31 Mart Ayaklanması, Türkiye’nin anayasa ve meclis devrimini bastırmak için “modernleşmeci” Hürriyet ve İtilaf Partisi tarafından tertip edilmiştir. 

Sevr dayatması çağın en batıcı yazarları olan Ali Kemaller tarafından reçete olarak sunulmuştur. 

Türkiye’yi katliamcı bir millet ilan ederek diz çökertmek isteyen Batı dünyası muhiplerini hep “batıcılarımızın” arasından seçmiştir.

Ermeni Soykırımı dayatmalarını Türkiye’ye hep tarihimizle yüzleşelim diyen, kurtuluşu Avrupa’ya bağlanmakta gören batıcı ulema dillendirmiştir. 

Bir dönem “çağdaşlığın, demokrasi ve özgürlüklerin” gelmesinin ancak Avrupa sopasıyla “Türkiye’nin ensesine vura vura” gerçekleşebileceğini onlar savunmuştur. 

Atatürk’ü gardrobun içine 12 Eylül’ün “modern” paşaları sokmuştur. 

En önemlisi de Türkiye’nin Cumhuriyet Devrimleri ile kazandığı siyasi, ekonomik bütün mevzileri, ulusal değerleri, zenginlikleri, ulusal onuru hep bu aydınlarımızın oluşturduğu ideolojik iklim ayaklar altına aldırmıştır. 

Mustafa Kemal’i Zilan’da, Dersim’de katliam yapmakla suçlayan onlardır. Şeyh Saitlere özgürlük tanımadığı için Atatürk’ü demokrasi düşmanı ilan eden onlardır. 

Duyum-u Umimiye’de memurdurlar, reji idaresinde kolbaşı. NATO karargahında uzmandırlar, Avrupa başkentlerinde baş konuşmacı.

İstanbul’da İngilizci, Erzurum’da saltanatçı, Sivas’ta mandacıydılar.

İngiliz’e karanfiller atarlar, evlerine Yunan bayrağı çekerler, memleket yansa benzin döker, ateşiyle ısınırlar. 

Sultanlığın yıkılmasına, hanedanın ve toprak ağalarının ve aşiret reislerinin mülklerine el konulmasına ve feodalizme indirilen ağır darbelerin hepsine ilk başta karşı çıktılar.

Mehmetçiği Kore’ye gönderdiler. Süt tozları ve Amerikan sateniyle övündüler. New York’ta gezmek için, Kayseri’yi vermeye dünden razıydılar.

1980’de köylüyü kambur ilan eden onlardır. Onlar KİT’leri özelleştirenleri alkışlayanlardır. Gümrüklerin kaldırılmasına sevinenlerdir.

Türk ordusuna darbeci derler, Mehmetçiğe bedel biçerler.

İnsan haklarının evrensel değerlerine bayılırlar. İnsanın vatanını savunması hakkına burun kıvırırlar. 

Araplara düşmanlar, Afganlara düşmanlar, Suriyelilere, Mısırlılara, Libyalılara ve bilcümle mazlumlara kin kusarlar.

Liberalizm, hümanizmi onların ellerinde ve gözleri önünde katletti. Tüm dünyada, gişe rekorları kıran bir film gibi izlediler. 

Keloğlan’ı bilmezler, Kemal Sunal’a gülmezler. “Sitcom” izler, “ben yerli dizi seyretmiyorum” diye caka satarlar.  

Asyalılar yürekten ağlar, Batıcıların gözyaşları bile Holywood tadındadır. 

Köylü Hatçe kadını tanımazlar, Güllü kızı mor renklere boyarlar.

Sarı öküzü gözlerinden öpme adetleri yoktur ama sokak ortasında öpüşmeye bayılırlar. 

Onlar için kadınların kadın olması, erkeklerin erkek olması kadar “banel” bir şey yoktur. 

Ankara kalesinde hayallere dalmaz, Hüseyin gazi tepesinden başkente bakmazlar. Tek hayalleri Eyfel Kulesinde bir poz fotoğraftır. 

Türkçe konuşmazlar, İngilizceli, Fransızcalı bir dil salatası konuşurlar. 

Türk malı kullanmazlar, fiyakaları Paris’ten, Londra’dan ithal edilmiştir.

Türk tarihini bilmezler, Timur’u sevmezler, Attila’ya barbar derler, Fatih’i beğenmezler. 

Zeybekten anlamazlar, halaya durmazlar, kolbastıyla coşmazlar, türküyle içlenmezler kulakları da yürekleri gibi batıdadır. 

Veganlık modaları olmuştur. İnsandan usanmışlardır ancak eşyaya doymamışlardır. Pantolonları yırtıktır, saçlarının rengi Atlantik mavisidir, övdükleri yalnızlığın kendisidir. 

İmama, İslam’a, Kuran’a dair ne varsa düşmanlar. Bu toprağa dair ne varsa iğrenirler. Toprağımız onlar üzerine bastıkça inler. 

Şu konaklar, şu köşkler, şu villalar hep onların. Leb-i derya şu saltanatları, şezlongları… Ellerinde telefonları, klavyede vicdanları vardır. Asırlardır yoksullar yararınadır sosyete alışkanlıkları. Kadehleri ki ışığını çalar mehtabın. 

Ancak halkı sevmezler, halka gitmezler, halka yukarıdan bakarlar olur da halk bunlara birazcık tepki gösterecek olsun sayıp söverler ağız dolusu. Sen ne anlarsın derler, terbiyesiz derler, çomar derler, koyun derler, cahil derler, demediklerini bırakmazlar…

Romanlarımız onları anlatır, şiirimiz onları ağlatır, mizahımız bizi onlarla güldürür. 

Hep eziklik, hep hırçınlık, sınırsız bir tedirginlik içindeler. Batı hayranlıkları eziklikleridir. Millete nefretleri hırçınlıklarıdır. Hep kaybedişleri tedirginlikleridir. 

Şimdilerde onlar yüzünden bir takım zavallı havaalanlarının dış hatlar terminalinde pasaport ve biletlerinin fotoğraflarını paylaşıp “Türkiye bir mühendis kaybetti, İngiltere bir temizlikçi kazandı “diye yazıyor. 

Şimdilerde Afganistan’da bağımsızlığını kazanmış halkı hor görüyor, aşağılıyorlar.

Şimdilerde Atatürk devrimini tamamlamak için program üreten, kadro yetiştiren, halkı teşkilatlandıran Vatan Partisi’ne saldırıyorlar. 

Şimdilerde Atatürk’e bile Batıcı kefeni biçiyorlar. 

Şimdilerde Türkiye’yi yeniden Atlantik’e zincirlemek için FETÖ ile, PKK ile ittifakın taşlarını döşüyorlar. 

Bu yazıyı en çok İsmail Saymaz, Mine Kırıkkanat ve Barış Yarkadaş gibi isimler anlayacaktır. 

Size ne zaman fırsat verdik ki şimdi verelim. Bu millet size aldanır mı güzel beyler hanımlar? Bu millet size aldanır mı...


Ferdi Tanhan

Aydınlık