ORÇUN GÖKTÜRK / HABER-ANALİZ

20 yıllık “ulus inşa etme” ve “uluslararası terörizmle savaş” adı altındaki Afganistan işgalinden büyük bir yenilgiyle ayrılan ABD, Asya-Pasifik stratejisinde yeni bir dönem başlatıyor. Trump döneminden miras alınan ve “Hint-Pasifik” adı verilen bölücü girişim, Biden yönetiminin Çin ve yükselen Asya ülkelerine karşı esas stratejisi durumunda.

Biden yönetimi göreve geldikten sonra ABD’nin yeni dışişleri ve savunma bakanlarının ilk ziyaretleri Japonya ve Güney Kore (Kore Cumhuriyeti) olmuştu. Daha sonra QUAD adı verilen, ABD, Japonya, Hindistan ve Avustralya’nın oluşturduğu Dörtlü İttifak’ın ilk liderler zirvesi çevrimiçi olarak yapılmıştı.

ABD, haziran ayında G7 ve NATO zirvelerinde ise Avrupa duvarına çarpmıştı. Trump döneminde “Önce Amerika” politikasıyla kırılganlaşan Avrupa ülkeleri ile ilişkiler, Biden ile “ABD geri döndü” ve “Demokrasiler ittifakını canlandıracağız” denilerek yeniden eski müttefiklik seviyesine taşınmaya çalışıldı. Fakat bu zirvelerde Çin ve Rusya karşıtı net adımları Avrupa’nın devlerine kabul ettiremeyen ABD, bu sefer soluğu eski Anglosakson ittifakı canlandırmakta buldu.

AB’Yİ KARŞISINA ALAN ANGLOSAKSON İTTİFAK

15 Eylül günü ABD, İngiltere ve Avustralya liderlerinin duyurduğu AUKUS birlikteliğine, Çin, Rusya ve en önemlisi de Atlantik ittifakının içinden, Fransa büyük tepki gösterdi. Çin, “Pasifik’te klikler oluşturarak yeni soğuk savaş zihniyeti taşıyor” eleştirisi yaptı, Rusya “Hedefte biz de varız” dedi. Avustralya ile 90 milyar dolara ulaşan denizaltı anlaşması iptal olan Fransa ise “sırtımızdan bıçaklandık” diyerek ABD ve Avustralya’yı “eski müttefik” olarak nitelendirdi ve Washington Büyükelçisini geri çekti. Bir hafta sonra, 22 Eylül’de Biden, Macron’u arayarak gönlünü aldı. Fransa, Paris’e çağırdığı Washington Büyükelçisinin tekrar görevine döneceğini açıkladı. Macron’un teslimiyetçi tutumu Fransa içinde büyük tepki aldı.

Boyun Eğmeyen Fransa’nın lideri Jean-Luc Mélenchon, Emmanuel Macron’un Joe Biden’a “koşulsuz” teslim olmasını kınayarak “Macron koşulsuz olarak Biden’a teslim oldu” dedi. Ulusal Birlik Partisi Lideri Marine Le Pen ise daha ironik bir şekilde “Emmanuel Macron ile bağımsızlığımızı ve gururumuzu koruma alanında, en kötüsü her zaman kesindir!” ifadelerini kullandı. Sosyalist Senatör Rachid Temal “Biden’dan Macron’a Fransa’nın yüzyılın sözleşmesinden çıkarıldığını bildiren basit bir telefon görüşmesi” olduğunu belirtti. Vatanseverler Başkanı Florian Philippot “Kısacası, Macron Fransa’ya ve bağımsızlığına karşı! Sürpriz yok!” diyerek tepkisini dile getirdi. Cumhuriyetçilerin cumhurbaşkanı adaylarından Eric Ciotti, Paris’in “bağımsızlığını ve egemenliğini yeniden kazanmak için NATO’nun askeri kanadından çıkması gerektiğini” tekrarladı.

Tüm bu gelişmeler, Biden yönetiminin Avrupa ile ilişkileri tekrar eski seviyeye getireceğini umanları şok etti. Bazı uzmanlar AUKUS’u “Atlantik’in ölüm fermanı” olarak nitelendirdi.

AUKUS SADECE ÇİN’İ DEĞİL BÜTÜN ASYA’YI TEHDİT EDİYOR

Joe Biden önce QUAD ittifakına Güney Kore’yi katmaya çalışan QUAD+ projesine girişti. Güney Kore’nin bölgede Çin karşıtı bir oluşuma girmekte gönülsüz kalması ile bu proje başarısızlıkla sonuçlandı. Hindistan’ın Rusya’dan S-400 almakta ısrarı, Afganistan yenilgisi ve BRIQS ile Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ)’nün bölgede inisiyatifi ele alması, ABD’yi Britanya ve Avustralya üzerinden tarihin tozlu sayfalarından çıkardığı umutsuz Anglosakson ittifakına yönlendirmiş oldu.

Bölgede ayrıca Güneydoğu Asya Uluslar Birliği (ASEAN) bölgesel örgütü bulunuyor. ASEAN ilk olarak Güneydoğu Asya’da 20. yüzyılın ortalarında artan “Komünizm tehlikesi”ne karşı bir Amerikan projesi olarak oluşturuldu. İlk olarak 1967 yılında Filipinler, Malezya, Tayland, Endonezya ve Singapur arasında kurulan örgüte yıllar içinde Brunei, Vietnam, Kamboçya, Laos ve Myanmar gibi diğer bölge ülkeleri de katıldı. Çin’in barışçıl yükselişi ve komünist partilerin yönettiği ülkelerin de örgüte dâhil olmasıyla ASEAN’ın kuruluş misyonu da hızla değişmeye başladı bölgeselcilik stratejisinin egemen olmaya başladı. 

AUKUS, ASEAN’A DA KARŞI

ASEAN üyesi bazı ülkeler ile Çin arasındaki Güney Çin Denizi problemi, ABD’nin yıllardır beklediği gibi bir çatışmaya yol açmadı hatta daha çok diyalog mekanizmaları ile sorun aşılmaya çalışılıyor. Kovid-19 pandemisi boyunca Çin ile ASEAN arasında yüksek düzeyde dayanışma örneği sergilendi.

10 Eylül’de Çin Cumhurbaşkanı Xi ile ABD Başkanı Biden arasındaki telefon konuşmasında Xi’nin Biden’a “Yeni bir soğuk savaşı önleyelim” demesinden 5 gün sonra AUKUS ittifakı, “Avustralya Kraliyet Donanması için nükleer enerjili denizaltılar edinme konusunda Avustralya’yı desteklemek” amacıyla ortaya konarak, tehditkâr bir şekilde duyuruldu. AUKUS, Çin’de olduğu kadar ASEAN ülkelerinin başkentlerinde de alarm zillerini tetikledi.

Endonezya ve Malezya, AUKUS birlikteliğini “silahlanma yarışına sebep olabilir” diyerek uyardı. Malezya ayrıca Avustralya’yı gerginliği tırmandırmakla suçladı. Taylandlı dış politika uzmanı Kavi Chongkittavorn “Bangkok, ABD’nin son hamlesini bölgede istikrarsızlığın yükselmesinin esas sebebi olarak görüyor” açıklaması yaptı.

AVUSTRALYA İÇİNDEN DE TEPKİLER GELDİ

En önemli çıkış ise belki de Avustralya’nın içinden geldi. Eski Avustralya Başbakanı Paul Keating, Başbakan Scott Morrison’ın “Avustralya’yı ‘Asya Yüzyılı’ndan saptırıp yorgun ve solmuş Anglosakson birlikteliğime geri döndürdüğünü” söyledi.

Tüm bunları birlikte değerlendirdiğimizde ABD, Çin’i kuşatma stratejisi içinde oluşturduğu AUKUS nedeniyle Fransa ve AB ile sıkıntılı bir döneme girmekle kalmıyor; Asya içinde de ABD karşıtı konumlandırmayı güçlendiriyor.

Aydınlık