ENGİN BERBER(1)

Cumhuriyet Türkiye’sinin varlığı ve gönenmesine asker, siyaset ve devlet adamı sıfatıyla önemli hizmetlerde bulunmuş olan İsmet İnönü, 46 yıl önce bugün (25 Aralık 1973) yaşamını yitirmişti. Onun gibi topluma mal olmuş insanların yitirilmesi üzerine birilerinin(2), gazete ve/veya dergilerde nekrolojiler (ölüm ardı yazıları) kaleme alması, yazılı kültürün parçası olan yaygın bir gelenektir. Söz konusu yazılarda merhumun yaşam öyküsü, kişilik özellikleri ve kamu yararı gözeten düşünce ve eylemleri birlikte veya ayrı ayrı işlenir. Birkaç nekrolojinin söylemini analiz edecek bu kısa makalenin, İnönü’ye sıcak bakmayanları (muhalefet edenleri) ikna etmek gibi bir amacı yoktur.

Gerçekte nekroloji, yitirilen kişinin anısına duyulan saygının bir ifadesi olup haber verme ve duyulan üzüntüyü paylaşma nezaketidir. Hepimizce iyi bilinen “ölenin ardından konuşulmaz” sözü, İslam’ın öncü isimlerinden Hz. Ayşe ve İbn Ömer’e atfedilen hadislerden kaynaklanmaktadır. İnönü’ye sıcak bakmadığını her fırsatta dile getiren kitle büyük oranda, İslam’a gönül bağını kamusal alanda özellikle paylaşan muhafazakâr ve mukaddesatçılardan oluşmaktadır ki, yaptıkları İslam hukukunun temel kaynaklarından biri olan sünneti yok saymaktır.(3)

DÜN VE BUGÜN İNÖNÜ MUHALİFLERİ

Sıkıntı, Türk siyasal yaşamının, kökleri Osmanlı yenileşme çabalarına uzanan: Yönetenlerden kaynaklanan Batılılaşma (çağdaşlaşma/modernleşme) girişimleri karşısında, devlet içinde konumlanamamış kesimlerin benimsediği siyasal kültürle ilgilidir. Kapitalist tarımla yani pazar için üretimle yakın geçmişte tanışmış büyük toprak sahiplerinin, laik devleti içselleştirememiş bazıları akademisyen münevverler(4) ve menfaatperest liberallerle işbirliği yaparak din, biat etme anlayışını besleyen geleneksel dayanışmacılık ve öğretilen cehalet yoluyla toplumun yoksul kesimlerini yönlendirip yönetmektedir. Ülkemiz için maliyeti ağır bu kısır döngünün nasıl kırılabileceği, hiç kuşkusuz başka bir yazının konusudur.

Muhafazakâr ve/veya mukaddesatçı çizgide olup yaşadığı dönem İnönü’ye muhalefet edenleri, bugün aynı çizgide olup neredeyse her akşam TV kanallarında ispat-ı vücut edenlerden ayıran: Kendilerine ayna tutabilmeleri ve sahip oldukları vefa duygusudur. İdeolojik yelpazede “sağcı ve CHP’ye muhalif” olan Halka ve Olaylara Tercüman gazetesinden(5) Ahmet Kabaklı, O’nun kişisel özellikleri ve hizmetlerine ilişkin iki farklı yazısında şunları söylemişti:

Üslup sahibi, ciddi metotlu, gayretli; Güvenilir, sorumlu ve vakar sahibi; Devlet, hükümet ve otoritenin dokunulmazlığına çok önem verirdi; Konuşma üslubu, yaşama üslubu, bir idare etme, ikna etme ve aile üslubu vardı. Her yaşta paçaları sıvamış, en ağır yükleri omuzlamıştı; İnönü’ye haksızlık yapmak istemeyiz ama Fevzi Çakmak’ın cenazesinin resmi törensiz ve toprağa verildiği gün radyoda keyifli şarkılar çalındığı milletin hatırındadır; İsmet Paşa övgü ile değil, kendine yakışan ciddi etütlerle sevilmelidir; İnönü, Türkiye tarih ve coğrafyasının bir parçası gibiydi; Sağlığında İsmet Paşa’yı zaman zaman tenkit etmiş; tavır ve sözlerindeki (bizce) yerli veya yersiz doğru veya yanlış şeyleri yazmış, söylemişizdir. Fakat en şiddetli çıkışlarımızda bile saygıyı elden bıraktığımızı hatırlamıyoruz.(6)

'OKUYAN TEK ADAMIMIZ'

Aynı gazetede yazan Türk Edebiyatı’nın tanınmış değerlerinden Tarık Buğra ise, kaleme aldığı dört farklı yazısında:

Kaderi ona yeteneklerini aşan görevler yüklemişti. Bu kader elbette dramatiktir; Örnek bir mükemmellikle kurduğu Türk karakterli ailesi; İsmet İnönü’nün asıl ve hayran olunmaya değer büyüklüğü kayıplardan, aldanışlardan, bozgunlardan hatta özellikle onlardan diri ve lekelenmemiş olarak çıkabilişi; Okumayan, sanat ve edebiyatla ilgilenmeyen politikacıdan partizan, parti adamı, üçkâğıtçı ve tilki çıkar. Bizim son dönem politikacılarımız içinde okuyan tek adamımız İnönü olmuştur. Onun karşısındakilerin çoğuna da kala kala, onun müzik, tiyatro, opera sevgisi ile alayı denemek kalmıştır. Ölüm zaafları ve hataları görmezden gelmeyi gerektirmediği gibi İnönü’nün üstünlükleri, başarıları ve büyüklüklerini küllendirmeye de sebep olamaz; Türk toplumunun büyük devlet adamlarından birisi sayılacaktır; Kendisinden daha zeki ve kat kat demagojik kafaların, asıl önemlisi onların geniş halk desteklerine rağmen toz olup gitmeyişi, devlet adamlığını ciddiye alışı, bu konuda Osmanlı geleneğine göre terbiye alışı, kendini yetiştirmeyi ihtiras derecesinde iş edinmesindendir. Okuyuşu ve öğrenme hırsını biran bile bırakmayışıdır. Vasat kafaya üstünlükler sağlayan bu karakter İnönü’yü İNÖNÜ yapmıştır demişti.(7) Buğra’nın İnönü’yü takdir etmekten geri durmadığı ve onu eleştirmek dışında bir şey yapmayan karşıtlarına, dolayısıyla aynı çizgiyi paylaştığı siyaset erbabına, isim vermeden “partizan”, “üçkâğıtçı” ve “tilki” dediği ortadadır. Hepimizce iyi bilinen, “yiğidi öldür hakkını yeme” özdeyişini anımsatan bu yaklaşım, Ahmet Kabaklı için de geçerlidir. Aradan geçen 50 yılda, “demokrasi” sözcüğünü diline pelesenk eden bazı isimlerin, bu yaklaşımdan nasibini almamış olmaları üzüntü vericidir.

Dipnotlar:

(1) Ege Üniversitesi, İİBF, Uluslararası İlişkiler Bölümü, Prof. Dr. / İnönü Vakfı İzmir Temsilcisi.

(2) Bu birileri, merhumun sevdiği ve/veya akrabalık ilişkisi bulunan yakın çevresinden olabileceği gibi; yaptığı çalışmalarla düşüncelerini izleyip değerlendiren, şahsen tanımadığı ve/veya sevmediklerinden de olabilir.

(3) İnönü’ye yöneltilen eleştirilerin gerçekliği, başka bir çalışmanın tartışma konusudur.

(4) “Aydın” sözcüğüne karşılık olmadığı için özellikle “münevver” kullanılmıştır. Çünkü bunlar, aydınlanmanın temel kazanımlarından olan laikliğe açıkça; parlamenter düzene de zımnen karşıdırlar.

(5) Bu değerlendirme Hülya Yalım tarafından yapılmıştır. Bkz. http://www.hulyayalim.com/dunden-bugune-tercuman-ile-gozcu-gazetesi-ve-kapatilma-nedenleri/ (24.10.2018).

(6) Halka ve Olaylara Tercüman, 27 ve 30 Aralık 1973.

(7) Halka ve Olaylara Tercüman, 25, 29, 30 ve 31 Aralık 1973.


Aydınlık