Anasayfa
25 Ocak 2019 ( 84 izlenme )

2002’nin başarısız tekrarı

Nicolas Maduro, 20 Mayıs 2018’de yapılan Devlet Başkanlığı seçimlerinde geçerli oyların yüzde 67.84’ünü alarak yeniden seçildi. O tarihte seçime katılım oranı yüzde 46.07’de kalmıştı.


ÖZGÜR UYANIK

Bu katılım oranı Kolombiya, Şili gibi bir çok Latin Amerika ülkesinden yüksekti. Yani Maduro’nun devlet başkanlığı tamamen Anayasa’ya uygun, serbest seçimler sonucu gerçekleşmiş bir olaydı. Hiç kimse de buna itiraz etmedi. Maduro 10 Ocak günü yemin ederek 2019-2025 Başkanlık dönemini başlattı. Ancak geçen 5 Ocak’ta sağ cephenin elindeki Ulusal Meclis Başkanlığı’na Juan Guaido adlı, kimsenin tanımadığı 35 yaşındaki bir vekil getirildi. İşte ABD Başkanı’nın Maduro’nun yerine Venezuela’ya atadığı yeni “devlet başkanı” bu kişi. Fakat Trump’un tivitinden önce insanların kafasını karıştıran mesele Guaido’nun başına getirildiği Meclis’in konumu.

1 Mayıs 2017’de Maduro, Anayasa’da kendine verilen yetkiye dayanarak bir Kurucu Meclis çağrısında bulunmuştu. Başkanlık rejimiyle yönetilen Latin Amerika ülkelerinin hepsinde Anayasa’yı değiştirmek için bir Kurucu Meclis kurulması şartı vardır. Kurucu Meclis aynen Ulusal Meclis gibi halkın seçtiği vekillerden oluşuyor. 1999’da ve 2017’de yinelenen bu durum aynı anda iki meclisin görev yapması gibi bir karmaşaya yol açtı. Üstelik her iki dönemde de Kurucu Meclis Bolivarcıların, Ulusal Meclis ise ABD’ci sağın elinde oldu.

Anayasa’ya göre halkoyuyla seçilmiş meclislerin ve devlet başkanlığının feshedilmesi gibi bir durum olamayacağından bir ikili iktidar durumu ortaya çıktı. Bolivarcı yönetimin buradaki politikası Meclis’in görev süresinin dolmasını beklemekten ibaret. Bu kurala o kadar sadık ki, ABD’cilerin elindeki Meclis değişik kereler, Anayasa’da böyle bir yetkiye sahip olmadığı halde Maduro’yu görevden aldığını ilan etmesine rağmen, benzer bir girişim Bolivarcılardan gelmedi.

2002 yılında Başkan Chavez’e yapılan darbe sırasında İşadamları Konseyi Başkanı kendi kendini Venezuela Devlet Başkanı ilan etmişti. ABD anında darbeci hükümeti tanımıştı. Şu anda yapılan şey de bir darbe girişimi. Aradaki fark ABD’ci sağın Venezuela Silahlı Kuvvetleri (FANB) içinde harekete geçirecek güçlerinin bulunmaması.

23 Ocak günü yapılan bu tivit atamasıyla eş zamanlı olarak bazı paramiliter çete ve ABD’ci partiler sokak eylemlerine başladılar. Bu sokak eylemlerinin 2014 ve 2017 kalkışmalarıyla karşılaştırılamayacak ölçüde zayıf durumda oldukları görülüyor. Fakat yine de ABD’nin ve ittifakı olan Brezilya ile Kolombiya’nın eliyle terör artacaktır.

ABD bir tivit darbesiyle Maduro’yu yıkamayacağını biliyor. Amaç Venezuela’yı ekonomik, sosyal ve idari açıdan daha büyük bir kaosa sürüklemek. Bu noktada Venezuela ile uluslararası dayanışma her zamankinden fazla önem taşıyor. ABD’nin bu kadar cepheden saldırdığı bir ülkenin yanında duran Türkiye, tarihin en onurlu sayfalarına adını altın harflerle yazıyor.

Bunlar da İlginizi Çekebilir