ABD Başkanı Joe Biden’ın Ermeni soykırımı yalanını tanımasının, Washington yönetiminin Türkiye’ye karşı saldırı ilanı anlamına geldiğini saptıyoruz. Biden’ın açıklamadan bir gün önce, Erdoğan ile telefonla görüşerek “soykırım olarak tanıyacağım” açıklaması da Tayyip Erdoğan yönetimine yönelik “sizi doğrudan karşımıza alıyoruz” mesajı olarak okunmalı. 

Bu gelişmeler, ABD ile ilişkilerde bundan sonra hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağının işareti.

UZLAŞMAZ ÇELİŞKİ

Sürekli vurguluyoruz, Türkiye ile ABD arasındaki sorunlar, iki müttefik arasındaki taktik meseleler hakkında farklılıklardan kaynaklanmıyor. Türkiye ile ABD arasındaki sorunlar dönemsel değil yapısaldır. Türkiye’nin ulusal güvenlik çıkarlarıyla ABD’nin çıkarları arasında uzlaşmaz bir çelişki vardır. ABD, Türkiye’nin başta Rusya, İran ve komşularının yanısıra Çin ile ilişkilerini Atlantik siteminden bağımsız bir şekilde geliştirmesini, kendi çıkarları açısından en tehlikeli durum olarak görüyor. Türkiye için ise ABD-İsrail tehditlerine karşı Atlantik İttifakı’ndan kopup Asya’ya yönelmek dışında bir seçenek bulunmuyor.

Dolayısıyla, Türkiye’nin S-400’den vazgeçmesi değil Rusya ile yeni savunma işbirliklerine girişmesi zorunlu. Çin ile ekonomik ilişkilerini güçlendirmesi, Kuşak ve Yol Girişimi çerçevesinde projelerde atağa geçmesi nesnel çıkarların belirlediği zorunlu istikamet. Şanghay İşbirliği Örgütü’ne tam üye olmak Türkiye’nin elini güçlendirecek bir seçenek. Yine, Rusya ve İran ile geliştirilen Astana ortaklığından da ulusal güvenlik çıkarları gereği vazgeçilemez. Bu durum, Türkiye ile benzer şekilde ABD tehditlerinin hedefi olan Rusya ve İran için de geçerlidir.

DEVRİMSEL ADIM

Türkiye’nin Atlantik İttifakı’ndan kopması, örneğin Belçika’nın ya da Norveç’in kopmasına benzemez. Çünkü, Türkiye’nin kopuşu, sadece Batı Asya’da değil dünya dengelerinde tayin edici değişiklikler yaratacak kıymette devrimsel bir adımdır. Bugün gelişmekte olan ülkeler arasında orta büyüklükte bir ülke olan Türkiye’nin 20’nci yüzyılın başında olduğu gibi emperyalist sistemin tahakküm zincirini yeniden kıracak, hatta o zamandan daha fazla etkide bulunacaktır. Türkiye’ye tehditler savuran ABD bugün gerileyen kuvvettir. Bu durum aynı zamanda Türkiye’nin elini önemli ölçüde kuvvetlendiren bir etkendir.

KİLİT ÜLKE TÜKİYE

ABD’nin 11 Eylül 2001’den itibaren uyguladığı ana stratejinin amacı, Atlantik karşısında bir seçenek oluşmasını önlemektir. Önce iki dönem Bush yönetimi, arkasından iki Obama dönemi, sonra Trump… Aralarında kısmi farklar olsa da hepsi aynı ana strateji doğrultusunda politikaları uyguladı. Şimdi de Biden yönetimi bu politikalarda vites yükseltiyor.

Rusya ve Çin ulusal güvenlik belgelerinde ABD’nin hasımları olarak nitelenmektedir. Ama bu ana stratejide kilit ülke Türkiye’dir. 1999’da TBMM’de bir konuşma yapan dönemin ABD Başkanı bunu özlü bir şekilde “Türkiye, Asya’nın kilididir ve 21’inci yüzyılın Türkiye’nin kendi geleceğini, bugünkü ve yarınki rolünü nasıl tanımlayacağına göre şekilleneceğini” vurgulayarak ifade etmişti.

STRATEJİK ENSTRÜMAN

Bu strateji doğrultusunda 2002’de Büyük Ortadoğu Projesi oluşturuldu ve uygulamaya sokuldu. Bu projenin merkezinde ise İkinci İsrail projesi bulunuyor. Projede belirlenen hedef, Irak’ın kuzeyinden Suriye’nin kuzeyinde Akdeniz’e kadar ulaşacak bir terör koridoru inşa etmek. Ve bir sonraki adımda İran’dan ve Türkiye’den koparılan parçalarla ABD güdümündeki bu yapı ile birleştirilmesi. İşte bu stratejide PKK, ABD’nin stratejik bir enstrümanıdır. ABD; Körfez Savaşı’ndan itibaren PKK’yı adım adım bu projedeki role göre konumlandırmıştır.

TÜRKİYE-ABD SAVAŞININ ANA CEPHESİ

ABD’nin Ermeni soykırımı yalanı ile ilgili çabaları, tarihteki bir olayı gündeme getirme çabası değildir. Esas amaç, Türkiye’nin ulusal güvenlik çıkarlarını gerçekleştirmek için Suriye’de, Irak’ta, Doğu Akdeniz’de uyguladığı stratejiye karşı uluslararası planda Türkiye’yi baskı altına alıp, içerideki yıkıcılığı hareket geçirmektir. 

Türkiye, Doğu Akdeniz’den, Suriye’ye, Irak’a ve Kafkasya’ya kadar birçok cephede ABD tehditlerinin hedefi durumunda. Tehdidin sıcak çatışmaya dönüştüğü bölge ise Irak’ın kuzeyinden Suriye’nin kuzeyine uzanan cephedir. Türkiye’nin 24 Temmuz 2015’te başlattığı PKK’yı topyekûn bitirme hamlesi bu nedenle tayin edici önemdedir. Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı, Barış Pınarı, Pençe, Pençe Kartal harekatları bu cephede Türkiye’nin silahlı kararlığının sonucudur ve sonuç getirmektedir.

Biden’ın Ermeni soykırımı yalanını açıklamaya hazırlandığı saatlerde başlayan Pençe Şimşek- Yıldırım harekatları da bu nedenle ABD’nin kara gücü PKK’yı bitirme kararlılığının ifadesi olarak okunmalıdır.

Savaşın ana cephesinde Türkiye’nin atağı vardır. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın harekat ile ilgili yaptığı açıklamadaki şu vurgular önemle kaydedilmeli: “Amacımız, güney sınırlarımızda oluşturulmaya çalışılan terör varlığını tamamen ortadan kaldırmak ve ülkemize yönelik tehditleri bertaraf etmektir. Terörün kökünü kazımakta ve vatandaşlarımızı terör belasından tamamen kurtarmakta kararlıyız. Kahraman ordumuzun son dönemde artık doğrudan terörün merkezine yönelen başarılı harekatları, bu hedefimize yaklaştığımıza işaret etmektedir”.

Hükümet toplantısının ardından Erdoğan’ın düzenlediği basın toplantısında “Irak ve Suriye sınırlarımızı terör örgütlerinin tacizinden tamamen kurtardığımız gibi inşallah sınırlarımız ötesinde de herhangi bir terör oluşumuna kesinlikle izin vermeyeceğiz” ifadeleri de…

Önümüzdeki günlerde, Türkiye-ABD savaşının ana cephesinde Türk Ordusu’nun oyun değiştirici gücünün yeni atakları görünmektedir.


Aydınlık