Yazarlar
10 Şubat 2020 ( 26 izlenme )

Av. Ceyhan Mumcu: Kaboğlu'nun raporu CHP'yi bağlıyor

AV. CEYHAN MUMCU

Geçen yılın son günü 31.12.2019 tarihinde CHP logolu bir kitap yayınlandı.

Kitabın başlığı, "CHP Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nu önsözü ile 'Yasama Yetkisi Devredilmez.'

(27. Yasama Dönemi Uygulaması Temmuz 2018 Aralık 2019)’’

Prof. Dr. İbrahim KABOĞLU

İstanbul Milletvekili Anayasa Komisyonu Üyesi

BU EL KİTABININ AMAÇ VE ÖNEMİ

59 sayfalık raporun basılmasıyla yayınlanan bu el kitabının amacının Anayasa değişikliği yapılarak;

Cumhurbaşkanlığı sistemine son vererek parlamenter sistemin üstünlüğünü sağlamak

‘’Demokratik Hukuk Devleti’’ sistemini oluşturmak

2023 Haziran da ya da daha önce yapılacak erken seçimde Demokratik Muhalefet’in yol ve yöntemlerini belirlemek olarak açıklanmaktadır. (El kitabı önsözü ve sunuş başlıklı kısım - 7’nci sayfa)

BU RAPOR CHP’Yİ BAĞLIYOR

  1. "Sunuş" başlığında açıklandığına göre rapor "12 Temmuz 2018 günü Parti Grup Toplantısı’na sunulmuş, öneriler alınarak son halini almış, basılarak milletvekillerine dağıtılmış."
  2. Parti logosu ile yayınlanmış.
  3. Kamuoyu CHP Genel Başkanı’nın önsöz yazısından da Genel Başkan’ın görüşlerini öğrenmiş.
  4. Kitap bastırılarak, Parti Genel Başkanlarına, milletvekillerine ve basına gönderilmiş.

Parti Milletvekilleri Grubu bir organ, Parti Genel Başkanı da öyle.

Hem Anayasa Profesörü hem de Milletvekili olan Kaboğlu; bu aşamada bile "Partiyi bağlamaz, beni bağlar" diyebiliyorsa, bize de bu söyleme şaşırmak düşüyor!

CHP önümüzdeki günlerde Olağan Kurultay’a gidiyor. Kaboğlu bir iki ay daha sabredip, önerilerini CHP Kurultayı'na taşısaydı da bizde CHP tabanının duygu ve düşüncelerini öğrenebilseydik.

CHP-HDP İTTİFAKININ ONAY VE İLANINI BELGELİYOR

Kimi CHP’li dostların "Bizim HDP ile ittifakımız yok, biz seçmenin oyunu istiyoruz" söylemlerinin de gerçeklere aykırı olduğunu kanıtlıyor. Çünkü bu kitapçığın sunuş başlıklı bölümü şöyle;

"Cumhuriyet Halk Partisi öncülüğünde oluşan Millet ittifakı içinde yer alan partiler kadar Halkların Demokratik Partisi (HDP) ve Türkiye İşçi Partisi (TİP) gibi muhalefette yer alan partileri de kapsamında yer alan 'Demokratik Muhalefeti' de bu raporun hedef kitlesi olarak ilan ediliyor (sayfa 7)."

HDP ile ittifak çağrısı, siyasal yaşamımız ve geleceğimiz adına bilmek, öğrenmek ve tartışmak hakkımızın kapsamındadır.

Hoca, CHP öncülüğündeki "Demokratik Muhalefetin" içine HDP’ye de çağrı yapıyor ancak HDP’yi çağırırken "PKK’lıları hariç notunu" yazmaya gerek görmüyor. Böylece Bu Demokratik Muhalefet içinde PKK ‘ya katlanmak zorunluluğu da bu muhalefetin tuzu biberi gibi üstü kapalı sosluyor.

Şimdi bu günün sorusu; İyi Parti ile Saadet Partisi’nin CHP ve HDP’nin yanında bu Demokratik Muhalefet içinde yer almayı sindirip sindiremeyecekleri cevabını yakında öğreniriz.

Kaboğlu’nun sözlüğünde "Atatürk Milliyetçiliği, Türk Devleti ve Milleti, Türkiye Cumhuriyeti" sözcüklerini aramayın; çünkü yok!

Hoca 52 sayfalık kitapçığının anlaşılabilmesi için kısa sözlük eklemeyi de ihmal etmemiş.

Raporun 9 ve 10’ncu sayfaları bu sözcüklere ayrılmış.

Bu sözcükler arasında da "Atatürk Milliyetçiliği, Türk Devleti, Türk milleti ve Türkiye Cumhuriyeti" sözcüklerini boşuna aramayın; çünkü yok!

ABDÜLHAMİT SOSU DA İHMAL EDİLMEMİŞ

Kitabın 14’üncü sayfasında şu görüş açıklanmış;

"Temel taşların atılmasında Selim ve II.Mahmut kadar III.Abdülhamit’in de katkısı bulunmaktadır."

Hoca’nın meramı; 1876 I. Meşrutiyet ve 1908 yılında ki II.Meşrutiyet ise Abdülhamit’in bu övgüyü kazanmadığını tarih öğretiyor.

1876 Meşrutiyet’i Sadrazam Mithat Paşa’nın baskısı ve padişah olma rüşveti karşılığında Abdülhamit kabul etmiştir. İlk fırsatta da Mithat Paşa Taif’te boğdurulmuş, anayasa ya da esas Teşkilat-ı Kanunu sözcükleri yasaklanmış ve Meşrutiyet Meclisi kapısına da 1908 Temmuz’una kadar kilit vurulmuştur.

Hafiyeler anayasa isteyen aydınlara dünyayı zindan etmiş, sonunda CHP Genel Başkanları Mustafa Kemal Atatürk ve İsmet İnönü’nün de çabaları ve katkılarıyla padişahlıktan azledilmiş ve halkımız Anayasal bir döneme kavuşmuştur.

15 TEMMUZ DARBECİLERİNE SAVUNMA DESTEĞİ

Raporun 16’dan 18’nci sayfasına kadar olan bölümünde Kaboğlu 16 Nisan 2017 Anayasa Referandumu’nda sandık başına giden, evet veya hayır oyu veren seçmenlerin gerekçelerini 23 soru sorup cevaplayarak değerlendirmiş.

Kaboğlu’nun ilk sorusu ise; "Darbe girişimi nedeni anayasa mı yoksa anayasa ihlali mi?".

Hoca’nın bu soruya yanıtı da şöyle; "..... darbeye giden yolun Anayasa’dan değil, tam tersine Anayasa’nın emredici hükümlerinin ihlal edilmesiyle döşendiğini görenler 'hayır' dedi."

Yani; darbede görev alanların bir bölümü Anayasa’nın emredici hükümlerinin ihlaline tepki duydukları, diğer bölümde ise "Zaten hükümet Anayasa’yı ihlal ediyor, bir de biz edelim" demiş.

Darbe gecesi TRT’de okunan korsan darbe bildirisi haricinde darbeden yargılanan sanıkların bir tanesi bile anayasa ihlalinden yakınmamış. Yerine; "tatbikat var dediler, terör saldırısı zannettik, tam evime gidecektim ki olayların içinde kaldım" gibi savunmalar yaptılar. Kimi sanıkların bu savunmaları haklı ve gerçeğe uygundur. Belki İstinaf ve Yargıtay aşamasında bir de bu kitapçığa yaslanırlar.

KİTAPÇIK MİLLETİ BÖLÜYOR

Herkese barış, demokrasi ve özgürlük vaat ediyorsan, bunu başarmanın ön koşulu eksiksiz olarak herkesi kucaklamak gerekiyor. Bu rapor ise milletimizi ikiye bölüyor. Yurttaşların yarısını monokrasi ittifakı adını verdiği hedef, mücadele edilecek kitle olarak tanımlıyor. Gerçekten de "monokrasi ittifakı (AKP-MHP) ikilisi (BBP ile üçlüsü) ile millet ittifakı (CHP-İyi Parti-Saadet Partisi-DP veya HDP ve TİP ile birlikte demokratik muhalefet) buluşturan olumsuzluk, meşrutiyet meriyet sözcükleriyle özetlenebilir." (Sayfa 20).

ANAYASA’MIZ KAPSAYICI VE KUCAKLAYICI DEĞİL Mİ?

Kaboğlu Hoca Anayasa’mızı kapsayıcı ve kucaklayıcı bulmuyor. Demokratik Muhalefet cephesine isim vermeden dahil ettiği PKK ve destekçileri de benzer bahanelerle terör örgütlerinin eylemlerini sindirtmeye çalışıyorlar. Hoca’nın bu konuda ki teşhis ve tespitleri de gerçeklere uymuyor. Zira Anayasa’mız bütünü ile düzenledikleri kurallarda herkesi kapsayıcı ve kucaklayıcı hükümleri içeriyor.

Örneğin; ‘’Türk devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür’’ hükmünü içeren 66’ncı maddesinin ilk fıkrası kimi dışlıyor?

‘’Hiçbir kişiye, aileye, zümreye ve sınıfa imtiyaz tanınmaz’’ hükmünü taşıyan ‘’Kanun Önünde Eşitlik’’ başlıklı 10’ncu madde ve diğer maddelerde kapsam dışı bırakılan ya da kucaklanmayan kim var?

Açıklasa da öğrensek. Bunu yapmayıp da , ‘’ Anayasal Yurtseverlik’’, Türkiye yerine ‘’ülke’’, Türkiye Cumhuriyeti yerine ‘’devleti’’, Türk Milleti yerine ‘’insan’’ sözcükleri ile değişiklik yapınca her yurttaş şimdi kapsama alındım ve kucaklandım diye mutlu mu olacak? (Sayfa 48 )

Sizin öneriniz kabul edilse; FETÖ’cüler ‘’gaybubet evlerinden’’ adliyeye gidip tövbekar olup teslim mi olacaklar?

Ya da PKK’lılar ABD’den aldıkları on binlerce tır silahları ve dolarları iade edip beyaz bayraklarla teslim mi olacaklar?

Anayasa ve yasa koyucular kural koyarken kurala mantıklı ve inandırıcı gerekçesini de yazarlar. Aksi yapılırsa buna da ‘’sehiv’’ denir. Yanlış gerekçe ve kurallara zaman ayırıp boş yere uğraşmazlar.

Chp İstanbul Milletvekili Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu’nun Kitapçığı Savunduğu Üslup Özensizliği

Esaslı Anayasa değişikliği önerisini herkesin öğrenme, bilme ve tartışma hakkından kaçınamazsınız.

Bu yüzden Aydınlık gazetesi genç çalışanları haklı olarak görevleri gereği haberleştirdiler. Konu televizyon haber kanallarında tartışıldı.

Hoca’nın bu tartışmalara verdiği yanıtlar inandırıcı, ikna edici değil.

Hukuk Doktoru Parti Genel Başkanı’na karşı ‘’O cahil anlamıyor’’ haberi yapan genç gazetecilere karşı ‘’onlar dalkavuk ‘’ sözcükleri yakışıyor mu! Hoca bu hakaretle de yetinmiyor ‘’Eleştirenleri mahkemeye vereceğim, yargıya hesap verecekler.’’ sözcükleriyle susturmaya çabalıyor. ( 02 Şubat ve 06 Şubat tarihli Aydınlık gazetesi ve Halk TV’de Kaboğlu’nun bizzat katıldığı program).

Anlaşılan hoca tartışma ortamlarında düşüncesini açıklamak yerine derdini mahkeme salonlarında savunmayı yeğliyor.

Yargı kararlarını Türk milleti adına verir ve karar yazar. Türk yargısı, Atatürk milliyetçiliği, Türkiye Cumhuriyeti, Türk milleti ve Türk devleti sözcüklerini anayasadan çıkaramaz.

Olsa olsa Hoca’yı destekleyen olursa 2023 seçim sonrası ‘’Nerede hata yaptık?’’ sorusunu sorar.

Bu satırların yazarı da bu kitapçığı eleştirdiğine göre;

Yargı önünde görüşüp tartışalım hocam.


Aydınlık

Bunlar da İlginizi Çekebilir