Amerika'nın, Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro'yu tanımama kararından sonra, bu devletin haritada yerini gösteremeyecek kadar konudan bihaber olan Amerikan hayranları, Maduro'nun ne kadar da 'kötü' bir adam olduğunu anlatmak üzere kaleme sarıldılar.

Av. BÜLENT CAN

Maduro'nun "kötülükleri" öne çıkartılınca, doğal olarak Venezuela halkını kurtaracak olanlar da ortaya çıkacaktır! Peki, kim olabilir ki bu kurtarıcılar? Kurgunun senaristi Amerika elbette!..

Bağımsız bir ülkeye müdahaleyi, bu şekilde "haklı zemine" oturtabileceğini düşünen Amerika'nın eski CIA Başkanı, şimdi Dışişleri Bakanı olan Mike Pompeo, "twiter" mesajını, iyice anlaşılsın diye İspanyolca yazdı: "Venezuela'ya demokrasi getireceğiz." Daha önce de aynı "kutsal amaçla"; Afganistan, Irak, Libya ve Suriye'ye de demokrasi getirmek için girip, milyonlarca sivil insanın ölümüne neden olmuşlardı. Demokrasi getirmek onların işidir biliyoruz da, bizimkilere ne oluyor onu anlayamadık!..

BOLİVAR'IN ÜLKESİ

Amerika'nın bu "insanca" girişimine "hak" vermeden önce, dilerseniz Venezuela'yı daha yakından tanıyalım: Simon Bolivar öncülüğündeki bağımsızlık ateşi, taa 1813 yılında Venezuela'da yakıldı. Bolivar, modern Güney Amerika'nın çoğunda ulusal bir simge olarak görülüyor ve 19. yüzyıl başlarındaki İspanyol bağımsızlık hareketinin büyük kahramanlarından biri olarak kabul ediliyor. "Devrime hizmet eden herkes denizleri sürdü" ünlü sözüyle, umutsuzluğu umutlaştırmış bir liderdir. Devrimleri tamamlayamadan, Venezuela'nın İkinci Cumhurbaşkanı iken yaşama veda etti. 1900'lerin başlarında tekrar ABD'ye bağımlı hale gelen Venezuela'yı, uzun yıllar diktatörler yönetti. 1998'de halkın ezici çoğunluğunun desteği ile iktidar, Hugo Chavez'e geçti. Chavez, başta petrol olmak üzere, pek çok sektörde kamulaştırmaya gitti. Bu millileştirmeler, Chavez'i ABD'nin hedefine oturttu. 11 Nisan 2002'de ABD destekli darbe girişimi oldu, üç gün içerisinde bastırıldı...

DARBE GİRİŞİMLERİ

Chavez'in ölümünden sonra, yerine bugünkü Başkan Nicolas Maduro seçildi. Maduro, Chavez'in politikalarını sürdürdü...

Venezuela, ABD'nin ekonomik yaptırımlarına karşı; ulusal petrol, doğal gaz ve maden kaynakları ile desteklenen "dijital para birimi Petro"yu piyasaya sürdü; bu durum ABD'yi oldukça rahatsız etti. Amerika derin devleti, Chavez'e kestiği faturayı, Maduro'ya ödetmeye kararlı görünüyor: 2017'de Maduro'yu ortadan kaldırmak için bir helikopter saldırısı düzenlediler. 2018'de insansız hava aracı ile başarısız suikast girişiminde bulundular. Petrol için ne gerekiyorsa onu yapıyorlar!..

Söz petrole kadar gelmişken, bu konudaki bilgilerimizi de tazelememiz iyi olacak: Tasıtarağı toplayarak Suriye'den çekilme kararı alan ABD, küresel ticaretin para birimi olan doları karşılıksız basıyor. Doların karşılığı ABD'nin silahlı gücüdür diyenler haksız sayılmazlar! Buna rağmen, dış borcu 18 trilyon doları bulan ABD, diğer ülkelerin doğal kaynaklarını ithalat yolu ile de adeta "gasp" ediyor! Öyle ya, karşılığı kaba güç olan para, ödeme aracı kabul edilebilir mi? Ediliyor işte...

ABD'nin Venezuela'ya "demokrasi getirmek" istemesi de petrolün millileştirilmesi nedeniyledir. Bir ölçüde de olsa, millileştirme ile yağma engelleniyor!.. ABD, ham petrol üretiminde; günde 9.352 milyon varille dünya üçüncüsüdür. Günde, 1.158 milyon varil petrol ihracı yapmasına karşın, 7.969 milyon varil ithal etmektedir.

Bu nedenle dünyanın neresinde olursa olsun, çıkar bütün petrollerde kendisini hak sahibi görmektedir! İhtiyaca binaen... Bütün mesele budur...

MADURO'NUN SUÇLARI

İlginçtir, bizdeki Maduro yönetimi ile ilgili eleştiriler öyle vurgulu anlatılıyor ki, sanırsınız bunları Venezuela halkına değil de bize yapıyorlar:

Maduro yönetimi; Muhalif medyayı susturmuş, yayınlarını beğenmediği televizyon kanalları kablolu kanaldan çıkartmış, 30 milyon nüfuslu ülkede, 20 milyona gıda kolileri dağıtmış, Enflasyonu yüzde 1 milyona çıkarmış, Günde 18 saate varan elektrik kesintileri yapmış, Temel gıda maddeleri ile ilaçları tedarik edemiyormuş, Resmi daireleri sadece Pazartesi ve Salı günleri çalıştırıyormuş, Güvenliği sağlayamıyormuş, bu yüzden her 21 dakikada bir cinayet işleniyormuş. Mecliste çoğunluğu olan muhalefet ise, Başkanı görevden düşürebilmek için her yola başvurmasına rağmen başarısız olmuştur; bu başarısızlık da ordu, polis ve yargının Maduro elinde olmasına bağlıymış, bu yüzden (darbeden) başka çare kalmamışmış. Buyurun buradan yakın! Bu ve benzer nedenlerle, bizimkiler ABD'ye de karşıyız ile başlayan; "ama... fakat... lakin..." ile devam eden cümleler kuruyorlar.

SORULMAYAN SORULAR

Diyelim ki, anlatılanlar doğrudur; Maduro yönetiminin beceriksizliği, ABD'nin darbe girişimini haklı hale getirebilir mi? Bugün Venezuela halkını sokağa çağırıp, iç savaşa sürükleyen Trump, yarın aynı şeyi, başka ülkelere ve bize yapmaz mı? 200 yıllık bağımsız bir ülke olan Venezuela'nın, uluslararası bankalarda biriktirilen 10 milyar dolar parasını, bloke etme hakkını nereden alıyorlar? Bağımsız bir ülkenin "yönetimini belirleme" gibi sömürgeci devlet tutumunu, normal veya meşru göstermek için bir ülkedeki yönetim zafiyetleri, gerekçe olabilir mi? Trump'un "twiter" mesajı ile geçici devlet başkanı olarak tanıdığı Meclis Başkanı Juan Guadio'yu, geleneksel olarak ABD uydusu olan Lima Grubu üyeleri: Arjantin, Brezilya, Kanada, Şili, Kolombiya, Kosta Rika, Guatemala, Guyana, Honduras, Meksika, Panama, Paraguay, Peru ve Saint Lucia'nın tanımış olması, devletler hukuku anlamında "tanıma" yerine geçebilir mi?

Tam bağımsızlıktan yana olan yurtseverlerindevrimcilerin, bu olay karşısındaki duruşu son derece önemlidir. ABD'nin yalanlarını papağan gibi tekrar etmek Türk halkına yakışmaz. Emperyalistsömürgecilere karşı, mazlum halklarla dayanışma içerisinde olmak ve sömürgecileri her zeminde kınamak, yapabileceğimiz ilk onurlu eylemdir.