Anasayfa
2018-12-16 10:30:22 ( 23 izlenme )

Birgül Ayman Güler: Batıcılık artık fanatiklik

Dünyada uluslararası sistemin yeniden yapılandığı gün gibi açık. Yüzyıllardır süren dünya dengesinde köklü bir değişim süreci yaşanıyor. Bizde ise olup biten hiçbirşey yokmuş gibi, soldan-sağdan siyasetçiler “yönümüz Batı” diyor, “değerlerimiz batı aydınlanması”...

Oysa 18. yüzyılda, Batı Avrupa ülkelerinde kurulan Batı - Doğu karşıtlığı, günümüzde yerini Atlantik - Avrasya meydan okumalarına bıraktı. Biri yöne öbürü coğrafyaya göre adlandırmadan ibaret, ikisi aynı şey demek büyük körlük olur. Batı - Doğu, eşit olmayan tarihsel güçlerin karşılaşmasıydı. Atlantik - Avrasya ikilemesi ise mevcut egemen güce karşı meydan okumanın adı.

Batı - Doğu karşıtlığı, Batı’da insan - akıl - evrensellik diye yola çıkan aydınlanma düşüncesinin, kilise misyonerliğiyle kolkola, sömürgecilik kervanına adeta kılavuz olmasıyla yükseldi. Batının insanlarıyla doğulular, aşılmaz bir hiyerarşinin basamaklarına yerleştirildi. Asrileştirme adına işgaller ‘ilerleme’ sayıldı. Üç yüzyıl önce bizim buraları ‘asrileştirmek’ için yola çıkanlar, günümüzde işlerine demokratikleştirmek için diyerek devam ediyorlar. Mantıkta değişen hiçbirşey yok; onlara göre dünün barbarları, bugünün dışarıdan iteklenmeye muhtaç olan azgelişmişleri.

Bu olup bitenler tarihteydi.

Biz kendi ömrümüzde başka birşeye tanık olduk. Batı dünyası, ulusötesi tekelci şirketlerin ulaştığı devasa boyutlardan güç alıp, yarattığı hiyerarşiyi doğrudan tek elden kendi yönetiminde toplamak için küreselleştirme siyasetine atıldı. Ulusal devletleri ve onların temel dayanağı olan kamu ekonomisini ortadan kaldırıp etnisite ve mezhep temelli toplumlar inşasına girişti. Bunun için hem aydınlanmanın hem dinlerin evrenselciliğini işe koştu. Ulusların karşısına kavmiyetçilikle ümmetçiliği aynı anda koydu; meşrebine göre, hangisini istersen, seç beğen al! Bütün bunlar uğruna kendi ‘modernizm’ felsefesini, ‘post-modernizm’ deyip kendisi yedi.

Reklamdan sonra devam ediyor 

Batı, küreselleştirme adına Batıcılık felsefesinden vazgeçti. Bizim soldan - sağdan yönümüz batı diyen cenah bunu bile fark etmedi. Küreselleştirmenin neresinin aydınlanma, neresinin din/mezhep menşeli olduğunu ayırt edebilecek babayiğidin kalmadığı bu devirde üzüntü verici durumlara düştüler. Dümdüz NATO - AB fanatikleri olup çıktılar.

Felsefesiz-tarihsiz “yönümüz batı” zihniyeti, bugünlerde kendisini NATO-AB fanatikliğine denk biçimde savunuyor.

En çok duyduğumuz savunmalardan biri “doğuda despotizm var, istemem, sen nasıl isteyebilirsin!” sözü... Kendini tarihin unsuru değil adeta müşterisi olarak gören bu mantığa hayran olmamak elde değil. Öyle ki, dünyada birileri Batı’da başka birileri Doğu’da birşeyler kurmuş, biz hangisini istersek onu satın alacak gibiyiz. Meğer mesele olmak/yapmak değil, seçmekten ibaretmiş!

İkincisi de kendi içini ferahlattığı anlaşılan “doğuda Türk - Rus - Fars - Çin dediğin, herkesten önce birbirlerine düşman, bunlar zaten birlikte olamazlar” inancı. Diyelim öyle olsun. Peki ama tarihteki kavgalar bu kadar önemliyse, AB üyeliği için bu kadar kapı tırmalayan kişi için Avrupa - Türk tarihindeki düşmanlıkları ne yapacağız? Hun akınlarından bu yana tarihte yerini almış “Avrupa’daki Türk imajı” üzerine tonlarca sayfa hikâye var. Hem öyle böyle değil, aşağılamanın küfürün bini bir para... “Onları boşver, eskide kaldı!”

Günümüzdeki batıcının “Batı değerlere dayalı bir uygarlık tasarımı sunuyor, doğunun sunduğu ne var?” şeklindeki sorusu, edası yüksek ama içi bir o kadar boş sonuncu soru. Buna verilebilecek en iyi karşılık herhalde şu olur: Şimdi, günümüzde, geleceğe dönük olarak, Batı insanlığa bir uygarlık tasarımı sunuyor! Gerçekten mi?

Felsefesiz-tarihsiz Batıcılık, günümüzde artık fanatiklikten ibaret.


Aydınlık

Bunlar da İlginizi Çekebilir