu, “Bunun adımlarını daha hızlı atmak. İthal ikamesini politikasını açıkça ilan etmek lazım. Yatırım adımlarının sadece özel sektör değil kamu ile atılması lazım. Bu politikaların açık ilan edilmesi lazım. Şu önemli Hükümetin bir ekonomi cephesi var bunu algılaması ve tarif etmesi çok önemliydi. İktisatçıların çoğu neoliberal, iktisatçıların eğitimleri de neoliberal Keynesçi bile olsalar. Üniversitelerde böyle. Çok ciddi bir koalisyon var milli politikalara karşı.” diye konuştu.

DOLARDAKİ ARTIŞIN TEK NEDENİ YOK

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın açıklamalarının ardından yükselişe geçen dolar kuru dün gün içerisinde 13 TL'yi aştı. Piyasadaki 2 yıllık Hazine tahvil faizinin de yüzde 20'nin üzerine çıktığı görüldü. Türkiye'nin CDS'leri de 450 puanı aştı. Öte yandan dolar/TL kurundaki artışın manşetler arkasında kalan nedenlerinden biri de ABD'deki gelişmeler. Doların en fazla işlem gördüğü para birimlerine karşı performansını ölçen Bloomberg Dolar Spot Endeksi, Biden’ın Powell kararı sonrasında 1.185’e ulaşarak Eylül 2020’den bu yana en yüksek seviyeye çıktı. BloombergHT'nin haberine göre, 10 yıl vadeli ABD Hazine tahvili faizi de yüzde 1.62 seviyesine kadar tırmandı.

TCMB: İKTİSADİ TEMELLERDEN UZAK

Kur cephesinde yaşanan gelişmelerin ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan, Merkez Bankası Başkanı Şahap Kavcıoğlu ile görüştü. Görüşmenin ardından Merkez Bankası'ndan yapılan açıklamada, “Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın uygulanmakta olan dalgalı kur rejimi altında kur seviyesine ilişkin bir taahhüdü yoktur. Döviz kurları, serbest piyasa dinamiklerince arz ve talep koşullarınca belirlenmektedir. Merkez Bankası belli koşullar altında kalıcı yön amacı taşımadan sade­ce aşırı oynaklığa müdahale edebilmektedir. Döviz piyasalarında gerçekçi olmayan ve iktisadi temellerden tamamen uzak, sağlıksız fiyat oluşumları gözlemlenmektedir. Şirketlerimiz ve vatandaşlarımızın aşırı oynak piyasa koşullarında iktisadi temellerden tamamen uzak değerlerden işlem yaparak olası kayıplara karşı uyarılması lüzumu üzerine bu açıklamaya gerek duyulmuştur.”

BABACAN 'DIŞA BAĞIMLI POLİTİKAYA DÖNÜN' DEDİ

Deva Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, kurdaki artış ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın açıklamaları sonrası Twitter hesabından, “Sayın Erdoğan durun yeter artık. Dolar 12'yi geçti. Ekmek 4 lira olmak üzere. Kuru ekmeğe bile muhtaç hale geldi insanlar. Dibe batıyoruz. Durun artık.” mesajını paylaştı. Video açıklamasında, “Ekonomik kurtuluş savaşı yok. Savaştayız diyorlar; yokluğa, yoksulluğa, açlığa, razı olacaksınız diyorlar. Akıl dışı, bilim dışı tezlerinizi bir yana bırakın.” ifadelerini kullanarak, TL'deki spekülatif değer kaybının sorumlusunun Erdoğan olduğunu öne sürdü. Babacan “bilenlere danışın” diyerek, kendi döneminde uygulanan yüksek faiz, düşük kur, ithalatçı yapı ile ülkenin ekonomik kaderinin dış sermaye akımlarına bağımlı hale getirildiği politikalara dönülmesi çağrısı yaptı.

'HALKIN ALIM GÜCÜNÜ ARTIRACAK ADIMLAR ATILMALI'

Anadolu Aslanları İşadamları Derneği (ASKON) Genel Başkanı Orhan Aydın, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kabine toplantısı sonrası ekonomiye ilişkin açıklamalarına dikkat çekerek, “Dünyada yaşanan sıkıntıya rağmen ülkemiz üzerinde faiz ve kur sebebiyle baskı oluşturulmaya çalışıldığı açıkça görülmektedir. Türkiye yatırım, üretim ve ihracat ekseninden uzaklaştırılıp, paradan para kazanmaya çalışanların kasası yapılmaya çalışılıyor. Cumhurbaşkanımızın da belirttiği üzere bu zihniyete teslim olmadan bir mücadele başlatılmalıdır. Allah’ın izni ile bu faiz ve kur baskısını kırarak ekonomik bağımsızlığımızı sağlayacağız.” dedi. “Ülke olarak pandeminin yaralarını yeni yeni sarmaya çalıştığımız bu süreçte, dünyada yaşanan sıkıntıları görmezden gelerek, erken seçim çağrılarında bulunmak samimiyetten uzak açıklamalar olup, bu mücadeleye zarar vermektedir.” ifadelerini kullanan ASKON Başkanı, “Ayrıca artan enflasyona karşı halkın alım gücünü artıracak adımlar atılmalı, piyasalara moral verilmelidir. Sanayi kapasite oranlarının her geçen gün arttığı, üretim, ihracat, turizm ve istihdamda güzel gelişmelerin yaşandığı bir ortamda gereken sabrı ve mücadeleyi gösterirsek baharı gören ülkelerin başında yer almamız kaçınılmazdır.” diye konuştu.

ATO: YÜKSEK FAİZ VE KUR OYNAKLIĞI ZARAR VERİYOR

Ankara Ticaret Odası (ATO) Yönetim Kurulu Başkanı Gürsel Baran, zor bir süreçten geçen Türkiye ekonomisinin, cari açığını kapatabilecek kapasiteye sahip olduğunu belirterek, “Bu süreçte birlik ve beraberlik içinde olmamız, ülkemizin geleceğini tek hedef olarak belirleyerek buna göre çalışmamız gerekiyor. Başka Türkiye yok.” ifadelerini kullandı. Baran, yaptığı yazılı açıklamada, yüksek faiz ve kur oynaklığının ekonomiye zarar verdiğine işaret ederek, şunları söyledi: "Stabil, önümüzü görebildiğimiz, geleceğe yönelik hesaplar yapabildiğimiz bir sürece kavuşmak istiyoruz. Pandemi tüm olumsuzluklarına rağmen Türkiye’ye yatırım, üretim ve ihracat için önemli fırsatlar sunacaktır. Türkiye dünyanın tedarik merkezi olabilecek kapasitededir. Üretimini geliştiren, ihracat yapan, cari açığını kapatan bir ülke olabilecek kapasitemiz mevcut."