EMEKLİ TUĞAMİRAL İLKER GÜVEN

21. yüzyılın başlangıcından itibaren ABD yoğun bir şekilde Ortadoğu sınırlarını kuzey yöne doğru genişletmeye gayret gösteriyor. Ortadoğu’da enerji kaynaklarını kontrol altında tutacak şekilde askeri üslerini geliştirmiş ve kendi insan gücünü riske atmadan girdiği ülkelerde oluşturduğu ayrılıkçı güçler ile vekâlet savaşlarını orantısız güç kullanarak yürütmektedir. Özellikle demokrasi alalaması ile girdiği ülkede, ne huzur, ne özgürlük ve ne de ekonomik yaşam gücü bırakmaktadır. ABD Yeşil Kuşak Teorisi ile Türkiye üzerinden kuşattığı Rusya Federasyonu'nu (RF) ekonomik ve askeri alanda tam olarak dize getirememiştir. Bunun için RF’nin en önemli bölgesi olan ve yumuşak karnı olarak da adlandırılan Karadeniz’de NATO şemsiyesi altında ABD’nin güç bulundurma özlemi artan bir şekilde devam etmektedir. Bu nedenle 29 Mart 2004’te SSCB'nin zamanında, sadık müttefikleri, Romanya ve Bulgaristan NATO’ya alınarak eski hedefler yeni müttefikler konumuna getirilmiştir. Böylece ABD’de Karadeniz’de elde ettiği askeri üslerde toplam 5 bin askeri bulundurması nedeniyle RF için yakından ve önemli risk oluşturur duruma gelmiştir.

Şimdi de eksiği olan Karadeniz’de kontrol sağlamada destek olacak deniz üslerini oluşturmak için gayretlerini yoğunlaştırmaktadır. Öyle ki, Türkiye 1 Mart Tezkeresi'ni TBMM’den geçirseydi, ABD Trabzon’da bir deniz üssü elde edebilecekti. Neyse ki, sağduyu sahibi vatansever milletvekilleri sayesinde böyle bir ihanete imkân verilmemiştir. Karadeniz, enerji kaynaklarının ve onların nakit hatlarının merkezinde bulunan, Jeopolitik, Jeoekonomik ve Jeostratejik olarak son derece önemli bir deniz alanıdır. Karadeniz’in bu önemi, kıyıdaş olarak en uzun kıyıya sahip olan Türkiye’nin ve dünya denizlerine açılan yegâne yolu olan Türk Boğazlarının varlık ve öneminden kaynaklanmaktadır.

Türk Boğazlarının kontrolü, 1936 Montrö Antlaşması ile Türkiye’nin tam egemenliği altına alınmıştır. Karadeniz Montrö sayesinde 1936 tarihinden bu güne kadar da barış ve huzur içinde bulunmaktadır.

Karadeniz’e kıyıdaş olmayan savaş gemilerinin Montrö’ye göre barış zamanında, 30 bin tonu aşmayacak ve azami 21 gün geçici olarak kalmasını düzenleyen maddesi, ABD’yi çok rahatsız etmektedir. Zira ABD’nin Karadeniz’de Romanya ve Bulgaristan’dan elde edebileceği deniz üslerinin, bu kısıtlama nedeniyle hiçbir anlam taşımayacağı açıktır.

Hatırlanacağı üzere bu maddenin uygulanmasına son derece titiz davranan Deniz Kuvvetlerimizin güzide amiral, subay ve astsubayları Balyoz, Ergenekon, Poyrazköy, Amirallere Suikast gibi davalar ile CIA kontrollü FETÖ kumpasları sonucu tasfiye edilmişlerdir. Özetle Montrö Antlaşması Türkiye’nin egemenliğine, barış ve huzur içinde yaşamasının çok önemli güvencesidir. Montrö aynı zamanda Karadeniz’e kıyıdaş ülkelerin güvenliğini de sağlayan önemli bir anlaşmadır. Özellikle RF’nin yumuşak karnı olan Karadeniz’e, kıyıdaş olmayan ülkelerin savaş gemilerini belirli tonajda ve kısa sürelerle bulunmalarının RF için de son derece önemli ve güvenli olduğu başka bir hakikattir.

Kanal İstanbul, adıyla yürürlüğe sokulmak istenen ucube projenin Türkiye’nin egemenliği ve güvenliği ile hayati ilişkisi olan Montrö’nün tartışma konusu olabileceği bile son derece risk ve beka sorunu yaratacaktır. Kanal İstanbul’un ÇED raporunda hafife alınarak geçiştirilen; bitki örtüsüne zararı, depremi tetikleyebilme olasılığı, Marmara’nın hidrojen sülfür gazıyla dolacağı, pis kokusunun insan yaşamına ve deniz içindeki yaşam riske atacağı, içme suyu yataklarının yok olacağı ve askeri güvenlik zafiyeti yaratacağı gibi hususlar sadece İstanbul için değil, Türkiye için de dikkate alınması gereken son derece hayati hususlardır. ABD’nin yarım asırdan fazla özlemi olan Karadeniz’de varlık göstermesinin önündeki en büyük engelin Montrö olduğu unutulmamalıdır.

Montrö gibi hayati bir anlaşmayı riske atabilecek böyle bir jeopolitik intihar, asla kabul edilemez. Bu gerçeklerden uzak hayali olarak ileri sürülen Kanal İstanbul Projesi'nden kısa zamanda vazgeçilerek; ülkemizin hayati derecede önemli İç Cephedeki ayrışmayı birlik ve beraberlik haline getirerek, ağırlaşan ekonomik konulara ağırlık verilmesi son derece önemli ve zorunlu olarak mütalaa edilmektedir.


Aydınlık