Anasayfa
2018-07-08 06:38:53 ( 148 izlenme )

ABD’NİN EN BÜYÜK KORKUSU: TÜRK-İRAN DOSTLUĞU

Faşistler, zorbalar aslında çok korkar, korktukları için de çok tehlikeli olurlar.

İşte hesabı kesilecek diye ödü kopan Faşist Trump, Siyonist damadıyla Neoconları mutlu etmek için bir çalışma yaptı.

Böylelikle, hem Rusya ile işbirlikçi damgasından kurtulacaktı, hem de Siyonist ağırlıklı Establishment’in istediği gibi İran’ı AB, Rusya ve Çin’den ayırıp izole bir şekilde hedefe koyacaktı.

İran’a saldırmanın alt yapısını adım adım oluşturdu.

Önce Kuzey Kore ile geçici bir anlaşma yaptı.

Kim ile buluştu, oradaki nükleer krizi rafa kaldırdı.

Ardından İran’ın Suriye’den çıkması için, daha da önemlisi Rusya’dan koparılıp yalnızlığa itilmesi için işe koyuldu.

İsrail devreye girdi Suriye’de İran hedeflerine saldırdı.

Suudiler Yemen’de İran yanlısı hedeflere, sivillere saldırdı.

Bu esnada İran ile imzalanmış nükleer anlaşmadan çekildi.

Deli taklidi yapan Trump, yaptırım silahını sandıktan çıkarttı.

Böylelikle savaş baltalarını topraktan çıkartmış oldu.

İran’a tarihin en ağır yaptırım listesini oluşturdu.

İran’ın yanında duran Rusya ve Çin’e de hakeza.

İran ile iş yapmayı sürdüren Almanya ve Fransa başta, Avrupa ülkelerini hizaya getirmek için atağa geçti.

Çin ve Rusya’dan sonra AB’ye de gümrük savaşı açtı.

Hızını alamadı Kanada ve Meksika’ya da daldı.

Trump, Rusya’ya siyasi, ekonomik ve askeri baskı uygulayıp, İran’ın yanından uzaklaştırmak istiyor.

Putin ile 16 Temmuz’da Helsinki’de yapacağı zirvede Suriye’de uzlaşıp, İran’ı savunmasız bıraktırmanın peşinde.

Türkiye ve Irak gibi ülkelere de bu yönde baskılar yapılıyor.

Türkiye’nin ekonomik krizi, Trump için bulunmaz bir fırsat.

Darbelerle, FETÖ’lerle yola getiremediği Erdoğan’ı, bu şekilde hizaya getirmek amacında.

Suriye’de, Menbiç’te, bir anlaşma görüntüsü vererek Ankara’yı Tahran’a karşı yanına alacak hesapta.

TRUMP’IN TEK VE NİHAİ HEDEFİ İRAN’DIR

Tekrar söylüyorum ABD ve Trump’ın tek hedefi İran’dır.

Bugün ekonomi ve siyaset cephesinde her ne oluyorsa İran üzerinden oluyordur.

Bu, sadece dış politika ve bölge gelişmeleri bakımından değil, bizim iç politikamız için de geçerli.

İRAN ABD BAĞRINDA BİR YARADIR

ABD için 1979 çok kritiktir.

Amerika, 1 Nisan 1979’da, Ortadoğu’daki en önemli müttefiki İran’dan ağır bir kontratak golü yedi.

Reklamdan sonra devam ediyor 

1953’te İran petrollerini millileştiren Musaddık’a ‘Operation Ajax’ ile darbe düzenleyen ABD, bu kez golü kendi filelerinde gördü.

Amerikan maşası İran Şahı devrildi, ABD’yi şeytan olarak gören Humeyni ve İran İslam Cumhuriyeti geldi.

Washington için bu en ağır darbeydi.

Çünkü 1971 itibarıyla dolar altın karşılığını öngören Bretton Woods sistemi kalkmış, dolar artık tahvile bağlanmıştı.

Vietnam batağı yüzünden bu çareye başvuran Nixon’ın danışmanı Kissinger için bu formül ancak ve ancak, petrolün tüm dünyada dolar ile satılmasının garanti edilmesiyle işlerlik kazanacaktı.

İşte o tarihten sonra ABD’nin asıl hedefi, en hassas karnı hep Orta Doğu ya da Batı Asya oldu.

Çünkü petrol oradaydı.

ABD, İran golünü çıkarmak için iki önemli hamle yaptı.

25 Aralık 1979’da SSCB’nin Afganistan’ı işgalini sağladı.

Brzezinski’nin “Vietnam” taktiği işledi ve Sovyetler bu batağa saplanmanın faturasını 1990’da çökerek ödedi.

ABD’nin İran devrimine ikinci yanıtı ise Türkiye oldu.

NATOTürkçü “iç oğlanlarını” kullandı ve 12 Eylül darbesini yaptırttı.

Çünkü İran’a destek olabilecek bir Türkiye, tüm işi bozardı.

Atlantik sistemi İran’ı hemen düşman ilan etti.

Atatürkçülük bahanesiyle İran’ı tukaka ilan ettiler.

CIA-Mossad tezgahı Uğur Mumcu cinayetini bile İran’a yıkmak istediler.

Eski adamları Saddam’ın Irak’ını İran’ın üzerine süren ABD, Kürdistan planını da bunun için yaptı.

İsrail de bu noktada ABD’nin en operasyonel müttefiki oldu.

Şimdi bugüne geldiğimizde ortada çok farklı bir manzara var.

Türkiye, ABD’ye karşı İran’ın yanında görünüyor.

ABD’NİN EN BÜYÜK KORKUSU: TÜRK-İRAN DOSTLUĞU

Ekonomik krizin eşiğindeki Türkiye, İran’a muhtaç; ağır yaptırımlarla iktisadi buhrana savrulan İran da Türkiye’ye muhtaç.

Bakın, İran Parlamentosu Enerji Komitesi Başkanı Esadullah Harekani, başta Türkiye olmak üzere tüm petrol alıcılarıyla petrol-mal takasına hazır olduklarını bildirdi.

Yani petro doların geleceği fazlasıyla tehdit altında.

İran’ın en büyük alıcısı Çin’in başlattığı altın karşılığı olan Petro Yuan’ı da katarsanız buna Amerikan emperyalizmi için tehlike çok büyük.

ABD ve İsrail bunun çok fazlasıyla farkında ve bunu önlemek için her şeyi yapmaya hazır.

Mesela ekonomik sıkıntı içindeki Ermenistan’da renkli bir devrim yaptı Paşinyan’ı yönetime getirdi. Şimdi Azerbaycan’a operasyon hesabında.

Ermenistan ile Azerbaycan’ı kapıştırıp, bölgeye inmenin ve İran’ı kuzeyden kuşatmanın planılarını yapıyor.

Bereket versin ki Putin bu oyunu gördü Dugin’i Dağlık Karabağ’a yolladı.

Dedim ya, Türkiye’de her ne oluyorsa, İran ile alakalıdır diye.

Başkanlık sisteminden tutun, ekonomik krize kadar, son seçimlerle giderek artan toplumsal bölünme ve fay hatlarının kaşınması filan hep bununla ilgili.

Reklamdan sonra devam ediyor 

Dikkat edin, Ergenekon-Balyoz Tertipleri, Gezi olaylarında FETÖ’cü polislerin kışkırtmaları, PKK açılım süreci ve en sonunda “Başkanlık Sistemi” hep içimizdeki Amerikalıların işidir.

Hatta Kemal Derviş’in 2002 krizine çare olarak getirdiği sıcak paracı rant ekonomisi de öyle.

Benim gözlemlediğim, Türkiye’de bir siyasi ekonomik kaosun, iç çatışmanın, dayatmanın, Kıbrıs’ın satışının, Güneydoğu’da bir ayrışmanın temelleri atıldı bile.

Sosyal medyaya bakın anlarsınız.

AKP yandaşları sürekli yalan ve provokatif haberlerle besleniyor: “Laikçiler Allah Peygamber’e küfrediyor” türünden.

AKP karşıtları Atatürkçü kesim de, “Tayyip halife olacak, herkesi hapse attıracak, silahlı Besiç çeteleri katliama hazırlanıyor” misali yalan ve kışkırtıcı asparagaslarla delirtilmeye çalışılıyor.

Bu, bana 12 Eylül öncesi oluşan tabloyu hatırlatıyor.

Aynı silahla hem sağcı hem solcunun vurulduğu günleri.

Kızılay’da bombalı pankartların sallandığı, polisin askerin hiçbir şey yapmadığı o karanlık günleri anımsatıyor.

Bugün Türkiye, iç değilse de dış politikasında doğru bir noktadadır.

Bölgedeki Amerikan İsrail hesaplarına karşı çıkıyor, Rusya-İran ve Çin ile cephe gerisini güçlendiriyor.

Mesela, Trump’ın işgal sözünü bile ettiği can düşmanı Venezuela Devlet Başkanı Nicholas Maduro’nun Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yemin törenine gelecek olması çok anlamlıdır.

Sürekli melanet hesabı yapan hain FETÖ’cülerin peşinin bırakılmaması, emperyalist uşağı PKK’nın son teröristine kadar yok edilme kararlılığı içinde olunması çok doğrudur.

Ancak, emperyalistte oyun çoktur.

Dinci, Kürtçü, Atatürkçü, Liberal, Türkçü her tür kılığa girer, hesabını güder.

En çok da tarikatçı kılığını sever. Yahudi Hahamı gibi dolaşan 28 Şubatçı Müslüm Gündüz’leri mesela.

Atatürk ve İran Şahı

YOL BELLİ: ATATÜRK’ÜN YOLU

Ne olursunuz artık devlette liyakate önem veriniz.

Çok tehlikeli badirelerle dolu bir döneme giriyoruz.

Askeri, sivili, memuru, işçisi çok akıllı olmamız lazım.

Bizi birbirimize düşürmek ve ülkeyi mahvetmek için ellerinden geleni artlarına koymayacaklar.

Atatürk bunu daha o zamandan gördü.

6 oku ortaya koydu.

Rusya, İran, Afganistan, Irak ve Balkanlar’da bir dostluk tahkimi kurdu.

Emperyalizmin oyunlarını hep böyle bozdu.

İran Şahı Pehlevi Türkiye’ye geldiğinde İran-Türk mitolojisi şairi Firdevsi’den esinlenerek Türksoy operası besteletmiş bir liderden söz ediyoruz.

SSCB ile Turkstroy Şirketi kuran, Kurtuluş Savaşı’nda Sovyet yardımına Taksim Heykeli’yle teşekkür eden bir büyük önderden bahsediyoruz.

Atatürk’ün erken ölümü ve patlayan 2. Dünya Savaşı, mazlum milletlerin uyanışını geciktirdi ama önleyemedi.

Trump korkuyor, establishment-emperyalizm korkuyor, uşaklar korkuyor.

Korkan hep daha acımasız ve saldırgandır.

Neydi İstiklal Marşı’nın ilk kelimesi: Korkma…

Öfkeli, korkak ve saldırgan değil, akıllı, sakin ve kararlı olmak zamanıdır.

Tarihin bize yüklediği ödev budur.


Hüseyin Vodinalı


Bunlar da İlginizi Çekebilir