Türkiye, herhangi bir uluslararası sözleşme ile Türk Mahkemelerinin yargı yetkisini bir başka uluslararası mahkemeye devretmediği gibi, Türk Mahkemelerinin üstünde bir temyiz mahkemesi yetkisi de tanımamıştır. AİHM’nin yargılama yetkisini böyle yorumlamak mümkün değildir

Nusret Senem / Vatan Partisi Başkanlık Kurulu Üyesi

AİHM DERHAL SERBEST BIRAK DİYEMEZ

Mahkeme bu sebeplerle, … On beş oya karşı iki oyla; davalı Devlet’in başvurucunun derhal serbest bırakılması için gereken bütün önlemleri almasına karar vermiş(tir).”

Selahattin Demirtaş/Türkiye davası kararının 88. sayfasında böyle yazıyor. AİHM Büyük Dairesi Selahattin Demirtaş’ın tahliyesine karar vermiş. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine ve Protokollere göre Mahkemenin görevi, varsa hak ihlallerini saptamaktan ibarettir. AİHM, taraf devletin yerine geçerek, onun yetkili mahkemelerinin yerine kendisini koyarak salıverme karar veremez. “Derhal” diye emirler yağdıramaz. Bu, yetkisini ve haddini fazlasıyla aşmak anlamına gelir. AİHM’in önceki içtihatlarına bakılsın, bunun bir örneği yok. Sözleşme ve Protokoller incelensin, hiç bir maddesinde yukarıdaki kararı haklı çıkaracak bir hüküm bulunmuyor. Bu nedenle, “Usulüne göre yürürlüğe girmiş uluslararası anlaşmalar kanun hükmündedir." Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz” hükmünü öngören Anayasamızın 90. maddesine, siyasi çevrelerde ve basında yapılan atıflar yanlıştır. 

Çünkü; Türkiye, herhangi bir uluslararası sözleşme ile Türk Mahkemelerinin yargı yetkisini bir başka uluslararası mahkemeye devretmediği gibi, Türk Mahkemelerinin üstünde bir temyiz mahkemesi yetkisi de tanımamıştır. AİHM’nin yargılama yetkisini böyle yorumlamak mümkün değildir. 

AİHM; Sözleşmenin ve Protokollerin öngördüğü hak ihlallerini saptamışsa bunun giderilmesi, Yüksek Taraf Devletin iç hukuku uyarınca idari, yargı ve yasama organlarının hakkıdır. Yetki ve görev taraf Devletindir.

Yargılama hakkı bir ülkenin egemenlik hakkıdır. Bu hak bölünemez, devredilemez, mutlak bir haktır. Mahkemelerimiz, Türk Milleti adına yargılama yaparlar. Bu nedenlerle, AİHM kararı kesinlikle yanlıştır. Sözleşmeye, Protokollere ve Türkiye’nin egemenliğine, yargılama hakkına ağır, açık ve kaba bir saldırı söz konusudur.

KARAR HUKUKİ DEĞİL SİYASİDİR

AİHM’nin kararındaki diğer hak ihlallerini değil, sadece tutuklulukla ilgili konuyu ele aldım. Dava süreci çok özetle şöyledir:

Anayasaya eklenen geçici 20. madde uyarınca, hakkındaki 93 fezleke nedeniyle dokunulmazlığı kaldırıldıktan hemen sonra 12 HDP’li vekille birlikte C. Savcılıkların çağrısına karşın Demirtaş, ifade vermeye gitmeyi reddetti. 4 Kasım 2016 tarihinde tutuklandı. (AİHM kararı, s.14).

Dosya, Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesinde görülmekte iken Anayasa Mahkemesine 17 Kasım 2016 tarihinde tutukluluğa ilişkin hak ihlali gerekçesiyle ilk bireysel başvursunu yapıtı. (s.21). 

Anayasa Mahkemesi bu başvuruyu 21 Aralık 2017’de karara bağlamış ve başvuruyu kabul edilemez bulmuştur. Bunun üzerine Demirtaş, 20 Şubat 2017 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti aleyhine AİHM’ye bireysel başvuru hakkını kullandı. (s. 2)

Yargıtay, 22 Mart 2017 tarihinde güvenlik nedeniyle dosyanın Diyarbakır’dan, Ankara Ağır Ceza Mahkemesi’ne nakline karar verdi. Dava, Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesinde görülmeye başlandı. Bu süreçte, Selahattin Demirtaş beş kez daha; 26 Kasım 2017, 20 Mart 2018, 27 Kasım 2018 ve 11 Aralık 2018 tarihlerinde Anayasa Mahkemesi’ne tutukluluğu hakkında bireysel başvuruda bulundu. Anayasa Mahkemesi bu beş başvuruyu konusu ve başvurucusunun aynı kişi olması nedeniyle birleştirip bir dosya üzerinden incelemiş, 9 Haziran 2020 tarihinde karara bağlamıştır. (s.26) Sonuç olarak Anayasa mahkememiz, “tutukluluğun devamına ilişkin kararların ilgili ve yeterli gerekçeler içermediği sonucuna varmıştır. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi, Anayasanın 19/7. maddesi uyarınca başvurucunun kişi özgürlüğü ve güvenlik hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.” (s.28)

Verilen ihlal kararları uyarınca Anayasa Mahkemesi tazminat ödenmesine de hükmetmiştir. (s.28)

Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesi, 2 Eylül 2019 günü Selahattin Demirtaş’ın, başka bir suçtan tutuklu veya hükümlü değilse salıverilmesine karar verdi. Bu sırada, İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi’nin, 7 Eylül 2018 tarihli kararıyla, terörle mücadele kanununa muhalefet ettiğinden ötürü verdiği 4 yıl 8 aylık cezası kesinleştiği için Demirtaş tahliye edilemedi. Soru şu: AİHM; Anayasa Mahkemesi tarafından karara bağlanmış ve iç hukuk yolları tüketilmiş fakat, sürdürülen hangi tutukluluk başvurusunu inceledi? İncelenen dosyada tutuklu olmadığı bilinen kişiyi “derhal salıver” demek hukuki midir? Değilse, neden bu karar verilebildi? Avrupa İnsan hakları Sözleşmesi ve Protokoller zorlanarak, AİHM’nin geçmiş içtihatları bir kenara konularak, Anayasa Mahkememizin hak ihlali kararı ve buna bağlı olarak Demirtaş’ın ilgili dosyadan tahliye edilmiş olması görmezden gelinerek; Türkiye’yi köşeye sıkıştırtmak, PKK’ya destek vermek amacıyla elbette. AİHM kararı bu sebeplerle hukuki değil siyasidir.

İÇ HUKUK YOLU TÜKETİLMEDEN BİR BAŞVURU OLMADAN AİHM KARAR VEREMEZ

Anayasa Mahkemesi incelemesi, “Bireysel Başvuru”da hala tüketilmesi zorunlu bir başvuru yoludur. Bu yolun “etkili başvuru yolu” olmadığına dair bir AİHM kararı da henüz ortada yok. AİHM kararına bakıyoruz: “Başvurucunun, 20 Eylül 2019’da başlayan mevcut tutukluluğuna ilişkin olarak Anayasa Mahkemesi, başvurucunun 7 Kasım 2019 tarihinde başka bir bireysel başvuruda bulunduğunu ve bu başvurunun halen Anayasa Mahkemesi önünde derdest olduğunu belirtmiştir. Anayasa Mahkemesi bu başvuru ile ilgili karar vermemiştir” yazıyor. (s.28) 

Anayasa Mahkemesi’nin verdiği bilgi açık: 

  • İç hukuk yolu daha tüketilmemiştir
  • Demirtaş’ın bu konuda yapılmış bireysel başvurusu yoktur.
  • 20 Eylül 2020 tarihinde başlayan tutuklama önününüzdeki dosyanın bir parçası değildir.

Daha ne desin! O halde; hangi yasaya, hangi bireysel başvuruya dayandınız da karar verdiniz? 

AİHM Büyük Daire Kararı iç hukuk yolları tüketilmemiş bir başvuruya dayandığı için hukuk dışıdır. Sözleşmeye ve Protokollere aykırıdır. Anayasamıza aykırıdır. Kararda; “9 Haziran 2020 tarihli kararın hala cezaevinde olan başvurucunun kişisel durumu üzerinde hiçbir etkisi olmamıştır”(s.28) deniliyor. AİHM Büyük Daire, bu ifade ile Anayasa Mahkememizin ihlal kararına göndermede bulunuyor. Demirtaş, hak ihlali kararına karşın neden tahliye edilmedi deniyor. Bu, doğru bir yorum değil. Yukarıda cezaevinde kalmasının nedenlerini açıkladım; Demirtaş, o tarihte verilmiş ve kesinleşmiş bir hüküm nedeniyle, “hüküm özlü” olduğu için tahliye edilememiştir/ tutukludur. Anayasa Mahkemesi kararının, Demirtaş’ın kişisel durumu üzerinde bir değişiklik yaratması yasal olarak, o tarihte mümkün değildir.

'TIPIŞ TIPIŞ UYGULAYACAKSIN' HEZEYANI

AİHM kararı üzerine çok söz söylendi. 115 sayfalık Türkçe metni satır satır inceledim. AİHM Büyük Dairesi; 6-8 Ekim 2014 olaylarının öncesinde PKK’nin, “metropolleri işgal edin” çağrısını, HDP Genel Merkezi’nin “sokağa çıkma”, ”7’den 70’e sokağa alan tutmaya” ve “bundan böyle her yer Kobane’dir” çağrısını, KCK’nın “Kobane’de direnişe katıl”, “sınırları kaldırın” çağrılarını vb. sayfalarca, alt alta, tarihlerini vererek alıntılamış (s.4-6). Demirtaş’ın; “buna alışsanız iyi olur, daha biz başkan Apo’nun heykelini dikeceğiz heykelini,” keza, Güneydoğu illerimizde özerklik ilan eden, alan ve grup konuşmaklarını, hendek olaylarını savunan sözlerini, açıklamalarını da kararda görüyoruz (s. 6- 12). 30 Aralık 2020 günü, iddianamesi Ankara Ağır Ceza Mahkemesi’ne sunulan Kobani olayları nedeniyle öldürülen 57 şehidimizin, yaralıların, yakılan binaların, bayrak ve yıkılan Atatürk heykellerinin sayıları da AİHM kararında var. Tutukluluğu da bu dosyadan.

AİHM Kararı; HDP ile PKK’nin organik bağına delil olacak açıklamalarını, eylemlerini adeta gözümüz görsün, alışalım, meşrulaşsın diye çekinmeden sıralamış. Fakat bütün bunlar düşünce açıklamak kapsamında kalıyormuş. Adeta, mahkeme kararı ve gerekçesinden ziyade PKK’yı ve terörü aklama metni karşısındayız. İşte bu karara; uymak zorundayız diyenler mi istersin, uyulması için Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi sopasını sallayanlar mı ararsın, “tıpış tıpış uygulayacaksın” diyen Parti Genel Başkanlarına mı kızarsın… Bu sözler ve açıklamalar, Türkiye’nin geleceğinden ruhen kopmuş müstemleke aydınlarının hezeyanlarıdır. Bekledikleri olmayacak. Bu beklentilere papuç bırakmayız. 

Atatürkçüler olarak, Türk Milleti, Türk yargısı olarak saldırıları boşa çıkaracağız. AİHM Kararlarına uymak zorunluluğu yoktur. Hukuka ve Türkiye’nin çıkarlarına aykırı kararları çöpe atıyoruz. İç hukukumuz ve gereğinde mahkemelerimiz AİHM kararları konusunda yetkilidir. AİHM, Mahkemelerimizin yerine geçip karar alamaz. Alır ise o karar boş bir kağıt parçasından ibarettir.

SONUÇ

Tıpış tıpış uygulayacaksın” diyenlere ve diğerlerine bir hatırlatma yapalım: AİHM Büyük Dairesi’nin, tutuklama yönünden tespit ettiğini iddia ettiği son “hak ihlali kararı, AİHM mevzuatı zorlanarak verilmiş bir karardır; 20 Eylül 2019’da başlayan mevcut tutukluluğuna ilişkin olarak Demirtaş, Anayasa Mahkemesi’ne 7 Kasım 2019 tarihinde bir bireysel başvuruda bulundu. Bu başvurusu halen Anayasa Mahkemesi önünde derdesttir. AİHM ve Demirtaş severler öncelikle Anayasa Mahkemesi’nin kararını bekleyecekler. AYM bu tutukluluk hakkında bir hak ihlali kararı verirse; 6-8 Ekim 2014 olayları iddianamesi 30 Aralık 2020 günü kendisine sunulan, Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesi bu hak ihlalini ele alıp değerlendirilecektir. Bu Mahkeme’nin vereceği karar esastır. Ülkemizi, bu olaylardan dolayı tutuklu sanık Demirtaş’ın “kişisel durumunu” ve herkesi, Anayasa Mahkemesi ve Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesi’nin vereceği kararlar bağlar. 

Nokta.