Bülent Arınç'ın damadı Ekrem Yeter hakkında FETÖ'ye üye olmak suçlamasıyla açılan davada verilen beraat kararının gerekçesi açıklandı. Kararda Yeter'in FETÖ ile iltisakına yönelik somut deliller görmezden gelinirken 'delil yetersizliği' sonucu beraat ettiği belirtildi.

FETÖ’ye yönelik yürütülen soruşturmalar kapsamında “silahlı terör örgütüne üye olma” suçundan hakkında dava açılan Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu üyesi Bülent Arınç’ın damad Ekrem Yeter, Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesince yargılanmıştı. Mahkeme, 17 Ekim 2019’daki celsede Yeter hakkında “delil yetersizliği”nden beraat kararı vermişti.

Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesi, verilen beraat kararının gerekçeli kararını yazdı. Kararda, Yeter’in üzerine atılı suçlamaları kabul etmediği, örgütle bir bağının olmadığını söylediği belirtildi. Yeter’in Bank Asya’da hesabının bulunduğu ve hesabın FETÖ elebaşı Fetullah Gülen’in talimatı öncesi açıldığının tespit edildiği kaydedilen kararda, çağrı sonrası 2014 yılı Ocak ve Şubat aylarında hesapta artışın olmadığı, 2014 yılı Mart ayında ise bakiyede artış meydana geldiğinin belirlendiği ifade edildi. Yeter’in hesabındaki parayı Bank Asya’nın 29 Mayıs 2015’de Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna devrinden sonra da muhafaza ettiği, örgüt üyelerinin ise bu dönemde hesapta bulunan paralarının tamamını çektiklerine vurgu yapıldı. 22 Temmuz 2016’ya kadar “yasal bankacılık” faaliyetlerine devam eden Bank Asya’da gerçekleştirilen rutin hesap hareketlerinin “örgütsel faaliyet” ya da “örgüte yardım etmek” kapsamında değerlendirilemeyeceği belirtildi.

FETÖ’NÜN PARAVAN DERNEĞİNDE YÖNETİCİ OLMASI DA DELİL DEĞİL

Yeter’in FETÖ ile iltisaklı Uluslararası Anadolu Sağlık Federasyonu’nda yöneticilik yapmasına değinilen kararda şunlar kaydedildi:

“Mezkur derneğin silahlı terör örgütü kapsamında örgüt faaliyetini kolaylaştırır ve nihai amacının gerçekleşmesine destek sağlayacak somut faaliyetinin dosyaya yansımadığı, bu itibarla sanığın fail yahut şerik sıfatıyla dernek faaliyeti kapsamında örgütsel eyleme iştirakinin ortaya konamadığı, derneğin örgüte müzahir olduğunun sanık beyanı ve tanık anlatımları ile anlaşılması karşısında sanığın konum ve kişisel özellikleri ile derneğin kapatılma aşamasına ilişkin celbedilen evraklar dikkate alındığında dernek yöneticiliğinin sempati ve iltisak boyutunu aşan, örgüt üyesi olduğunu ispat etmeye yeterli örgütsel faaliyetler kapsamında değerlendirilemeyeceği, nitekim derneğin kendini feshettiği olağanüstü genel kurul toplantısı sonrası sanığın tasfiye kurulu başkanlığı yaptığı ve bu tarihin 15 Temmuz 2016 tarihi öncesi olduğu görülmüştür.”

FETÖ ELEBAŞLARIYLA GÖRÜŞME İÇERİĞİ BELİRLENEMEMİŞ

Kararda, Yeter’in örgütün tepe yöneticileriyle irtibatlı olduğuna dair HTS kayıtlarının bulunmasına ilişkin değerlendirmelerde bulunuldu. Yeter’in FETÖ elebaşı Gülen’in doktoru Tuncay Delibaş ile irtibatlı olduğuna dair HTS kayıtlarının bulunmasına ilişkin, “Sanığın Tuncay Delibaşı ile iletişimini meslektaş olmaları ve iş gereği yaptığını savunduğu, bu savunmanın kendi içerisinde tutarlı olduğu anlaşılmıştır” denilen kararda, örgütün tepe yönetimindeki diğer kişilerle de görüşme yapıldığının tespit edilmesine rağmen görüşme sonrası yapılan örgütsel bir faaliyetin tespit edilemediği, bu nedenle de içeriği tespit edilemeyen HTS kayıtlarının tek başına mahkumiyete yeterli delil kabul edilemeyeceği ifade edildi.

‘FETÖ LİDERİNE AİT KİTAPLARIN ELE GEÇİRİLMESİ SEMPATİ GÖSTERGESİ’

Dava sürecinde dinlenilen tanık beyanlarının Yeter’in net bir şekilde örgüt üyesi olduğuna dair bilgi vermediği, Yeter’in evinde yapılan aramada FETÖ/PDY silahlı terör örgütü liderine ait kitapların ele geçirilmesinin ise sempati göstergesi olduğu ve örgütsel ilişkiyi ortaya koyar mahiyette olmadığına işaret edildi.

Kararın sonucunda şu ifadeler kullanıldı:

“Tüm bu izah edilen hususlar neticesinde sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne bir dönem sempati duyduğunun toplanan deliller ve sanık ikrarı ile sabit olduğu, yine tanık beyanları nazara alındığında sanığın 17/25 Aralık öncesi örgütün düzenlemiş olduğu dini sohbetlere katıldığı kanaatine ulaşıldığı, bununla birlikte nihai amacı, devletin Anayasal nizamını cebir ve şiddet kullanarak değiştirmek olduğu anlaşılan FETÖ/PDY terör örgütünün başlangıçta bir ahlak ve eğitim hareketi olarak ortaya çıkması ve toplumun her katmanının büyük bir kesimince de böyle algılanması, amaca ulaşmak için her yolu mübah gören fakat sözde meşruiyetini sivil alanda dinden, kamusal alanda ise hukuktan aldığı izlenimi vermek için yeterli güce ulaşıncaya kadar alenen kriminalize olmamaya özen göstermesi gerçeği nazara alındığında, sanığın örgüt liderine ait kitap ve CD’leri bulundurması, 2013 yılı öncesi toplantılara katılması, örgüte müzahir olduğu değerlendirilen bir dernekte yöneticilik yapması, Bank Asya Katılım Bankası A.Ş. nezdinde rutin hesap hareketlerinin olması şeklindeki eylemlerinin sempati ve iltisak boyutunu aşan, örgüt üyesi olduğunu ispat etmeye yeterli örgütsel faaliyetler kapsamında değerlendirilemeyeceği, örgütün tepe yönetimi ile olan telefon irtibatının içerikleri ve akabinde yapılan örgütsel faaliyetin tespit edilememesi karşısında sanık bakımından şüpheli bir durum oluştuğu ve bu durumun sanık lehine değerlendirilmesi gerektiği, mevcut delil durumu itibari ile sanığın örgütle organik bir bağ kurarak hiyerarşisine dahil olduğu yönünde cezalandırmaya yeter, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği, sanığın örgütün kamuoyunca da bilinen operasyonel eylemlerinden sonra örgütsel faaliyetlerinin tespit edilemediği, sanığın örgütün nihai amacını bilerek faaliyet gösterdiği ve bu cihetle yukarıda izah edilen FETÖ/PDY dikey yapılanması içerisinde üçüncü veya daha yukarıda katmanda bulunduğu yönünde de delil elde edilemediği, bu itibarla sanığın 17/25 Aralık 2013 öncesi bir dönemi kapsayan ve yukarıda zikredilen eylemlerinin örgüt üyeliği için gerekli olan süreklilik, yoğunluk ve çeşitlilik taşımadığı ve sempati boyutunda kaldığı, zikredilen tarih sonrası eylemlerinin ise cezalandırmaya yeter mahiyette her türlü şüpheden mücerret olmadığı hukuki ve vicdani kanaatine varılarak, sanığın müsnet silahlı terör örgütüne üye olma suçundan atılı suçu işlediği sabit olmadığından (delil yetersizliği sebebi ile) beraatine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.”

İŞTE DELİLLER

Sözcü yazarı Aytınç Erkin, Ekrem Yeter’in FETÖ ile ilişkisini ortaya koyan yazıya imza atmıştı.

O yazıdan bazı satırlar:

Ekrem Yeter… 5 Haziran 2017’de, Anakara 1. Sulh Ceza Hakimliği’nin kararıyla “FETÖ üyeliğinden” tutuklandı… 8 Haziran 2017’de tahliye edildi… Yani üç gün sonra! Tutuksuz yargılandı!

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın hazırladığı ve 19. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kabul ettiği iddianamede, Bülent Arınç’ın damadıyla ilgili deliller sıralandı. Örneğin… FETÖ Çatı Davası’nda HTS kaydı alınan 72 şahsa ait 336 numara incelendi. Ekrem Yeter’in kendi adına kayıtlı telefonla FETÖ’nün tepe yönetiminde bulunan şahıslarla görüştüğü tespit edildi. İddianameyi okuyalım: “… Ekrem Yeter’in……Terör örgütü tepe yönetiminde yer alan Cemil Koca, Tuncay Delibaş, Hüseyin Kara, Şerif Ali Tekelan, Süleyman Uysal, Akın İpek, Bajattin Karataş ile 766 görüşmesi olduğu…

Bitmedi… İddianamede yazıyor: “… Şüphelinin, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra hâlâ evinde FETÖ elebaşı Gülen’in kitap ve cd’lerini bulundurduğu…”

Bitmedi…

Fetullah Gülen, 25 Aralık 2013 tarihinde örgüt üyelerine “Bank Asya’ya para yatırın” çağrısı yapmıştı. İddianameden okuyalım: “… Bank Asya’da hesabı bulunan Yeter’in, örgüt elebaşı Gülen’in talimatı üzerine, 31 Aralık 2013 24 Aralık 2014 tarihleri arasında ki hesabında 40. 993.52 Tl artış olduğu…”

ÖRGÜTÜN SAVCISI BAYRAM BOZKURT ‘MAHREM SINIFIN ABİSİ YETER’ DEMİŞTİ

Ekrem Yeter’in reddettiği ancak kendisiyle ilgili hazırlanan iddianamede çarpıcı bir tanık daha vardı. İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosu’nca yürütülen soruşturmada tanık olan eski Savcı Bayram Bozkurt (Erzincan Ergenekon’un Savcısı) 4 Aralık 2016 tarihli ifadesinde şunları anlattı:

“… Konya’da 20 de 1’lik evlerde kaldığımız dönemde Meram Tıp Fakültesi’nde Kalp Damar Cerrahı olan soyadını bilmediğim doktor Ekrem isimli kişi, Konya’da ki FETÖ yapılanmasının mahrem sınıfının abisi olduğunu söyledi. Ekrem YETER, cemaatin kurmuş olduğu Uluslararası Tıp Örgütü (USAF) Başkanı oldu. Kendisi ile zaman zaman görüştüm. Dış Kapı Hastanesi’nde Kardiyoloji Bölüm Başkanı iken, cemaat mensubu olan isimlerin Yüksek Yargı’ya seçilmesi için bana iletti. USAF’ın, uluslararası yapılanmada önemi vardır. Cemaate ait olan bu örgüte kayıtlı 20 bin civarında doktor var. Bunlar senelik izinlerinin yarıya yakın zamanlarını geri kalmış ülkelerde karşılıksız tıp hizmeti vermek yoluyla o ülkelerdeki üst düzey devlet adamlarının sempatisini kazanıp…”

SONUÇ: FETÖ kararlarının ‘adamına göre’ alındığı kaygısı iyice artmış durumda.


veryansıntv