DOÇ. DR. MURAT BURGAÇ / ANADOLU ÜNİVERSİTESİ TARİH BÖLÜMÜ ÖĞRETİM ÜYESİ

İngiliz tasarısının konferansa temel metin olmasının resmen kabulüyle, konferansın ikinci devresindeki görüşmelerin yürütüleceği zemin belirlenmiş oldu. İlk devrede olduğu gibi bu devrede de temel problem, savaş gemilerinin Boğazlardan geçiş rejimiyle ilgiliydi ve İngiliz tasarısının, Karadeniz’e girecek savaş gemilerinin toplam tonajı, niteliği, Karadeniz'de kalış süresi vb. konularını düzenleyen maddelerinde düğümleniyordu. Mesele, Karadeniz’e kıyıdaş olan ve olmayan devletlerin arasındaymış gibi gözükmekte, bu nedenle de Tevfik Rüştü Bey, "münakaşaları İngiliz ve Ruslara bırakır bir vaziyet al[mak]" ve çatışmaya taraf olmamak gibi bir strateji izlemekteydi. Lakin aslında bu konu Türkiye'yi de doğrudan ilgilendirmekteydi. Zira Akdeniz devletlerinin, Karadeniz'e savaş gemisi sokma hakkı ne denli geniş tutulursa, Boğazlardan geçecek dolayısıyla da Türkiye'nin ulusal güvenliğini tehlikeye düşürecek gemi adedi de o denli artmış olacaktı. Üstelik İngiliz tasarısı Türkiye açısından sakıncalı başka maddeler de içeriyordu. Gerçi Tevfik Rüştü Bey, bu maddelerin “tadil” ve “ıslah” edileceğine dair Ankara'ya güvence vermişti. Fakat açıkçası bu güvenceyi neye dayanarak verdiği belli değildi. Kaldı ki konferansın ikinci devre görüşmelerinde açıkça ortaya çıkmaya başlamıştı ki İngilizlerin, tasarıdaki maddeleri değiştirmeye hiç de niyeti yoktu. Nitekim tasarının, Boğazlar Komisyonu'nu ele alan 21. madde görüşmeleri buna eşsiz bir örnekti. Gerçekten de madde üzerine ilk sözü alan Tevfik Rüştü Bey, komisyonun yapması öngörülen tüm görevleri Türkiye'nin layıkıyla yerine getireceğini, dolayısıyla 21. maddenin tasarıdan tümüyle kaldırılmasını teklif etmiş, buna karşın Lord Stanley bu teklife şiddetle karşı çıkarak kendisine bu konuda verilen talimatın "son derece kesin olduğunu" söylemişti.

İngilizlere güvenmenin pek de doğru bir tercih olmadığı, İnönü'nün yapmış olduğu uyarının ne denli isabetli olduğu, İngiliz tasarısının neredeyse görüşülen her maddesinde birer birer ortaya çıkıyordu.

TÜRKİYE'DEKİ DİPLOMASİ TRAFİĞİ

Montrö’de bu gelişmeler yaşanırken, İnönü de İstanbul’a, Atatürk’ün yanına gelmiş; İngiliz tasarısının kabulüyle birlikte ortaya çıkan tehlikeli durum masaya yatırılmıştı. 8 Temmuz öğleden sonra Florya Köşkü'nde "baş başa" olarak gerçekleştirilen bu görüşmenin ardından İnönü imzasıyla Aras'a gönderilen telgrafta şöyle deniyordu:

"Yeni vaziyet hakkında Atatürk'e malumat arz etmek üzere İstanbul'a geldim. İngiliz projesi hakkında şu kanaate vardık:

1) Barış zamanında geçecek tonaj hakkında 11. maddedeki 'Türk donanmasının yarısı' tabiri kabul olunamaz.

2) 16. maddedeki ikinci fıkra, yani muharip devletlerin serbestisi maddesi kabul olunamaz.

3) Sözleşmenin yürürlüğe girmesi için bütün imzacıların tasdiki şartı sözleşmeyi suya düşürür, mutlaka düzeltilmelidir.

Yukarıki noktalar esaslıdır. Yani bu noktalardan dolayı biz sözleşmeyi reddedebiliriz. Diğer noktaların da ıslahına çalışılmalıdır.

Ruslarla vaziyeti düzeltmek için teşebbüs yapacağım."

8 Temmuz 1936'da İnönü'nün Atatürk ile görüşmesinin ardından Tevfik Rüştü Aras'a gönderdiği telgraf.

İNÖNÜ-KARAHAN GÖRÜŞMESİ

İnönü, yukarıdaki telgrafı çektikten hemen sonra Sovyet Büyükelçisi Karahan'ı çağırarak "Ruslarla vaziyeti düzeltmek" yolundaki ilk kritik adımı attı. 8 Temmuz akşamı Dolmabahçe Sarayı'nda gerçekleştirilen bu görüşmede İnönü'nün Karahan’dan iki temel talebi oldu.

Bunlardan ilki Türk ve Rus heyetleri arasında ortaya çıkan sıkıntılı durumun çözülebilmesi için Moskova'nın devreye girmesi; ikincisi ise İngiliz tasarısına karşı ortak mücadele edilmesiydi. İnönü'nün ifadesine göre Karahan "hak verir bir tutumla not aldı."


ATATÜRK'ÜN TEVFİK RÜŞTÜ BEY'E TEPKİSİ

İnönü, Karahan'la yaptığı görüşmenin raporunu vakit kaybetmeksizin Atatürk'e sundu. Bu esnada Atatürk de Montrö'den gelen son telgrafları ve konferans tutanaklarını inceliyordu. Gerek Karahan'la yapılan görüşmeyi ve gerekse konferanstaki son durumu değerlendiren Atatürk, gelişmelerin pek de "parlak" olmadığına, sürece müdahale edilmesi gerektiğine kanaat getirdi. Nitekim aynı günün gecesi Başvekil'e gönderilmek üzere son derece sert talimatlar içeren bir telgraf kaleme aldı. Telgrafta iki husus dikkat çekiyordu. Bunlardan ilki, Atatürk'ün, konferansta ortaya çıkan can sıkıcı durumun asıl sorumlusu olarak, başında Aras'ın bulunduğu Türk delegasyonunu gördüğüydü. Nitekim şöyle diyordu:

“Montrö Konferansı'nda değiştirmeye giriştiğimiz Boğazlar rejiminin yeni şeklini müdafaada delege heyetimizin jantiyesi ve dostlara çok bel bağlayışı, bizi, göründüğüne göre zayıf düşürdü. […] Delege heyetimizin tavır ve hareketindeki yumuşaklığın kuvvet ifade etmeyen bir tarz olduğu kanaatine varıyorum. Yani 'Biz bunu yapamayız, lütfen siz tasvip ederseniz ve bize yapmak müsaadesini verirseniz yapabiliriz' mahiyetine gider. Halbuki bu tarz istirhamların tarihte olumlu netice verdikleri asla görülmemiştir.”

Telgrafın dikkat çeken ikinci özelliğiyse, Boğazların tahkim edilmesi ve Boğazlardan geçiş rejiminin değiştirilmesi konusundaki kararlılığı net biçimde gösteriyor olmasıydı. Nitekim Atatürk, bu uğurda gerekirse zor kullanmaktan çekinilmemesi gerektiğini düşünüyor ve bunu şu cümlelerle ifade ediyordu:

"Boğazlar meselesini makul, medenî, asrî bir tarzda halledeceğim diyen Türkiye Cumhuriyeti'dir. Ve buna muktedir olduğunu daima hissettirmelidir. (…) Bu itibarla şimdiden Erkânıharbiye'yle konuşarak, herhangi bir şekil ve surette olursa olsun, Boğazlardan kayıtsız ve şartsız geçmek isteyecek olan dünya donanmalarına karşı engelleme tedbirlerini almış bulunmalıyız.

Şunu demek istiyorum:

Yarın, yani Montrö müzakeresi cereyan ede gelmekteyken, bir Akdeniz donanması, dostça Boğazlardan geçmek isterse, ona 'Hayır' diyebilmeliyiz. Buna itaat etmezse geçecek donanmayı batırmalıyız."

Yukarıda alıntılanarak aktarılan telgrafın altında "gönderilmedi" ibaresi vardı. Lakin yine de bu telgraf, Atatürk'ün konferansta ortaya çıkan gelişmelerden duyduğu rahatsızlık ve kızgınlığı, ayrıca "olumsuz vaziyetler" karşısında kalınırsa ne gibi adımlar atılması gerektiği konusundaki düşüncelerini net bir şekilde yansıtıyordu. Bu, gayet anlaşılır bir tepkiydi, zira Montrö Konferansı'nın ikinci devresinde ortaya çıkan durum, ilk devrede gerek açık oturumlarda ve gerekse heyetler arasında yürütülen özel görüşmelerde üzerinde uzlaşı sağlanmış noktalarda dahi bir çıkmaza saplanıldığını açıkça gösteriyordu. Taraflar arasındaki ortaya çıkan ihtilaflar öylesine derindi ki Konferans Başkanlığınca yayımlanan bir resmî tebliğle görüşmelere ara verilmişti. Konferansın birkaç gün sonra yeniden toplanacağı söylenmekteydi. Fakat açıkçası ihtilaflı noktaların ne şekilde çözüme kavuşturulacağı tamamen meçhuldü. Hatta öyle ki anlaşma ümitlerinin giderek zayıfladığı haberleri basına yansımaktaydı. Tüm bu karamsar tabloya rağmen, konferansın akıbetinin meçhuliyete sürüklendiği ve uzlaşma ihtimallerinin giderek azaldığı bu karanlık dönemde ortaya çıkan iki önemli etken, çözümsüz ya da çözümü oldukça güç görünen sorunların aşılmasının ve sözleşmenin imzalanabilmesinin önünü açacaktı.

İnönü, Aras'a gönderdiği telgrafın ardından Sovyet Büyükelçisi Karahan'ı çağırarak "Ruslarla vaziyeti düzeltmek" yolundaki ilk kritik adımı attı.

ANKARA'NIN İNİSİYATİFİ ELE ALMASI

Montrö Boğazlar Sözleşmesi'nin imzalanmasına giden yolu açan ilk etken, Ankara'nın inisiyatifi ele alarak İngiliz tasarısına karşı etkili ve kararlı bir diplomasi mücadelesi başlatmasıydı.

Bu mücadele, Sovyetler Birliği'yle ilişkileri düzeltmek ve İngiliz tasarısına karşı bir basın savaşı başlatmak olmak üzere -her biri sözleşmenin imzalanmasına giden yolun açılması açısından kritik önemde olan- iki temel alanda yürütüldü.

TÜRK-RUS ÇATIŞMASININ SONLANDIRILMASI

Ankara'nın ilk hamlesi, artık ciddî bir krize dönüşen Türk-Rus çatışmasına son verecek adımları atmak oldu. Zira İngiliz tasarısına karşı etkili bir savaş verebilmek için Sovyet desteğinin sağlanması şarttı. Oysaki bu desteği sağlayabilmek bir yana, konferansın başından beridir Türk ve Sovyet delegasyonları arasında ciddî bir çatışma yaşanmaktaydı. Sorunun acilen çözülmesi gerekiyordu. Nitekim Montrö kulislerinde "Litvinov'un, Moskova'dan, eğer Sovyet esas talepleri hakkında tatmin olunmazsa konferansı terk etmesini bildiren talimat almış olduğu" iddiaları dolaşmaya başlamış, Reuter ve Havas ajansları bu haberi tüm dünyaya duyurmuştu. Bu kaygı verici gelişme karşısında sorunu acilen ele alan İcra Vekilleri Heyeti "doğru ve zarurî" olan hareketin Rus talebinin kabulü olduğuna, gereken talimatın Montrö'ye bildirilmesine karar verdi.

Ankara bir yandan tasarıya karşı diplomatik bir mücadele yürütürken, diğer yandan bu mücadeleye yardımcı olmak ve Türkiye'nin kararlılığını ortaya koymak adına, Türk basınını da etkin bir şekilde devreye sokmuştu. Zira diplomatik kanallardan ifade edilmesi "uygun olmayan" çeşitli görüşlerin basın aracılığıyla "gayri resmî" şekilde ifade edilmesi çok daha pratikti. Hatta öyle ki Hasan Rıza Soyak'ın aktardığına göre bu süreçte Atatürk, Yunus Nadi Bey'i sıklıkla sofrasına davet ediyor, telkinlerde bulunmak suretiyle kendi görüşlerini açıklayan çeşitli makaleler yayımlatıyordu. İşte bu makalelerden en dikkate değer olanlarından biri tam da bu sıralarda, konferansın belirsizliğe düştüğü tarihlerde yayımlandı. 10 Temmuz günü yayımlanan "Boğazlar ve Boğaz Suları Türkün Tam Hâkimiyet ve İstiklalinin İfadesidir" başlıklı bu makale "doğrudan doğruya ve harfi harfine" Atatürk tarafından dikte edilmişti. Oldukça sert bir üslupla kaleme alınmış olan makalede “Boğazlar ve Boğazlar suları Türkün tam hâkimiyet ve bağımsızlığının ifadesidir. Orada yalnız Türk hâkimiyeti -kayıtsız ve şartsız- caridir ve cari olacaktır” deniliyordu. Ayrıca Türkiye’nin meseleyi, diplomatik yollarla barışçıl biçimde çözme girişimi suiistimale uğrarsa, Boğazların tüm savaş gemilerine tümden kapatılacağı açıkça vurgulanıyordu.

İnönü'nün Karahan'la görüşmesini Atatürk'e aktarmasının ardından Atatürk'ün İnönü'ye telgrafı.

İTALYA-ALMANYA YAKINLAŞMASI VE İNGİLİZ SİYASETİNDE DEĞİŞİM

Ankara'nın kararlılıkla yürüttüğü bu diplomasi savaşının meyvelerini verip vermeyeceği, konferans yeniden çalışmalarına başladığında anlaşılacaktı. Deyim yerindeyse, top artık İngilizlerdeydi ve konferansın akıbeti, tasarıları konusunda izleyecekleri politikaya göre şekillenecekti. Açıkçası İngilizlerin tasarılarının ihtilaf yaratan hükümlerini değiştirmeye, uzlaşı yolunu seçmeye pek de niyetleri yoktu.

Bunun en önemli nedeniyse kanımızca İtalya faktörüydü. Zira MC'nin İtalya'ya uygulanan ambargoyu kaldırma kararı almasından sonra, İngiliz-İtalyan ilişkileri düzelme yoluna girmiş; İtalyanların, konferansın ikinci devre görüşmelerine katılacağına kesin gözüyle bakılmaya başlanmıştı. Her ne kadar bu beklenti, Mussolini'nin öne sürdüğü yeni talepler nedeniyle gerçekleşmediyse de İngilizler İtalya'yı kazanma çabalarından vazgeçmiş değillerdi. Nitekim Montrö Konferansı'nın ikinci devre görüşmelerinin başlamasından birkaç gün sonra İngiliz kabinesinin 9 Temmuz günü yaptığı toplantıda, Akdeniz'deki İngiliz Anavatan Filosu'nun geri çağrılmasına karar verilmiş, böylece Mussolini'nin bir isteği daha yerine getirilmişti. Daily Herald gazetesi muhabirinin ifadesiyle "Duçe, arzularını dikte ediyor" İngiltere yerine getiriyordu.

İngiliz tasarısının ilk okunmasının tamamlandığı 9 Temmuz günü İtalya'nın Montrö'ye katılımı noktasındaki durum tam olarak buydu ve kanımızca İngilizler, tasarıları konusunda ısrarcı olup olmama kararını ya da ne kadar ısrarcı olacaklarını, bu katılımın gerçekleşip gerçekleşmeyeceğine bağlı olarak belirleyeceklerdi. Ancak 11 Temmuz'da Hitler'in propaganda bakanı Goebbels tarafından tüm dünyaya duyurulan resmî bir tebliğ, İngilizlerin İtalya'ya karşı izledikleri siyaseti devam ettirebilmelerini de, tasarılarında ısrarcı olma yoluna gidebilmelerini de olanaksız hale getirdi. Nitekim Almanya'nın resmî haber ajansı DNB'den duyurulan tebliğde "Alman reich hükümeti ile Avusturya federal hükümeti" arasında bir anlaşma yapıldığı açıklanıyor ve "…İki Alman devletinin […] karşılıklı menfaatlerini en iyi şekilde gözetmekte olduklarına kani bulunan Alman Reich hükümeti ile Avusturya federal hükümeti[nin] aralarında normal ve dostane münesebetler kurmayı kararlaştır[dıkları]" ifade ediliyordu."

"Anschluss'un [Avusturya ile Almanya'nın birleşmesi] ilk adımı" olarak değerlendirilen bu olay "İtalya ile Almanya arasındaki ihtilaf ve kavga sebebini de ortadan kal[dırmış], her iki büyük devlet artık politika âleminde bir cephede yürümeyi kararlaştırmış[tı]". Böylece Avrupa'daki ilk bloklaşma artık ete kemiğe bürünmüştü. Nitekim Almanya ve Avusturya'nın deklare ettikleri tebliğlerle aynı gün İtalya da ayrı bir tebliğ yayımladı ve Almanya olmaksızın Locarno toplantılarına katılmayacağını beyan etti.

Montrö Konferansı'nın yeniden toplanmasından hemen önce yaşanan bu gelişmeler, İngiltere'yi tam anlamıyla köşeye sıkıştırdı. İşte sözleşmeye giden yolun açılmasına etki eden ikinci ve kanımızca en önemli etken de bu şekilde ortaya çıktı. Feridun Cemal Erkin'in ifadesiyle "yeni antlaşmanın Avrupa semalarını karartmaya başlayan bulutları" İngilizlerin katı tutumlarında derhal bir yumuşamayı beraberinde getirdi.

Tüm bu gelişmeler, konferansın uzlaşıya varabilmesinin önündeki en önemli engellerden birinin daha ortadan kalktığını ve sözleşmenin imzalanabilmesine giden yolun tamamen açıldığını gösteriyordu.

GÖRÜŞMELERİN TAMAMLANMASI

13 Temmuz sabahı Türk, Sovyet, Fransız ve İngiliz delegasyonları arasında yapılan son temaslardan sonra Montrö Boğazlar Konferansı saat 11.00'de çalışmalarına yeniden başladı.

Bir yandan Ankara'nın konferansın daha fazla uzamasına tahammülünün olmadığının net bir biçimde ortaya konulması, öte yandan Türk-Sovyet delegasyonları arasındaki ihtilafların giderilmiş olması ve elbette ki yükselen Alman-İtalyan tehdidi "İngiliz inadının" kırılmasını sağlamış görünüyordu. Gerçekten de İngilizler, konferansın bu son evresinde son derece uzlaşmacı bir tutum içine girmiş, tasarılarının taraflar arasında çatışma yaratan tüm maddelerini, Türk ve Sovyet delegasyonlarının talep ettikleri şekilde değiştirilmeyi kabul etmeye başlamışlardı. Hal böyle olunca konferans, kendisinden o güne kadar görülmemiş bir süratle, ihtilaflı meselelerin her birini yalnızca üç gün içinde birer birer çözdü. Nitekim konferansın 16 Temmuz tarihli oturumunun sonunda, oturum başkanı Stanley Bruce "İlke olarak sözleşmenin tüm maddelerini kabul etmiş bulunuyoruz. Şimdi Yazı Komitesi'nin büyük bir dikkatle bütün belgeleri inceleyerek bunlara son biçimini vermesi gerekmektedir" sözleriyle görüşmelerin tamamlandığını ve sözleşme metninin imza için hazırlanması aşamasına geçildiğini, imza töreninin ayın 20'sinde yapılacağını resmen ilan etti. Müjdeli haber aynı gün çekilen telgrafla Ankara'ya iletildi. Böylece Montrö Boğazlar Konferansı'nın görüşmeler safhası tamamlanmış; çıkarları birbiriyle taban tabana zıt taraflar arasında hararetli tartışmalar ve çetin pazarlıklar içinde geçen bir büyük mücadele, bir diplomasi savaşı sona ermiş oldu.


KAYNAKLAR:

Cumhurbaşkanlığı Arşivi, Ebis No: 1013314, Ek No: 70, Tarih: 8 Temmuz 1936; Ek No: 71, Tarih: 8 Temmuz 1936; Ek No: 73, Tarih: 8 Temmuz 1936; Ek No: 78, Tarih: 8 Temmuz 1936; No: 89, Tarih: 7/8 Temmuz 1936; Ek No: 92, Tarih: 8 Temmuz 1936.

"Akdeniz'den Çekilecek İngiliz Gemileri", Son Posta, 10 Temmuz 1936, s.1.

"Almanya ve Avusturya Nihayet Anlaştı", Tan, 12 Temmuz 1936, s.1, 3.

"İngiliz Filosu Akdeniz'den Çekilince", Kurun, 10 Temmuz 1936, s.2.

"İngiltere Donanmasını Çekmeye Başladı", Son Posta, 11 Temmuz 1936, s.8.

"İngiltere'nin Akdeniz Filosu", Tan, 10 Temmuz 1936, s.5.

"İsmet İnönü Dün Atatürk ile Görüştü", Son Posta, 9 Temmuz 1936, s.1.

"İtalya-Almanya Anlaşması Tahakkuk Etti", Son Posta, 12 Temmuz 1936, s.1; "Locarnocular Konferansı", Tan, 13 Temmuz 1936, s.1, 3.

"Ruslar 'Eğer Tatmin Edilmezsek Konferansı Terk Ederiz' Diyorlar", Son Posta, 9 Temmuz 1936, s.5.

"Sovyet Delegasyonunun Çekilme Meselesi", Ulus, 9 Temmuz 1936, s.3.

"Sovyetler Birliği Konferanstan Çekileceğini Bildiriyor", Kurun, 9 Temmuz 1936, s.1.

Atatürk'ün Bütün Eserleri, c.28, Kaynak Yayınları, İstanbul, Kasım 2010.

Feridun Cemal Erkin, Türk-Sovyet İlişkileri ve Boğazlar Meselesi, Başnur Matbaası, Ankara, 1968.

İsimsiz, "Konferans Akim Kalırsa", Son Posta, 12 Temmuz 1936, s.9.

Seha L. Meray-Osman Olcay, Montreux Boğazlar Konferansı: Tutanaklar-Belgeler, Ankara Üniversitesi Basımevi, Ankara, 1976.

Muharrem Feyzi Togay, "Almanya ve Avusturya Anlaşması", Cumhuriyet, 14 Temmuz 1936, s.2.

Hasan Rıza Soyak, Atatürk'ten Hatıralar, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2005.

Yunus Nadi, "Avusturya ile Almanya ve Almanya ile İtalya Anlaşmaları", Cumhuriyet, 16 Temmuz 1936, s.1.

Yunus Nadi, "Boğazlar ve Boğaz Suları Türkün Tam Hâkimiyet ve İstiklalinin İfadesidir", Cumhuriyet, 10 Temmuz 1936, s.1.

DEVAM EDECEK...

Montrö meydan muharebesi: Diplomasi savaşı

Montrö Meydan Muharebesi 2: Ankara ile Montrö hattı arasında çatışma