S400 alımına ilişkin konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, 'Bu konunun ne NATO'yla ne F35'lerle ne de ABD'nin güvenliğiyle uzaktan yakından alakası olmadığını herkes biliyor. Mesele S400 değil, Türkiye'nin başta Suriye konusunda olmak üzere kendi kararlarını alıyor olmasıdır.' dedi.

Erdoğan, Ateşyan ve Yakan'a, Türkiye Ermenileri Patriği Mesrob Mutafyan'ın yaşamını yitirmesinden dolayı başsağlığında bulundu. Erdoğan ardından Türkiye Gençlik Vakfı'nca (TÜGVA) Seyrantepe Spor Salonu'nda düzenlenen 5'inci Gençlik Buluşması'na katıldı. Burada konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, gençlere tavsiyelerde bulunarak şöyle dedi:


'VATAN MİLLET DÜŞMANLARINA KAPTIRACAK TEK BİR GENCİMİZ YOKTUR'

Cumhurbaşkanı Erdoğan, nüfusun 82 milyonu bulmasına rağmen çok güçlü insan kaynağına ihtiyaç olduğunu ifade ederek, "Tek bir evladımızın dahi terör örgütleri, ihanet çeteleri, suç yapıları tarafından elimizden kopartılmasına rıza gösteremeyiz. Bu gençlerimiz içinden Peygamber Efendimiz Aleyhi Salâtü Selam, O'nun uğruna kendi hayatını hiçe sayacak Hazreti Ali'ler inşallah çıkacaktır. Bu gençlerimiz içinden Kudüs'ü Haçlılar'a mezar eden Selahaddin Eyyubi'ler çıkacaktır. Bu gençlerimizin içinden İstanbul'u fetheden Fatih'ler çıkacaktır. Bu gençlerimizin içinden Çanakkale'de bir Gazi Mustafa Kemal, Kût'ülAmâre'de, İstiklal Harbi'nde düşmanın yüreğine korku salacak nice kahramanlar çıkacaktır. Bu gençlerimizin içinden Hasan Tahsin gibi tek kurşunla İzmir'de özgürlük ateşini yakan, Ömer Halisdemir gibi İzmir'de tek kurşunla darbecilerin oyunlarını bozan yiğitler çıkacaktır. Bu gençlerimizin içinden Nobel ödülü alan Aziz Sancar'lar çıkacaktır. Bu gençlerimizin içinden dava ateşimizi körükleyen Necip Fazıl gibi Arif Nihat Asya gibi şairlerimiz çıkacaktır. Bu gençlerimizin içinden dünya çapında edebiyatçılar, sanatçılar, müzisyenler, sporcular, matematikçiler, kimyacılar, doktorlar, mühendisler çıkacaktır. Dolayısıyla bizim vatan millet düşmanlarına kaptıracak tek bir gencimiz yoktur. Bizim vandallara, sokak çetelerine kaptıracak tek bir çocuğumuz yoktur. Bizim 34 yıldır gençlerin kanı ve gözyaşıyla beslenen vampirlerin insafına terk edilecek hiçbir evladımız yoktur. Hepsine de aynı hassasiyetle sahip çıkmak zorundayız" diye konuştu.

'TÜRKİYE GÜCÜN HAYIRLI KULLANIMI ÖRNEĞİYSE, İSRAİL TAM TERSİ BİR ÖRNEKTİR'

Reklamdan sonra devam ediyor 

Arif Nihat Asya'nın 'Fetih Marşı'nı okuyan Cumhurbaşkanı Erdoğan, güçlü olanın haklı değil haklı olanın güçlü olduğunu bir dünya düzeni istediklerini kaydederek, şöyle devam etti:

"Bizim, Fatih'in İstanbul'u fethettiği yaştaki her bir gencimize ihtiyacımız var. İşte bu gençliğin inşasını birlikte başararak; önce 2023 hedeflerimize ulaşacak, ardından da 2053 ve 2071 vizyonumuzu sizlere emanet edeceğiz. Biz o günleri göremeyeceğiz ama siz göreceksiniz inşallah. Sevgili gençler, kendinizi asla küçümsemeyin. Gençlik öyle bir güç öyle bir ateştir ki onunla yeri gelir dünyayı değiştirir, öyle gelir dünyayı yakarsınız. Biz gençlerimizle ülkemizden başlayarak tüm dünyayı değiştirebileceğimize inanıyoruz. Sizler de inanıyor musunuz? Onun için de vizyonumuzu geniş tutuyoruz. Bugün Türkiye, sadece bölgesinin değil dünyanın yükselen gücü haline gelmişse bunda gençlerimizin çok büyük katkısı var. Sizler de yakından takip ediyorsunuz. Şayet yeteri kadar gücünüz varsa üzerine bir de iman ve ahlak eklediğinizde bunu hayırlı hizmetlere dönüştürebiliyorsunuz. İmansız ve ahlaksız güç ise maalesef zulme, haydutluğu, hoyratlığa pervasızlığa giden bir yola girebiliyor. Türkiye gücün hayırlı kullanımı örneğiyse, İsrail tam tersi bir örnektir. Biz güçlü olanın haklı değil, haklı olanın güçlü olduğu bir dünya düzeni istiyoruz. Bunun için ne diyoruz? Dünya beşten büyüktür diyoruz. Bunun için Kudüs kırmızı çizgimizdir diyoruz. Bunun için Suriye'de güvenliğin ve huzurun sağlanması için çalışıyoruz."

'NE YAPARLARSA YAPSINLAR BEYHUDEDİR'

Amerika Birleşik Devletleri'nin S400 Hava Savunma Sistemleri ile ilgili rahatsızlığından örnek veren Erdoğan, geçmişin, gençler için paha biçilemez derslerle dolu olduğunu anlatarak, şunları söyledi:

"Biz kendi ayaklarımızın üzerinde yükselmeye başladıkça, hakkı ve hakikati de daha gür bir sesle, daha gür bir eda ile ifade etme imkanı buluyoruz. Bundan rahatsız olanlar, hala eski günlerdeki gibi kendi gemilerini yürütmenin gayreti içindedir. Amerika'nın S400'lerle ilgili tavrı bunun bir örneğidir. Türkiye'nin bu hava savunma sistemini niçin aldığı, hangi şartlarda aldığı, ne şekilde kullanacağı açıkça ortadadır. Bu konunun ne NATO'yla, ne F35 projesiyle, ne Amerika'nın güvenliğiyle uzaktan yakından ilgisi bulunmadığını işin erbabı olan herkes biliyor. Buna rağmen S400 konusunda niçin ülkemizin üzerine böylesine hoyrat bir şekilde geliniyor? Çünkü mesele başka. Mesele S400 değil, Türkiye'nin Suriye başta olmak üzere bölgesindeki gelişmeler konusunda kendi iradesiyle hareket ediyor olmasıdır. Üzüntüyle belirtmek isterim ki ülkemizdeki bir takım çevreler de kimi alenen, kimi el altından aleyhimizde estirilen rüzgarlara nefes veriyor, destek veriyor. Ancak ne yaparlarsa yapsınlar beyhudedir. Türkiye, istiklali ve istikbali için girdiği 15 Temmuz başta olmak üzere pek çok bedel ödediği, şehitler verdiği bu yoldan asla geri dönmeyecektir. Bugün bize S400 aldığımız için böylesine yüklenenlerin dün ülkemiz topraklarına teröristlerin roketleri, bombaları yağdığında mevcut sistemleri nasıl toparlayıp götürdüklerini biz unutmadık. İnşallah geçmişteki pek çok hadise gibi bu meseleyi de aklı selimin, mantığın, ortak çıkarların gerektirdiği şekilde halledeceğiz. Biz insansız hava aracı istedik, dostlarımızdan. Ama ne yazık ki vermediler, Biz silahlı insansız hava aracı istedik, 'Maalesef kongre müsaade etmiyor' dediler. Ne oldu sonra. Şimdi biz insansız hava aracını yaptık mı, silahlı insansız hava aracını yaptık mı? Yaptık. Şimdi daha da ileri modelini yapıyoruz. İstiklal Marşı şairimiz Mehmet Akif'in o güzel dizelerinde ifade ettiği gibi 'Atiyi karanlık görerek azmi bırakmak. Alçak bir ölüm varsa, eminim, budur ancak. Ye's öyle bataktır ki düşersen boğulursun. Ümide sarıl sımsıkı, seyret ne olursun. Azmiyle, ümidiyle yaşar hep yaşayanlar; Me'yûs olanın ruhunu, vicdanını bağlar. Sahipsiz olan memleketin batması haktır. Sen sahip olursan bu vatan batmayacaktır.' Mesele bu. Sizler sahip oldukça batmayacak bu vatanı inşallah her geçen gün daha da yükselteceğiz."

Konuşmasının ardından TÜGVA Genel Başkanı Enes Emiroğlu tarafından Cumhurbaşkanı Erdoğan'a tespih ve tablo hediye edildi.