MUSTAFA İLKER YÜCEL

1961 yılında doğdu. Filistin direnişinin liderlerinden biri olduğu için ömrünün 24 yılını İsrail hapishanelerinde geçirdi. Cezaevinden çıkar çıkmaz yine mücadeleye katıldı ve İsrail saldırganlığına tavır aldı. Filistinlilerin bölünmüşlüğünün ve bölge ülkelerinin birlikte hareket edememesinin İsrail’i cesaretlendirdiğini vurguladı. Fatafta, Aydınlık’ın söyleşi talebini ‘Mücadelemize omuz veren gazete’ diyerek kabul etti… 

CEZAEVİ YILLARI

Aydınlık: Filistin’in bağımsızlık mücadelesinin önde gelen isimlerinden birisiniz. Mücadeleye ne zaman katıldınız? Cezaevinde 24 yıl nasıl geçti?

Fatafta: Batı Şeria’da Halil kasabasında 3 Haziran 1961’de doğdum. 1985’de Birzeit Üniversitesi’nde sosyoloji bölümünden mezun oldum. Öğrenciyken 28 gün gözaltına alındım. İkinci kez 1987’de 6 ay gözaltına alındım. 1992’de üçüncü kez tutuklandım ve 85 gün yeniden gözaltında kaldım. Bu gözaltından sonra da idari tahkikat yapıldı ve orada da 18 ay hapiste kaldım. 1993’ün sonunda cezaevinden çıktım. 8 ay özgürlüğün sonunda yeniden gözaltına alındım. Bu da idari bir soruşturmaydı ve 4 yıl içerde kaldım. 1998’de çıktım. Filistin Devleti’nin sosyal yardımla ilgili bir merkezi var, orada çocuk dairesinin müdürlüğünü yaptım. İntifada başladığında 2001 ve 2002’de aranıyordum. 1.5 yıl saklandım. Saklandığım evde beni öldürmeye çalıştılar. Kurtuldum. Fakat 10 Ocak 2003’te gizlendiğim bir evde yakalandım. 18 yıl hapis cezasıyla cezalandırıldım. 4 ay önce hapisten çıktım. Toplamda İsrail hapishanelerinde geçirdiğim süre 24 yıl.

Aydınlık: Kaç çocuğunuz var?

Fatafta: Her hapse girdiğimde Allah bana bir çocuk verdi. 4 kez hapse girdim, 4 çocuğum oldu. İlk çocuğum Temir 30 yaşında ve onunla sadece 5 yılını birlikte geçirebildik. Eşimle 1998’de evlendik ve sadece 6 yıl birlikte vakit geçirebildik.

Aydınlık: 24 yıl boyunca kaç hapishanede yattınız? 

Fatafta: İsrail’in bütün hapishanede esir tutuldum. Toplam 15 hapishane. En son Nafha Cezaevi’nde 7 yıl kaldım.

Aydınlık: Mücadeleye ne zaman katıldınız? Size yönelik suçlamalar neydi?

Fatafta: Öğrenciyken katıldım. 2003’te tutuklandığımda “Elimizde itiraf var, sen askeri cephenin komutanlarındansın” dediler. 24 yıl bu şekilde idari suçlamalarla ve kanıtsız içeride tuttular.  

Aydınlık: Cezaevindeki uzun süreyi nasıl değerlendirdiniz?

Fatafta: Acı ve işkence dolu yıllar oldu. 4 kez açlık grevi yaptım. Okuyarak ve yazarak ayakta kalıyoruz. 2 kitap yazdım. Bunlar dışında hapishane içindeki hayatın hiçbir şey yapmadan geçirilmeyeceğini, orada da bir direnişin olacağını göz önünde bulundurarak hapishane içi moral ve eğitim planları için çalıştım. Hastalıklar oluyordu ve çok kısıtlı ilaç veriyorlardı. O ilaçlar da bizi kobay olarak kullandıkları ilaçlardı. Geceleri baskınlar yapar ve odalar dışında bizi uzun süre tutarlardı. Ailelerimizle görüşemiyorduk. Her 6 ayda sadece 45 dakika görüşebiliyorduk eşimle. Çocuklarımla da çok az görüşebiliyordum. 16 yaşını geçtiklerinde kendi kimliklerini aldıklarında yılda 1 kez görebiliyordum çocuklarımı.

Aydınlık: Cezaevinde örgütsel faaliyetleri nasıl devam ettiriyordunuz? 

Fatahta: Filistin Halk Cephesi’nin günlük eğitimlerini veriyorduk. Diğer partilere, fraksiyonlara bağlı olanlar da vardı. Ulusal günlerde genele eğitim veriyorduk. Örneğin İntifada gibi geneli ilgilendiren zamanlarda. Hamas’a bile eğitim verdik. Ama onun dışında günlük eğitimlerimizi Halk Cephesi’ne veriyorduk. Siyasi, düşünsel, diyalektik, iktisat siyaseti, Filistin davası, Siyonizm gibi konu başlıklarında günlük eğitimlerimiz vardı.

Aydınlık: İsrail hapishanelerinde bildiğimiz kadarıyla 4 bin 700 Filistinli tutuklu var. Bu doğru mu?

Fatafta: Doğru. Bunların 40’ı kadın, 200’ü çocuk, 400’ü idari esir, 700’e yakın da müebbet cezalı esir var.

Aydınlık: Yazdığınız kitapların konusu nedir?

Fatafta: Hapishanede yaşadıklarımı kaleme aldım. Şimdi üçüncü kitabımı hazırlıyorum. Onun ismi Karanlıktaki Meşaleler. 43 esirin hikayesini anlatıyorum.

‘VATAN MECLİSİ’NE İHTİYACIMIZ VAR’

Aydınlık: Güncel siyasi gündeme geçelim dilerseniz. Mahmud Abbas’ın seçimleri erteleme kararı alması Filistin kamuoyunda da eleştirildi. Abbas, İsrail’in Doğu Kudüs’te seçimlerin yapılmasına izin vermemesini gerekçe olarak gösterdi. Bu durum seçimlerin ertelenmesini gerektirir miydi?

Fatahta: Gerektirmezdi. Abbas’ın gerekçeleri doğru değil. Daha önce şunun altını çizmek isterim. Oslo Anlaşmaları bizi sınırlandırıyor. Bizim parlamento seçimlerinden önce tüm Filistinlileri temsil edecek bir Vatan Meclisi’ne ihtiyacımız var. Abbas seçimleri kaybetmekten korkuyor. Doğu Kudüs’tekilerin seçime katılabilmelerini sağlayacak birçok yöntem var. El-Fetih de Hamas da başka ülkelerle gereğinden fazla yakın çalışıyor. El-Fetih, Mısır, Suudi Arabistan hatta Amerika’yla ilişki içerisinde. Hamas ise Katar, Türkiye ve birkaç devletin etkisinde faaliyet yürütüyor. Bağımsız Filistin için önce Filistin örgütlerinin bağımsız olması gerekiyor. Oslo kararları Filistin’in kurtuluşu için İsrail ve ABD için alınmış kararlardır. Bu kararların İsrail’e bir yaptırımı da yok. Bunun en önemli kanıtı daha birkaç gün önce İsrail askerinin Filistinlilere saldırısıdır. Bu saldırı İsrail’in Oslo kararlarını takmadığını gösteriyor. 

Aydınlık: Mahmud Abbas buna rağmen neden Oslo kararlarına atıfta bulunuyor. 

Fatafta: Uyumlu görüntü vermek istiyor. Böylece hem dışarıdan destek görüyor, hem de iç kamuoyuna “Bu sorunun çözümü benim, bakın bu devletler beni muhatap alıyor” demek için yapıyor. Parlamento ve seçimler değil çözüm. Dünyadaki bütün Filistinlilerin katılacağı bir vatan ve millet meclisi kurmak ilk adım olmalı.

Aydınlık: Siyasi bölünme 13 yıldır çözülemedi. Kudüs’ün gasp edilme girişimi bile bu ayrılıkların giderilmesini sağlamadı. Söylediğiniz ortak karar mekanizmasının oluşturulması için daha ne olması gerekiyor?

Fatafta: Ayrışmalar 2007’de Gazze’de başladı. Görüş ayrılıkları vardı ama 2007’den önce Filistin’in bağımsızlığı herkesi buluşturuyordu. 2007’den sonra hem siyasi hem coğrafi ayrışma ortaya çıktı. Hamas’ın 2006’da yüksek oy ve sandalye almasıyla her şey değişti. Kendisini her şeyin sahibi, her şeyden önde ve güçlü görmeye başladı. El-Fetih de geçmişteki gücüne dayanarak aynı yetkiyi kendisinde gördü. Gazze olayları daha büyüktü ve birleştirmedi. 2008, 2012 ve 2014’de büyük saldırılar düzenledi İsrail. ABD Başkanı Trump, İslam dünyasından gelen tüm tepkilere karşın Kudüs'ü İsrail'in resmi başkenti olarak tanıdı ve Tel Aviv'deki ABD Büyükelçiliği'nin Kudüs'e taşınacağını açıkladı ama bu da Filistin’deki örgütleri birleştirmedi. Aksine daha fazla ayrıştırdı. Hamas da El-Fetih de bu siyasi olgunluğu gösteremiyor. Kendi güçlerini korumaya odaklanmış durumdalar. Oslo’da yapılan anlaşmayla yasa yapıcı meclisten sonra iki seçim daha olmalıydı. Biri başkanlık seçimi, diğeri de bütün dünyadaki Filistinlilerin katılacağı milletvekili seçimleriydi. Oslo anlaşmasından hemen kurtularak dünyadaki bütün Filistinlilerin dahil olacağı bir millet meclisi kurulması gerekiyor. Eğer Filistinliler bu Oslo düzenlemelerinden çözüm bekliyorsa sonuç ortada. Oslo, sadece İsrail’in isteklerine uygun ortam yaratıyor.

Aydınlık: Bunu diğer siyasi aktörlerin görmediğini mi iddia ediyorsunuz? 

Fatafta: Mahmud Abbas da, El-Fetih de, Hamas da görüyor. Oslo’dan bir çözüm çıkmayacağını onlar da biliyorlar. 1996’da Şimon Perez demişti ki “Filistinlilere öyle bir şey vereceğiz ki, bizimle uğraşmak yerine onu kaybetmemek için uğraşacaklar.” Oslo’yla birlikte Filistinlilerin direnci kırılmak istendi. Mahmud Abbas 2012’de bunu itiraf ederek “Oslo çıkmaz sokağa girdi” dedi.

Aydınlık: Ama sonraki açıklamalarında hep Oslo’ya atıf vardı. Peki neden vazgeçmiyor? Oslo’yu uygulayacağız, vazgeçmeyeceğiz diyorlar.

Fatafta: Çünkü, Oslo’dan çıkarsak işgalcilerle savaşmak zorunda kalacağız da ondan! Açık söylemek zorundayım. Bireysel ayrıcalıklar büyük davanın önüne geçiyor bazen. Halbuki halkımız, gençlerimiz birçok yerde gösterdiği direnişle bağımsızlık için savaşmayı göze aldıklarını gösteriyorlar. Bizim savaşmayı göze alacak, Oslo’yu kenara atacak bir anlayış ve iradeye ihtiyacımız var. Bugünkü mücadele onun işareti.

‘PERİNÇEK’İN ÖNERİSİ SOMUT’ 

Aydınlık: Türkiye’den birkaç gazete manşetini dikkatinize sunacağım. Hükümete yakın Yenişafak gazetesi “İntifada durdurur” diyerek İntifada çağrısı yaptı. Çok sayıda gazete “ümmet ayağa kalk” başlığı attı. Başka bir gazete “bu zalimlere kim dur diyecek” diye sordu. Bugün bütün Türk gazetelerinde öfke var ama somut bir plan yok. Biz Aydınlık olarak Vatan Partisi lideri Doğu Perinçek’in çağrısını manşetimize çıkardık. Perinçek, kınamayla, sızlanmayla zaman kaybettiğimizi, batı Asya ülkelerinin hem kendi güvenlikleri hem de Filistin için ABD ve İsrail tehditlerine karşı ortak hareket etmesi gerektiğini açıkladı. Bu çağrıyı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Fatafta: Vatan Partisi liderinin açıklaması ve önerisi somut. Aynı yönde düşünüyorum. Türk halkı Filistin davasına bağlı. Yönetimleri bağlayan bazı etkenler var. NATO üyeliği, İncirlik üsleri gibi... Bu zincirlerden kurtulmak gerekir. Tayyip Erdoğan kendinden öncekilerden farklı bir şey yaptı. Uluslararası kamuoyu önünde İsrail’e karşı çok sert bir dil kullandı, ama güvenlik ve ticari ilişkilerde işbirliği sürdü. Bu da Doğu Perinçek’in dediği gibi sözde farklı, eylemde farklı bir tavır oluyor. Bir nokta daha önemli. Türkiye sadece kendi siyasi görüşüne yakın olan grupları destekliyor. Filistin davasını desteklemek tüm Filistinli direnişçileri destekleyerek olur. 

Aydınlık: Söyleşi talebimizi kabul ettiğiniz için teşekkürler.  Türk milletine mesajınızı almak isteriz.

Fatafta: Türk halkının Filistin halkının bağımsızlık davasına ne kadar bağlı olduğunu ve desteklediklerini biliyorum. Tüm dünya halkları yönetimlerinin emperyalizmle, siyonizmle iktisadi, askeri vb. işbirliklerini durdurmak için girişimde bulunmalılar. Türk halkı sokağa döküldü, bunu devam ettirmelerini bekliyoruz. Doğu Kudüs’te baskı altında olan ve direnen bütün Filistinlilerin Türk halkının desteğini görmeye ve hissetmeye ihtiyacı var. Aydınlık Gazetesi’ne, Vatan Partisi’ne gösterdiğiniz samimi dayanışma için teşekkür ediyorum.

(Arapça çeviri: Çimen Filiz Paşa)