Geçtiğimiz günlerde Biden yönetimi, stratejik bir adım atarak 2018’de ABD’nin nükleer anlaşmadan çekilmesinden sonra  BM’de Trump döneminde İran’a tek taraflı getirilen yaptırımları kaldırdı. Bu gelişme, İran tarafından olumlu karşılanırken İsrail tarafında büyük bir hayal kırıklığı yarattı. Önümüzdeki Mart ayında seçimlere hazırlanan İsrail’de Biden’ın İran konusunda böyle kafa karıştırıcı adımlar atması Netanyahu’yu bu sefer zorlayacak gibi. Ayrıca Biden, Suudi Arabistan ile ilişkilerde de veliaht prens yerine halen görevinin başında olan Kral Salman’ı muhatap alacağı duyuruldu. Yemen’deki savaşın sona erdirilmesi, Orta Doğu ülkelerine silah satışlarının askıya alınması da ABD’nin Ortadoğu’da köklü bir değişiklik hazırlığı içerisinde olduğunun bir işareti.

Özellikle İran konusunda Biden’ın son dönemdeki cesur çıkışlarının arkasında  aslında ABD’nin Avrasya cephesinde bir gedik açma arayışı olduğu gayet açıktır. Özellikle Karabağ Savaşının sonrasında ortaya çıkan yeni dengeler hem İran’ı hem de ABD’yi rahatsız etmiş durumda. Rusya’nın bir şekilde Güney Kafkaslara inerek Hazar jeopolitiğinde yer edinmesi ve Türkiye’nin doğrudan Türk dünyası ile karasal bir bağlantı kazanması, daha da önemlisi Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Azerbaycan dönüşü Altılı İşbirliği platformundan ya da başka bir deyişle paktan bahsetmesi ve bu konunun Putin ile görüşüldüğünü söylemesi, Washington’da ve Tahran’da soğuk duş etkisi yaratmıştı. Her ne kadar seçim dönemi olduğu için Washington’ın tepkileri gecikse de Biden’ın göreve gelmesiyle birlikte ABD’nin tepkileri de yavaş yavaş İran üzerinden ortaya çıkmaktadır.

Altılı İşbirliğinin Rusya Azerbaycan ve Türkiye’nin kendi aralarında görüşmüş oldukları izleniminin ortaya çıkması  ve İran’ın bu konuda hiçbir bilgisinin olmaması; hatta medyadan bunu öğrenmiş olması  Tahran’da büyük bir kızgınlık yarattı. Öyle ki bu kızgınlık Astana sürecinin engellenmemesi adına doğrudan bir meydan okuma yerine Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Bakü’de okuduğu bir şiir üzerinden yansıtıldı. Zaten İran,  Karabağ zaferinin İran’da yaşayan Azerbaycan Türklerinde uyandırdığı heyecan ve milli hissiyattan da rahatsız olmuştu.

İran, Türkiye konusunda rahatsızlıklarını zaman zaman farklı gelişmeler üzerinden dile getiriyordu. Buna en güzel örnek 2018’de yaşanan bir gelişmedir. 2018’de İran’ın başkenti Tahran’da yapılan Suriye konulu toplantının İran tarafından canlı yayınlanması ve burada adeta Türkiye’nin Suriye’deki özellikle İdlib’te yaşananların tek sorumlusu gibi gösterilmeye çalışılması ve Türkiye’ye yönelik adeta bir itibar suikastı yapılmak istenmesi  ve tarafların bu canlı yayın konusunda hiçbir şekilde bilgilendirilmemesi tamamıyla bir diplomatik nezaketsizlik ve samimiyetsizlik olarak tarihe geçmiştir.

Altılı işbirliği gibi çeşitli işbirliği platformlarını engellemek adına ABD çok çaba sarf etti. ABD’nin bir türlü yer alamadığı iki önemli jeopolitik düzlemden birisini oluşturan Hazar havzasında Rusya’nın başını çektiği yeni bir dengenin kurulmasına da Washington yönetimi ve Pentagon karşı çıkıyor. Bu bağlamda ABD, Avrasya coğrafyasındaki safları bozma ve  İran’ı Batı’ya çekme adına bir takım jestler de de bulunmaya başladı. Bu noktada ABD, İsrail’i hangi noktalarda ikna edebilecek ve neredeyse son dönem tüm siyasi kariyerini İran üzerine bina etmiş olan İsrail Başbakanı Netanyahu’yu ne yapacak? Tüm bu sorular Mart ayındaki İsrail seçimlerinde yeni bir başbakanın seçilmesiyle belki de çözüme kavuşacak. Obama döneminde, Netanyahu ile bir türlü Beyaz Saray’ın yıldızı barışmamıştı. O dönemin başkan yardımcısı bugünün başkanı Biden da Netanyahu ile devam edip etmeyeceği şu an belirsiz.

İran’da da haziran ayında seçimler var. İran, ABD ile ilişkileri en azından belirli alanlarda Obama döneminde olduğu gibi düzeltebilirse Ruhani’nin seçimi kazanma şansı artar. Ancak son yıllarda özellikle İran iç politikasında yaşanan gelişmeler ve toplumsal protestolar Ruhani’nin iktidarını zayıflatan unsurlardı. Haziranda muhafazakârların İran’da güçlenme ihtimali de yüksek. Özellikle, Kasım Süleymani’nin  2020’de öldürülmesi Ruhani yönetimi için  kara bir leke olarak tarihe geçti.

ABD-İran ilişkilerinde yeni bir durum da casusluk suçlamasıyla İran’ın elinde tuttuğu beş Amerikalı tutsağın durumu. Biden’ın ulusal güvenlik danışmanı Sullivan’ın açıklamalarına göre İran ile bu tutuklu Amerikalılar için görüşmelerde bulunuluyor. İran, BM’deki ABD’nin jestine karşılık büyük ihtimalle bu Amerikalı tutsakları bırakarak bir jest yapacak.

Kuşkusuz İran’ın Irak’taki faaliyetleri de dikkat çekiyor. Özellikle İran’ın destek verdiği gruplardan birisi olan Haşdi Şabi’nin Sincar’a olası bir Türk operasyonuna karşı PKK’yı destekleme adına yığınak yapması akıllara ister istemez İran’ın Irak ve Suriye’de doğrudan veya dolaylı olarak PKK üzerinden tehlikeli bir oyun arayışı içerisinde olduğunu getiriyor. Özellikle son dönemde Türkiye’nin Irak hükümeti ile ilişkilerini geliştirmesi ve Irak başbakanının son Ankara ziyareti ve bunun yanında Türkiye’nin Hazar jeopolitiğinde etkin bir şekilde yer alması, İran’ı da Irak ve Suriye cephelerinde harekete geçirmiş gibi görünüyor. Özellikle, İran’ın Suriye’de PKK ile hareket etmesi “Suriye Demokratik Güçleriyle” hareket etmesi anlamına gelecek ki bu da zaten ABD’nin Orta Doğu’da büyük oyununa hizmet anlamına gelecektir.

İran, Türkiye için yıllarca sürdürdüğü ABD düşmanlığını bir kenara bırakır mı? Bunu ileride göreceğiz; ancak şu bir gerçek ki İran’ın hem Orta Doğu’da hem de Asya’nın Müslüman coğrafyasında tek rakibi Türkiye’dir. Buna karşın bugün reel politikanın gerekleri Türkiye ve İran rekabeti yerine Türkiye-İran işbirliğini öngörüyor. İran bölgedeki gelişmelere duygularıyla değil aklıyla baktığı sürece bu gerçeği daha net olarak görecektir.