Boğaziçi Üniversitesi İstanbul’daki evim gibidir. Bir hayli güzel anılarla dolu verimli bir çalışma ve gelişme dönemi geçirmek nasip oldu bana, Bebek sahiliyle Hisarüstü arasında. Bu güzel dönemi var eden destekçilere, akrabalara, dostlara ve tüm BÜ’ni BÜ yapan insanlara ömür boyu şükran hissedeceğim. 

Türkiye’nin konservatuarlarında yetişmiş en üst düzeyde çalgıcı arkadaşlarla birçok kez, sihirli Albert Long Hall’daki konserlere katıldım. Aynı salonda yaptığım Bach Partita’ları kayıtlarından, Garanti Kültür Merkezi’nde bir yıl boyunca her gün sabahtan akşama kadar bir Steinway konser piyanosunda çalışabilmeme kadar bir sürü imkanlar sunan BÜ’ne her zaman can-ı-gönülden bağlı olacağım. İdil Biret’in tavsiyesi üzerine değerli Evin İlyasoğlu hocanın girişimiyle sağlanmıştı bana tüm bu imkanlar. 

BÜ Batı ve Doğu dünyaların bir sentez arayışının kurumsallaşmış biçimidir. Sadece Türkiye’ye değil, tüm dünyaya ışık tutabilecek bir kurum.

Sentez arayışları ve sentez kurabilme kabiliyeti, dünyanın her yerinde ve her boyutta yoğunlaşan bir kutuplaşma döneminde önem kazanır. 

“Hangi Batı’yla sentez arayışı içinde olabilirim“ sorusu Türkiye’nin her nesilde yeniden cevaplandırması gereken bir sorudur. Aynısı Batı ülkeleri için de geçerli: “Hangi Doğu’yla, hangi Türkiye’yle sentez arayışı?” İnsan medeniyetleri denen çarkın ebedi dönmesi…

İNTERMEZZO 

Yıl 91/92. Ortaokulumda okuma yarışması. Bir kitaptan bir bölüm okunacak, bu bölümün öncesi ve sonrası serbest anlatım ile özetlenecek toplam 15-20 dakikalık bir sunum. Önce sınıf elemeleri. Birinci seçildim. Ardından tüm ortaokul sınıfların ortak katıldığı okulun salonunda, “büyük” sahnede okul finali. Sonuç: 70-80 öğrencinin arasından öğrenciler tarafından okulumuzu okullar arası yarışmada temsil edecek öğrenci seçildim..  

“Özel televizyon kanallarının yayına başlamasıyla beraber çocuklarda bozulmaya başlayan eğitim ve iletişim düzeyi” ilk belirtilerini göstermeye başlamışsa da, o zamanlarda henüz düzgün ve oturaklı bir Almanca öğrenmek ve konuşmak gene de mümkündü benim ilkokulda. 

Bir kaç hafta aradan sonra okullar arası yarışma olacaktı. Nasıl hevesliydim. Etiyopyalı bir köy çocuğunun gururlu hikayesi. Çetin ve acıklı bir kuraklık döneminin ardından umudu yeniden yeşerten yağmur. İnsanoğlunun kendi toprağına ve hayvanına olan bağının önemini, haklı mücadeleyi, adil yaşamı anlatan o güzel çocuk öyküsünü satır satır benimsemiştim. Anlatım bölümlerini daha güzel hale getirmiştim. Diksiyonu ve okuyuşumu tekrar ve tekrar çalışmıştım. Sonunda geldi o gün. Babam götürdü beni. Çok iyi geçti sunumum. Mutluydum. Birinci olamadıysam da yapabileceğimin en iyisini yapabilmiştim ikinci dilim olan Almanca’da. 

Diğer yarışmacıları da hevesle takip ederken birden bir şey fark ettim. Tüm çocukların yanında öğretmenlerinin olduğunu gördüm. Hatta bazı öğrencilerin velileri yokken sadece öğretmenleri vardı yanlarında. Öğretmenler yarışmacıları tanıtıyor, onların yanında olup onlara manen destek veriyordu...

Birden bir garip hissettim kendimi... 

Yarışmadaki tek Türk cocuk bendim. 

Yarışmaya tek öğretmensiz katılan da bendim...



SENTEZ ARAYIŞINDAN ÖNCE…

Dönelim asıl meseleye. Türkiye’nin kaçınılmaz ve BÜ camiasının belki de en güzel cevaplayabileceği sorusuna: ''Hangi Batı’yla sentez arayışına?'' 

Türkiye’ye saygı ve milli bağımsızlık ilkesine bağlı bir anlayışla yaklaşan Batı’yla mı, yoksa komik bir hal almaya başlayan girişim ve propagandalarla Türkiye’yi kendi hegemonyası altında tutmaya çalışan Batı’yla mı?

Kendi milli kimliğini ve kültürünü globalizmin fırtınalarından korumaya calışırken, diğer milletlerin ve kültürlerin de hür olarak gelişebilmelerini savunan Batı’yla mı, yoksa Batı’nın fikir dünyasının sadece bir kolunu teşkil eden Liberalizmin, günümüzde artık uç noktalara varan hayalperest ideallerini tüm dünyaya alternatifsizmiş gibi dayatan Batı’yla mı?

Hakareti ve aşağılamayı “sanat özgürlüğü” olarak meşrulaştıran Batı’yla mı, yoksa kendi geleneğini titizlikle koruyup geleceğe taşımaya kararlıyken, Türk sanatına, kültürüne ve tarihine Devlet müzesinde saygın bir yer ayıran Batı’yla mı? 

LGBTİ bayrağıyla NATO amblemini birleştiren Batı’yla mı, yoksa Bach, Beethoven, Brahms, Goethe, Schiller, Kant, Hegel, Marx vs. vs. vs. gibi adlarla anılarak, eserleri okunarak, dinlenerek tüm dünyada değer verilen bir medeniyetin temsilcisi olan Batı’yla mı?

HINDEMITH

Türkiye’de çok sesli müzik eğitimin sistematikleştirilmesinde önemli katkıları olan Alman besteci Paul Hindemith, çok sesli Türk sanat müziğinin Türk halk müziği temelinde oturması gerektiğini savunuyordu. Türk müziğin “Avrupalılaştırılmasına” karşıydı…

Bugün Alman Radyo Filarmonisi’nin solo fagotçusu olan Zeynep Ayaydınlı ile birlikte 2010’da Albert Long Hall’de icra ettiğimiz Hindemith’in fagot-piyano sonatı kaydını ekliyorum. Kaydın ses kalitesi pek iyi değil, ama o akşamın atmosferini iyi kulaklıklarla yine de hissedebilirsiniz: https://youtu.be/QgMwtCEeaqw


Kemal Cem Yılmaz

Aydınlık