Krizle karşılaşan insanlar önce en kolay, ellerinin hemen altındaymış gibi görünen, kendilerine kestirme ve zahmetsiz gibi gelen çarelere başvururlar. Krizin şiddet derecesine göre bu kestirme yollar kısa ya da uzun vadede tükendikçe farklı yolları denemeye, giderek devrimcileşmeye başlarlar. Bu örüntü neredeyse bütün devrim süreçlerinde kitlelerin içinden geçtikleri ruh hâllerini yansıtır.

Bu sürecin başlangıcında boş ya da imal edilmiş umutlar etkili olur. Zor durumda kalan insanların gözleri görmek istediklerini arar ve bulur. Bütün krizlerin başlangıcında bir umut bolluğuna rastlanır. Çünkü her türlü sahte umut insanlara yön vermek için piyasaya sürülür. Hiç olmayacak insanlar ve düşünce tarzları renkli umutlar yaratır.

Okurlardan birisi yazdığı mektupta soruyor: “Sizce İmamoğlu gerçekten inanmış bir Müslüman olamaz mı?” Elbette olabilir. İnanmış bir Şintoist, Budist ya da Ortodoks Hıristiyan da olabilir. Olabilir de bundan bize ne? Oy almak için inancı istismar etmedikçe, kameraların önünde Yasin-i Şerif okuyup kitle mitingini imam dualarıyla açmadıkça neye inanırsa inansın… Okurumuz, yazdığı mektupta, umutsuzluk yaratacağımıza umudu teşvik etmemizi, insanlarda kurtuluş umudu yaratmamızı istiyor. Yaratalım elbette, ama bunu önümüze konulan her şahsı müdafaa ederek yapmayalım; körleşmeyelim.

Ya da laikliğin artık geçerli olmadığını, zaten yanlış olduğunu, dinî ritüellerin hayatın her alanına girmesi gerektiğini söyleyin, rahatlayalım. Politikacı kimliğiyle kendi dinî inançlarını ve ritüellerini açıklayan kişi laiklikten vazgeçerek siyasî İslam’ın ideolojik hegemonyasına teslim olmuş, bir direnç noktasını, bir mevziyi terk etmiş olur.

Bizim gibi sıradan insanların boş umutları o kadar önemli değil. Fakat yıllarca Türk Ordusu’nda hizmet etmiş, komplolara uğrayıp cezaevinde yatmış bir orgeneralin Sayın İmamoğlu’nun İstanbul’da kazanacağı zaferin Cumhuriyet’in restorasyonu için bir fırsat yaratabileceğini söylemesi, düşünsel planda yaşanan çaresizliğin bir örneğidir. Yirmi yıldır temellerine balyozla vurulan Cumhuriyet’in restorasyonu İmamoğlu’nun zaferine mi kaldı? Evet, AKP’nin çözülmesi durdurulamayacak biçimde İstanbul’dan başlamıştır, fakat kurtuluşun İstanbul Belediyesi'nden başlayacağını söylemek nasıl bir umut, nasıl bir hayaldir?

Reklamdan sonra devam ediyor 

Sayın emekli Orgeneral’e göre, ulusumuzun beklentilerini ve “çağın gereksinimlerini” karşılayacak bir sürü yeni lider ve kadro ortaya çıkmış. Fakat bunların içinde sadece “Sayın Ekrem İmamoğlu ve etrafında kenetlenen kadro öne çıkmış, kendisini … bütün ulusumuz sevmiş, bağrına basmış.” Yeşeren umutların 23 Haziran’da filizlenerek boy atması, “laik demokratik cumhuriyete inananların, ‘Mustafa Kemal’in Askerleri’nin boynunun borcu” imiş (Çetin Doğan, Oda tv, 14. 05. 19).

CHP içinden Sayın İmamoğlu’nu ortaya çıkaran ekibin “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” sloganını birey olmayı engelleyen militarist bir ifade olarak reddettiğini bilmiyor olabilir mi? Olamaz. Görmek istediğini görüyor. Böyle çok insan var.

Bir hat oluşturmayı ve onu satha yaymayı düşünecek yerde şahsı müdafaa ediyorlar. Bu arada şahsın herhangi bir konuda dile getirilmiş tek bir tutarlı düşüncesi yok. Bakalım kendisi cumhuriyeti restore etmek istiyor mu? Belki de federatif bir yapı istiyor, sıcak para ekonomisinin devamını, FETÖ’yle devletin barışmasını, PKK’nin hükümet ortağı olmasını istiyor.

Ne düşündüğünü bilmiyoruz. Kılıçdaroğlu ve Kaftancıoğlu’nun dış ve iç politika yorumlarına bakarak çıkarsama yapabiliriz ancak. Kitleleri peşinden sürükleyen Sayın Muharrem İnce’den daha esnek ve sempatik olduğu kesin. Garibim oy toplamak için siyasî İslamcıdan PKK/HDP’liye, solcu gibi duran liberalden Atatürkçüye kadar herkesi kucaklamanın iyi bir şey olduğunu zannediyor. Nereye kadar?

Kemerlerinizi bağlayınız, uçuyoruz. İmamoğlu’nun peşinde laik ve demokratik cumhuriyetin restorasyonuna doğru koşuyoruz! Hazin bir umut… Siyasî toplumun ve entelijansiyanın durumuna bakınca insan üzülüyor.


Aydınlık