Irak’ta Eylül 2017’de düzenlenen “bağımsızlık” referandumu girişiminden sonra bölgede gelişmenin yönü değişti. Son dört yıl içindeki gelişmeler, ABD ve İsrail’in 30 yıldır oluşturmaya çabaladığı düzenin tümüyle bozulduğunu ortaya koyuyor.

Sırayla bakalım:

IRAK’IN KUZEYİNDE SİYASİ PARÇALANMIŞLIK DERİNLEŞTİ

1.ABD, 1991 yılında Türkiye’ye konuşlandırdığı Çekiç Güç ve Irak’ın kuzeyindeki NGO’lar vasıtasıyla Irak’ı parçalamaya başladı. Irak’ın kuzeyinde ABD kuklası bir devletçiğin altyapısı oluşturuldu. Bu “devletçik”, Barzani ve Talabani arasındaki denge üzerine kurulmuştu.

Aslında bu denge tam olarak hiçbir zaman sağlanamadı. Ama şimdi ise böyle bir dengeden eser yoktur. Barzani’nin partisi KDP, Talabani’nin partisi KYB ve onun içinden çıkan Goran’ın izledikleri siyasetler ve bölge ülkeleriyle kurdukları ittifaklar açısından aralarında derin uçurumlar söz konusudur. Bu üç parti ile kuzeydeki irili ufaklı birçok başka örgüt, 2017 yılındaki, en büyük hayalleri olan “bağımsızlık” için referandum girişiminde bile ortak tutum geliştiremedi.

IRAK’IN GENELİNDE BİRLİK EĞİLİMİ

2.ABD Irak’ı, 1991’de ağır saldırısının ardından 12 yıl sonra 2003’te işgal etti. Irak ordusu dağıtılmış, anayasa Irak’ın etnik ve mezhepsel bölünmesi esasına göre değiştirilmiş, bütün devlet parçalanmıştı.

Bugün ise, aslında birçok konuda anlaşamayan Irak Meclisi’ndeki milletvekillerinin ezici çoğunluğu tek bir ortak noktada buluşuyor: Amerikan karşıtlığı ve Irak’ın birliği. Sünni-Şii her mezhepten, Arap ve Türkmenlerin, ABD’nin etnik ve mezhepsel örgütlenme yönlendirmesine karşı birlikte mezhepsel değil siyasal program temelinde örgütlenmeye doğru gittikleri bir süreç yaşanıyor. Hatta bu eğilimin, Barzani-Talabani denetimi dışındaki Kürtler arasında da yaygınlaştığını belirtelim.

IRAK ORDUSU ALAN GENİŞLETİYOR, KUKLA DEVLET KAYBEDİYOR

3.Irak’ın kuzeyindeki kukla yapı 30 yıl boyunca denetim altında tuttuğu alanları genişletmişti. Bağdat yönetiminden bağımsız petrol satışı yapan Barzani yönetimi, 2014 yılında, CIA imalatı IŞİD’in Musul’u işgalinin yarattığı ortamda, ABD’nin desteğiyle Kerkük’ü de kontrol altına almıştı.

Ancak 3 yıl sonra, referandumun hemen ardından, 1996’dan beri bu bölgelere operasyon düzenleyemeyen Irak Ordusu, Türkiye sınırındaki Habur sınır kapısına kadar geldi. Kerkük’ün dahil olduğu çok geniş bir bölge, 48 saat içinde Irak Ordusu’nun denetimine girdi.

TSK’NIN “OYUN DEĞİŞTİRİCİ” GÜCÜ

4.ABD, 1991’den sonra Türkiye’nin PKK’ya karşı sınır ötesi operasyonlarını hep önlemeye çalışmıştı. Hatta 1990’lı yıllarda PKK’ya Çekiç Güç uçaklarıyla malzemeler ulaştırdığı biliniyor. CIA ve MOSSAD görevlileri PKK’lılara, keskin nişancılık ve özel harp eğitimleri vermişti. ABD, 2003’ten sonra İran, Suriye, Irak ve Türkiye’de PKK’yı başat güç haline getirmek için adımlar attı. PKK’nın Irak’ın kuzeyindeki Türkiye sınırına yakın noktalarda güvenli alanlarda kamplar kurması sağlandı. Washington, son 6 yıldır ise PKK’nın açıktan hamisi ve silah tedarikçisi. ABD, bütün dünyanın gözü önünde Suriye ve Irak’taki PKK’lılara binlerce tır silah verdi.

Fakat bugün durum tersine dönmüştür. Türkiye, 2016 yılındaki Fırat Kalkanı, arkasından Zeytin Dalı ve Barış Pınarı harekatlarıyla Suriye’nin kuzeyinde, 2017 yılından itibaren ise, Pençe harekatlarıyla, İran sınırından başlayarak Suriye sınırına kadar olan bölgelerde PKK’ya kaçacak delik bırakmıyor.

SİHİRLİ DEĞNEK Mİ?

Peki ne oldu da böyle oldu? Birden bir sihirli değnekle gelişmeler tersine mi döndü? Bu gelişmelerin arkasındaki sihir bölge ülkelerinin ortaklığıdır. Türkiye’nin 2015’ten itibaren önceki politikalarını terk ederek Tahran ve Moskova ile ortaklığı başlatması, Astana masasında dördüncü ortağın Suriye devleti olması gerçeği ve Bağdat’ın Ankara, Moskova, Tahran, Moskova ve bölge dışı bir aktör olan ve Washington’un küresel hasmı olarak ilan ettiği Pekin ile, ABD saldırganlığını dizginlemek için geliştirdiği ilişkiler, bölgedeki dengelerin değişmesini sağladı.

HAREKATLARDA YENİ AŞAMA

PKK yayın organlarında, TSK’nın Irak’ın kuzeyinde sürdürdüğü operasyonlar konusunda büyük tedirginlik görülüyor. Şubat ayındaki Gara ile başlayan operasyonlar dizisi ile ilgili PKK’nın yayın organı Serxwebun’un Şubat sayısında Cemil Bayık’ın şu sözleri durumun örgüt tarafından nasıl değerlendirildiğini gösteriyor: 

“Çok yönlü amacı olan Garê saldırısı aynı zamanda Özgürlük Hareketimizi tasfiye stratejisinin önemli bir aşaması olmaktadır. KDP’nin ve Türk devletinin 2020 yılındaki Zînê Wertê, Xinêre ve Heftanîn saldırıları 2021 yılında Özgürlük Hareketimizin tasfiye edileceği biçimindeki planlamanın önemli adımları olmuştur.”

Yine aynı yerde PKK yöneticilerinden Duran Kalkan durumu şöyle itiraf etti:

“PKK’nin engel olmaktan çıkarılması da gerillanın etkisiz kılınmasını, Medya Savunma Alanları’nın ortadan kaldırılmasını gerektiriyor. Medya Savunma Alanları’nı ortadan kaldırabilmek için de önce komuta-kontrol sisteminin etkisiz kılınması lazım. Ana karargâh düzenini ortadan kaldırırlarsa bölge bölge diğer gerilla alanlarına da saldırarak etkisiz kılacaklar. Merkez karargâhı imha etmek, gerillanın komuta-kontrol sistemini dağıtmak için yöneltilen saldırı oluyor. Hedef bu, bunu gerçekleştirmek için saldırdılar.”

Gara operasyonunun devamı niteliğinde 23 Nisan’da başlatılan Pençe Şimşek-Yıldırım harekatları ile yeni bir aşamaya geçildi. Kandil-Türkiye geçiş koridorunu kontrol altına alan TSK, yeni operasyonlarla Kandil-Mahmur-Sincar-Suriye hatlarında da PKK için güvenli bölge bırakmayacak şekilde operasyonlarını sürdürüyor.

Aydınlık