Bundan birkaç yıl önce yazarlıkla ve İslami ilimlerle ilgisi olmayan biri “Allah de ötesini bırak” adında bir kitap çıkarmıştı. Kitap olağanüstü bir ilgiyle karşılanmış, arkasında bir medya desteği olmadan milyonun üzerinde satmıştı.

Oysa yazarı adı sanı duyulmamış, “hoca” gibi bir sıfatı olmayan, dahası bir tarikatın bile desteklemediği bir kişiydi. 
Hepimiz kitabın başarısının ardındaki gerçeği merak ettik. Evirdik, çevirdik, baktık, inceledik; kitabın tek özelliğinin isminin olduğu sonucuna vardık. Zira içerikte özgün bir bilgi ya da üslup yoktu. Sadece halk, üzerinde “Allah de ötesini bırak” yazan bir kitabı evinde görmek istiyordu. Kimsenin içerikle ilgilendiği yoktu. Yaşadıkları şey, kitabın adına bakarak bir rahatlama duygusuydu. 

İslami çevrelerde buna benzer sayısız kitabın kimlik kaygısıyla ya da rahatla duygusu yarattığı için alındığını biliyoruz. Hatta yayın çevrelerinde genel söylentiye göre İslamcılar çok kitap alır ama çok azını okur. 

İşin gerçeği İslamcı çevrelerde gördüğümüz tüm buna benzer şeylere Kemalistlerde de rastlıyoruz.  Mesela Yılmaz Özdil’in “Mustafa Kemal” kitabını ele alalım. Tabi ki Özdil yılların gazetecisi, üstelik kendine özgü bir tarzı olan ve sevilen bir yazar. Adı CHP ile özdeş ve ardında önemli bir medya desteği var. Kuşkusuz kitabının içeriği de boş değil. Bütün bu nedenlerden dolayı çok satmış olması da gayet normal. Ancak “asrın kitabı” muamelesi yapmanın, sanki daha önce Atatürk biyografisi yazılmamış gibi davranmanın anlamı yok. Özdil’in okura kabul ettirdiği üslubu dışında kitabın bir özgünlüğü de yok. Kitapta Atatürk’le ilgili yeni bir bilgiye rastlayamıyoruz. Zaten bu da gayet normal, çünkü Atatürk bazı Kemalist çevrelerde yaratılmak istendiği gibi gizligizemli bir kişilik değil. Mustafa Kemal fikirleri açık ne yaptığı belli bir tarihsel kişilik.

Kesin olan şey şu ki Özdil tarihin en kolay okunur Atatürk biyografisini yazmış. Kitabın sayfalarına şiir gibi üst üste sıralanmış yirmi cümle dizilmiş. Bir de kitabın çocuklar için bir basımı da hazırlanıyormuş. Bana kalırsa gerek yok. Bu haliyle de çocuklar gayet rahat anlayabilirler.

Gerçi Özdil’e kalsa on yıl çalışmış, bu eseri ortaya çıkarmak için. Kendi ifadesiyle “on yılda iki bine yakın kitap, dergi, belgesel, röportaj, akademik tez ve makale” taramış. Yazarlık ve araştırmayla ilgisi olmayanlar için kulağa hoş gelen sözler. Sizce sıradan bir yurttaş yılda Atatürk üzerine kaç tane kitap, dergi, belgesel, röportaj “tarıyor”dur? Atatürk üzerine bir şey okumadığımız gün yok ama diyelim ki senede elli. Yani sade bir yurttaşın bile on yılda beş yüz defa Atatürk üzerine bir yapıtla ilişkisi oluyor. O yüzden bir yazarın on yılda Atatürk üzerine iki bin makale okudum demesi bir anlam ifade etmiyor. 

Mustafa Kemal üzerine son dönemde basılan kitapların çoğu iyi satıyor. Kapağına kalpaklı bir resmini, bir de Mustafa Kemal imzasını koydunuz mu içerik de önemli değil. Hatta birisi ilgiyi daha çok pekiştirsin diye kitabına “Yüzyılın KitabıYüzyılın Lideri” adını koymuştu. Düşünsenize Atatürk’ün adı, resmi, bir yetmemiş gibi böyle iddialı bir isim. İyi de bir yayınevi tarafından basılmış bu kitabın arkasında bir kaynakçası bile yok. İçerik oradan buradan alınmış. Yazarın özgün hiçbir katkısı yok. Bu da aynı Özdil gibi CHP tarafından desteklenen biri.

Bu kitapların halkımızda Atatürk’ün hayatına ve düşüncelerine yönelik ilgiyi artırdığı varsayılabilir. Gerçekten böyle mi bilmiyorum. Yani bu sıradan çalışmaları alıp okuyan biri daha ciddi çalışmalara mı yöneliyor? Örneğin Atatürk üzerine yapılmış en kapsamlı arşiv çalışması olan otuz ciltlik “Atatürk’ün Bütün Eserleri”ni mi alıyor? Bu güne dek yazılmış en bilimsel Kemalizm incelemesi olan Doğu Perinçek’in sekiz ciltlik “Kemalist Devrim” serisini okuyan kaç Atatürkçü var?
Tabi Atatürk’e bu kadar saldırı olunca onun hakkında yazılan her iyi şeye seviniyoruz. Fakat işin gerçeği bunlar bizi bir adım ileriye götürmüyor. Aradan yüzyıl geçmiş; hala millete Atatürk’ü sevdirmemiz mi gerekiyor? Atatürk’ten nefret ettirmeye çalışanlarla onu sevdirmeye çalışanlar boşa uğraşıyor. Bakın emperyalizmin hiç öyle bir derdi yok. Onlar her döneme uygun kendi Mustafa Kemal imajını yaratıyor. 

Kemalistler kendilerini bu geçmişin tekrarından ibaret olan hikayelerle oyalarken gerçeklikten uzaklaşıyorlar.

Atatürkçüler, Özdil hayranı CHP’liler kendi milletvekillerine bile sahip çıkmıyor. CHP Ardahan milletvekili Türkçe ezanı savunduğu için partisinden atıldığında kaç Kemalist ona sahip çıktı? Türkiye Gençlik Birliği’nin “Andımız” kampanyasına kaç Atatürkçü destek verdi? Bunlar geçmişin Kemalist politikaları değil miydi?

Peki İslamcılar hurafelere inanıyor diye alay eden Kemalistler ne kadar realist? Kemalist hurafeleri yazsak bir kitap olur. Kelli felli adamların nelere kendilerini inandırdıklarını duysanız şaşıp kalırsınız. Geçenlerde Atatürkçü Düşünce Dernekleri’nde konferanslar veren biri “göklerden gelen emirle Atatürk’ü savunma görevini aldığı”nı söylüyordu. Bu kişinin Atatürk’le ilgili içi en tuhaf komplo teorileriyle dolu beşaltı kitabı var.

Atatürk’ün evangelist, masonist ve Siyonist komplo sonucu öldürüldüğünden tutun da onun ölmeden önce Kuvayı Milliye’yi yeniden kurmayı planladığına kadar bir ton hurafe. Neymiş İsmet İnönü, Atatürk’ü öldürtecekmiş, Che’nin çantasından Nutuk çıkmış vb. Kemalistler aldıkları kitabın kaynakçası olup olmadığını kontrol etmeyecek kadar bilimden uzak olunca atıp tutmak bu kadar kolay oluyor.

Onlara kalsa Cumhuriyet bitmiş, yerine hilafet gelmek üzere. Atatürkçüler sabah akşam yatıp kalkıp dövünüyor. Birbirine hikayeler anlatıp oyalanıyor. Kemalizm onlar için sanki kitapsız bir din gibi. Onlarda Mustafa Kemal’in iktidar bilincinden eser yok. Melankolik, umutsuz ve hedefsizler.